Birkaç gündür yine aynı hikâye ısıtılıp önümüze kondu.
Ortadoğu’da artan jeopolitik riskler…
Körfez’de yatırım iştahının yavaşlaması…
Ve klasik cümle:
“Bu sermaye Türkiye’ye kayabilir.”

Tanıdık geliyor değil mi?

Aynı filmi daha önce de izledik.

Filmi az geri saralım. Donald Trump göreve geldiğinde, Çin başta olmak üzere birçok ülkeye ciddi gümrük tarifeleri uyguladı. Hatta iktisadi olarak izah edilemez tamamen siyasi paradigmayla saçma seviyelere çıkardı. 

Türkiye’ye ise görece düşük oranlar uygulanmıştı.
O günlerde manşetler hazırdı:
“Fabrikalar Türkiye’ye kayacak.”
“Üretim üssü Türkiye olacak.”
“Fırsata çevirebiliriz.”

Ben o gün de aynı şeyi söyledim:
Fabrika bavul değildir.
Alıp oradan buraya ha deyince getiremezsin diye…

Yatırım dediğin sabır ister, öngörü ister.

Bir fabrikanın yer değiştirmesi;
bir tweet’le, bir vergi kararıyla olmaz.

- Tedarik zinciri var
- Lojistik ağ var
- İnsan kaynağı var
- Hukuk güvenliği var
- 10–15 yıllık planlar var

Yatırımcı şuna bakar:
“Bugün değil, orta ve uzun vadeli ne olacak?”

Çünkü o fabrika kuruldu mu,
Kolay kolay geri dönüşü yoktur.

*

Bugün de aynı heyecan… aynı hata…
Şimdi sahne değişti.
Ortadoğu’da risk arttı.
Körfez’de belirsizlik konuşuluyor.
Ve yine aynı cümle:

“Bu para Türkiye’ye gelir.”

Hatta bir adım ileri gidildi:
“Kripto sermaye de Türkiye’ye kayabilir.”

İyi de…
Niye gelsin?
Şunu hiç soruyor muyuz?

Daha savaşın üçüncü günü kanun teklifi verip kripto varlıklara vergi getiriyorduk, savaşın ortasında yeniden değerlendirilmek üzere geri çektik. Öngörümüz vizyonumuz bu kadar geniş…
Savaşın dördüncü haftası anladık sanırım!

Singapur, Malezya, Çin, Hindistan orada tetikte vergisiz beklerken neden bize gelsin…
Ve sabah vergi getiriyorum, akşam vazgeçtim gibi bir vizyondan uzakken…

*

Sert gerçek: Türkiye cazibe merkezi mi?

Bir gerçekten çok duygusal bir milletiz. Pembe tablo çizmeyi seviyoruz. Çabuk gaza geliyoruz. Bir ülkenin yatırım çekmesi için:

- Enflasyonun öngörülebilir ve makul seviyede olması gerekir.
- Vergi sisteminin sade ve güvenilir olması gerekir.
- Hukukun bağımsız ve hızlı işlemesi gerekir.
- Siyasi iklimin stabil olması gerekir. 
- Ekonomik yapının uluslararası normlara uygun olması lazım.

Bunları çoğaltabiliriz…
Şimdi dürüst olalım…
Türkiye bu başlıkların kaçında yatırımcıya güven veriyor?
Türkiye yüksek faiz ve örtülü taahhüt edilen kur sebebiyle gelen sıcak parayı dışarda tutarsak, son 10 yılda ne kadar sermaye çekebilmiş? 

*

Dün bir televizyon kanalında Sayın Bakan bazı açıklamalarda bulundu. Ve şöyle bir açıklaması oldu: “Paradan para kazananlardan vergi almaya devam edeceğiz. Çok net bir şekilde.”

Bu açıklamayı dar anlamda mı yorumlayacağız, geniş anlamda mı? Mesela hisse senedi alım satımlarına işlem vergisi getirilecekti, laf ağızda döndü dolandı, sonra Sn Cevdet Yılmaz yok böyle bişey, nereden çıkarıyorsunuza getirdi konuyu.
Hatırlıyorsunuz değil mi?

Çünkü Borsa İstanbul fon trafiğinde aktörler kimler tabloya bi bakalım isterseniz?  Vergi geldiğinde ne olacak ona da bi bakalım.
Sonra paradan para kazananlardan vergi almaya devam edeceğiz tezini bir daha masaya yatıralım.

Ayrıca Türkiye’de ücret geliri elde eden emekçilerin maaşlarında kesilen gelir vergisi tutarının, tüm kurumlar vergisi mükelleflerinin ödediği vergiden daha fazla olduğunu da unutmayalım. Yani patron mu çok ödüyor, işçi mi sorunu ajandaya kaydederken, paradan para kazananlar meselesinde samimiyet testine özel pencere açalım.

Bakanın bu açıklamasına nasıl anlam yüklenmeli açıkçası bilemedim. 

Kriptoya vergi getiriyor, sonra vazgeçiyor.
Hisse senedine vergi getiriyor, vazgeçiyor.
Kıymetli taşlara ÖTV getiriyor, vazgeçiyor.

Vergi getirip vazgeçmediklerini burada soluksuz sayarım ama daha fazla canınız sıkılmasın.

*

Vergi gerçeği: Yük ağır, öngörü zayıf

Türkiye’de mesele sadece vergi oranı veya vergi yükü değil. Daha önemli mesele verginin öngörülebilirliği.

Bugün yatırımcı şunu soruyor:
- Yarın yeni bir vergi gelir mi?
- Mevcut teşvik devam eder mi?
- Vergi ihtilafları yaşar mıyım?
- Oyun devam ederken, oyunun kuralları bozulur mu?
- Önüme idare tarafından sürpriz vergi konup, ya öde yada mahkeme orada derler mi?

Yani sorun şu:
Türkiye’de vergi var…
Ama oturmuş bir vergi sistemi yok.

*

Bizim kronik problemimiz: Çabuk heyecan…

Her kriz döneminde aynı refleks:
- “Para bize gelir”
- “Fabrikalar buraya taşınır”
- “Türkiye fırsat ülkesi olur”
- “Sermayenin merkezi olabiliriz”

Ama unutulan şu:
Sermaye romantik değildir.
Hesap yapar.
Ve o hesapta; risk primi yazılır.

Son söz: Fırsat var mı? Var…

Evet, dünya yeniden şekilleniyor.
Evet, üretim zincirleri yer değiştiriyor.
Evet, Türkiye coğrafi olarak avantajlı.

Ama bu avantaj kendiliğinden yatırım getirmez.

Türkiye’nin:
- Enflasyonu kalıcı olarak düşürmesi
- Vergi sistemini sadeleştirmesi
- Hukuk güvenliğini güçlendirmesi
- Ekonomik öngörülebilirliği sağlaması
- İç siyasi belirsizlik ve risklerin ortadan kaldırılması şart.

Aksi halde…

Ne fabrika gelir, ne fabrika satın almak için sermaye gelir, ne de hayalini kurduğumuz Ortadoğu sermayesi gelir. Bu arada Arap sermayesinin Türkiye’ye aktığına dair bazı haberler görüyoruz; ya somut veri ortaya koyun ya da işkembeyi kübradan sallamayın.