Eskiden önemli telefon numaralarını ezberlerdik. Diğer telefonlar için herkesin evinde telefon rehberi vardı, oradan bakılırdı. Yolu tarif üzerine sora sora bulurduk.
Herkes gazete okurdu. Akşam haberleri bütün evlerde çok önemliydi, ailece izlenirdi. Genel kültür bilgileri için evlerde ansiklopediler vardı, onlara bakılırdı. Bizim Meydan Larousse’ler hâlâ duruyor. Hatta ben arada vakit geçirmek için rastgele açar bakardım. O zamanlar YouTube yoktu tabii. Daha kapsamlı bilgiler için kütüphaneye gitmek gerekirdi.
Bir şeyi bilmekle bir şeyi bulabilmek arasında fark vardı. Şimdi o fark silindi. Bilmek gereksiz, erişmek ise anlık oldu.
Örneğin bir adresi bilmiyorsun veya tam hatırlayamıyorsun, Google Haritalar var. Bir tarihi karıştırıyorsun, Google var. Bir ismi, bir kavramı, bir cümleyi anımsayamıyorsun, yine Google. Zamanla fark etmeden hatırlamayı bıraktık. Çünkü gerek kalmadı. Hafızada tutmak ve hatırlamak zahmetli bir iş, biz de doğal olarak zahmeti teknolojiye devrettik.
***
Artık telefon numaralarını ezberlemiyoruz, yol tariflerini öğrenmiyoruz, metinleri aklımızda tutmuyoruz. Çünkü nasıl olsa hepsine rahatça ulaşabiliyoruz. Ama bunun da bir bedeli var. Kullanılmayan kas nasıl zayıflıyorsa, kullanılmayan hafıza da köreliyor.
Daha tehlikelisi ise hafızanı devrettiğin yerde kontrol de el değiştiriyor, yönlendirme başlıyor. Ne aradığını, neyi merak ettiğini, neyi hatırlamak istediğini sistem belirliyor. Senin yerine hatırlıyor ama aynı zamanda seni yönlendiriyor. Soruyu sen soruyorsun ama karşına çıkan sonuçlar tarafsız değil. Sana sunulan şey seçilmiş bir bilgi. Görmediklerin ise sessizce hafızadan siliniyor.
Günümüzde gideceğin yere onun istediği güzergâhtan gidiyorsun. Kalacağın otele, gideceğin restorana o seni yönlendiriyor. Pişireceğin yemeğin tarifini o veriyor…
İnsan kendine ait olmayan bir hafızayla düşünmeye başlayınca, düşünce de başkasının filtresinden geçiyor.
***
Baktığında her şey çok daha kolay, çok daha konforlu görünse de sadece bilgiyi zihinde tutmak ve bilgiye ulaşmak hafıza değildir. Hafıza, bilgiyi zihinde tutmakla birlikte onu yorumlamak, nereden geldiğini, neyi tamamladığını, neyle çeliştiğini veya neyle eşleştiğini, hangi durumda işe yaradığını bilip gerektiğinde onu çağırabilmektir.
Dijital bellek hızlı ama yüzeyseldir; bilgiyi tutar ama derinleştirmez. Yani dijital bellek, neyin ne olduğunu bilir ama neden, nasıl ve neyle ilişkili olduğunu umursamaz. Bilgiyi bağlamından kopuk şekilde saklar, bir önem sırası yapmaz, duygusal ya da zihinsel bir iz muhafaza etmez. Bilgiyi görür, kaydeder ve geçer, başka bilgilerle bağ kurulmaz.
İnsan hafızası ise böyle çalışmaz. İnsan hatırlarken seçer, ayıklar, önemli olanı tutar, önemsizi eleyerek anlam inşa eder. Duygu ekler, deneyim ekler, zaman ekler, sebep sonuç ekler ve bunların hepsiyle ilgili bir hayal, bir anı üretir. Bu yüzden insan hafızası yavaştır ama derindir. Bir koku, bir ses, bir cümle birçok şeyi bir anda hatırlatır, bağlantılar kurar.
Dijital bellek ise her şeyi eşitler. Bir fotoğrafla bir felaket yan yana durur. Bir alıntıyla bir alışveriş listesi aynı değerdedir. Hepsi aynı klasörde, aynı arayüzde, aynı hızda… Anlam farkı kaybolur.
***
Hafızayı tamamen Google’a emanet ettiğinde, zihinsel kaslarını bilerek devre dışı bırakıyorsun. Oysa hatırlamak, düşünmenin temelidir. Hatırlamayan insan sorgulamaz, sorgulamayan insan yönlendirilir.
Hatırlamadığın şeyi savunamazsın. Bilmediğin geçmişle sağlıklı bir gelecek kuramazsın. Dijital bellek yardımcı olabilir ama hafıza, devredilecek bir şey değildir. Çünkü hafıza sadece bilgi değil, kimliktir.
Bu durum bireysel olduğu kadar toplumsal bir meseledir. Çünkü toplumlar da hafızalarıyla ayakta kalır. Geçmişi, hataları, deneyimleri, kırılma anlarını unutan toplumlar aynı döngüleri tekrarlar.
Google arşiv tutar. İnsan ise anlam. O farkı unuttuğumuz gün, bilgi kalır ama anlam kaybolur.