Her şey cuma gecesi başladı... İstanbul’da yağmur sesi yeri göğü inletiyor... Ben sıcak evimde, elimde kahvemle battaniye altında film izliyorum. Ve “Cuma, bir yerlere çıkıyor musun?” diye mesaj atan herkesin deli olduğunu düşünüyorum.Saat 21.00’de, üç arkadaşımın “Bir ofis partisindeyiz; n’olur gel. Hadi atla gel!” ısrarlarıyla, bir saatlik düşünme süresinin ardından popomu sıcak yerden kaldırdım; Beyoğlu Tünel’deki partiye gittim.
Bu arada ben, ofis partisi denilen şeyin eski tip pembe memur dosyaları, ataç ve not kağıtları arasında, karton bardaklarla şarap içilen bir şey olduğunu sanırken, havalı, kocaman bir katta, şık şıkıdım bey ve hanımların arasında, güzel müzikli süper bir partiye daldım.

Beni asıl şaşırtan ise bir iş hayatları olmasa Arnavutköy sınırlarından çıkmayacak o üç kişinin böyle bir havada, kalkıp partiye gelmesiydi.
“Bu nasıl oldu?” diyorum, “Opposite” (İngilizce, zıt, ters) diyorlar gülüşüyorlar; “Barış’ın konuştuğu kız, model değil mi?” diyorum “Opposite’in sonucu” diyorlar. Bir şey anlamıyorum! Anlatıyorlar...
‘OPPOSITE’ DE NE? ANLATAYIM...
İşte bu noktada, tüm bu olup bitenlerden üç-dört saat öncesine, bir eve gidiyoruz...
Birbirleriyle komşuculuk oynamayı pek bir seven üç kanka, ellerinde Seinfeld dizisinin DVD’leri, kuruluyorlar televizyon karşısına...
Dizinin ‘Opposite’ adlı bölümünde George Costanza’yı sahilde düşünürken görüyoruz. Bu kel, göbekli, işsiz, sevgilisiz ve kırklarında hâlâ ailesiyle yaşayan adam, her zaman gittikleri kafede Jerry ve Elaine ile buluşuyor ve yeni kararını açıklıyor:

“Her şey çok açık; bugüne kadar verdiğim her karar yanlıştı. Hayatım benim istediğimin tamamen zıddı. Her içgüdüm, yediğim her şey, giydiklerim... Hepsi yanlıştı. Bundan sonra her şeyin zıddını yapacağım.”
TERSiNi YAP, KAZAN!
Garson “Tuna balıklı sandviç ve kahve değil mi?” diye sorduğunda önce onaylayıp sonra “Hayır... Hayır... Yıllardır bunu yedim, tam tersini istiyorum” diyerek tavuklu salata istiyor!
Ardından da, o yemek siparişi verirken kendisine doğru bakan güzel kadını görüyor, yanına gidiyor ve normalde yapmayacağı şeyi yaparak “Bana baktığınızı gördüm” diyor.
Kadın da onaylayarak “Benimle tamamen aynı yemeği sipariş ettiniz” deyince, George ‘opposite’in dibine vuruyor:
- Merhaba ben George, işsizim ve ailemle yaşıyorum!
- Merhaba ben de Victoria...

‘Tersine kuralı’ işliyor ve George’un bir kız arkadaşı oluyor.
Sinemada kendini rahatsız eden adamlardan kaçmak yerine -ki normalde bunu yapardı- onlara kükrüyor; tüm sinemadan alkış, kızdan övgü alıyor...
‘PATRON PiSLiĞiN TEKiYDi’
Kız otomobilde “Evime çıkalım mı?” dediğinde, “Daha birbirimizi yeni tanıyoruz” diyerek teklifi reddediyor ve hatunu kendine hayran bırakıyor.
Hele bir de iş görüşmesi var ki... “Daha önceki iş tecrübeleriniz?” dendiğinde “Bilmem ne şirketinde şu görevdeydim, temizlikçiyle tuvalette seks yapıp kovuldum”, “Önceki işte de patron pisliğin tekiydi” yanıtlarıyla dikkat çekiyor; ‘büyük patrona’ ettiği “Kararlarınız bu takımı batırdı” gibi cümleleriyle de New York Yankees’te iş buluyor...

BUNDAN SONRA BÖYLE!
Ve gerçek hayata dönersek, üç arkadaşım bu bölümü izledikten sonra gelen parti davetine önce “Evimizde oturalım” yanıtı veriyor; sonra diziyi düşününce müthiş bir gece geçiriyorlar.
Ve yukarıda anlattığım her şey tam beş yıl öncenin hikayesi.
Yeni haberse şu; benim yazım üzerine bu yöntemi uygulayıp tanışan Selim ile Yeşim’in bir bebeği oldu geçtiğimiz hafta Amerika’da.
Sanırım bazen klişelerin, alışkanlıkların tersini yapmak da yeni ufuklar açabiliyor hayatımızda.