Fahrettin Koca, 10 Temmuz 2018’de Sağlık Bakanlığı’na atandı. 2 Temmuz 2024’te görevden alındı. Mütevelli Heyeti Başkanlığını yaptığı Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı tarafından teşvikli ve hepsi kamu arazisine 12 hastane yaptırdığı, TBMM Genel Kurulu’nda CHP’li Murat Emir tarafından gündeme getirilmişti. TCDD Ankara Gar binasına ait arazi ve binalarının yerinde şimdi Medipol Üniversitesi var. Bir zamanlar Atatürk Orman Çiftliği’ne ait arazi üzerinde şimdi bakanın vakfının hastane binası yükseliyor. Bu bina ile ilgili yazılara erişim yasağı getirilmesinin nedeni de “milli güvenlikle ilgili” deniliyor.

Koca’nın vakfı büyüdükçe büyürken, Murat Emir’in açıklamasına göre 6 yılda 12 hastane sahibi olunurken, bakanlığı döneminde boşaltılan ve atıl kalan hastane binaları akla geliyor. Şehir hastaneleri uğruna, birçok hastane binası boşaltıldı.  Örneğin Ankara Atatürk Hastanesi, Numune Hastanesi, Yüksek İhtisas Hastanesi de boşaltılan yerler arasındaydı. Sağlık Bakanlığı’nın bazı birimleri, çoğu AKP’li iş insanlarına ait binalarda kiracı. Oysa, boşaltılan hastanelerden yararlanma yoluna gidilmedi ve kira ödemeleri Koca döneminde hep devam etti.

ŞEHİR HASTANESİNİN GÖLGESİNDE

Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yapımına MHP’li Osman Durmuş’un bakanlığı döneminde başlanmıştı. 2004 yılında açılış töreninde yapılan konuşmalarda Ankara’nın en modern hastanesi olarak tanıtılmıştı. Farklı bir mimari, merdiven yerine katlara dönerli yollarla ulaşılıyordu. 2019’da tüm personeli ve ekipmanıyla birlikte Ankara Bilkent Şehir Hastanesi kampüsüne taşındı ve kapatıldı. Bu kapatma, Fahrettin Koca döneminde gerçekleşti.

Aradan yedi yıl geçti. Bina hâlâ boş. Bilkent Şehir Hastanesi’nin çok katlı binaları arasında harabe halde tutuluyor. Bu görüntü yalnızca bir yapının çürümesi değil, bir sağlık politikasının sınanmasıdır.

KAMU KAYNAKLARI ÇÖPE

Şehir Hastaneleri Modeli için uzmanlar sıkça, “kara delik” diyor. Daha çok hasta muayene edilmesi için muayene süresini 5 dakika ile 10 dakika arasında sınırlayan bir anlayış var. Büyük kampüsler, ileri teknoloji, tek merkezden yönetim, geniş uzmanlık alanları... Teori şuydu: Dağınık kamu hastaneleri yerine merkezi ve büyük kompleksler, daha düşük birim maliyetle daha yüksek verimlilik sağlayacaktı.

Büyük şehir hastaneleri yapılırken, tarihi özelliği olan hastaneler de kapatıldı ve atıl kamu mülkü olarak kaldı. Atatürk Hastanesi örneği, şehir hastanelerine geçişin en somut sonuçlarından birisi. Kamu kaynaklarıyla yapılmış, henüz ekonomik ömrünü tamamlamamış bir tesisin kapatılması başlı başına tartışılabilir. Fakat daha tartışmalı olan, bu tesisin uzun süre atıl bırakılması. En basit planlamayla geriatri merkezi, endokrinoloji referans hastanesi, yanık ve yara tedavi merkezi, diş hastanesi, rehabilitasyon ve kronik bakım merkezi, laboratuvar olarak değerlendirilebilecek bir kompleks, çürümeye terk edilmiş durumda. Tasarruf sağlanmak istenirken, kamusal yatırımın değeri neden korunmaz?

STANDARTLARIN ALTINDA

Tel örgüler arkasından Yüksek İhtisas Hastanesi’nin fotoğrafını çekerken, duvarda asılı kalmış “Sağlıkta Öncü Hastane” tabelasının hâlâ yerinde durduğunu gördüm. Bu bina Ankara Üniversitesi’ne devrediliyor. Hemen yanındaki Numune Hastanesi 1928–1933 yılları arasında yeniden inşa edilirken iş insanı Vehbi Koç tarafından yapımının üstlenildiği ve yalnızca sağlık hizmetinde kullanılma şartıyla devlete bağışlandığı ifade ediliyor. Bu bağışın koşulu gereği, hastane arazisinin sağlık dışında kullanılmasının hukuki tartışmalara yol açabileceği ileri sürülüyor.

Hastanenin son durumuna baktığımızda İl Sağlık Müdürlüğü, üç ilçenin Sağlık Müdürlüğü bu binada hizmet veriyor. Boş bulunan bazı katların da yine sağlık hizmetlerinde kullanılacağını öğrendim.

TASARRUF SÖYLEMİ VE KAMU HARCAMALARI

Şehir hastanelerinin önemli kısmı kamu-özel işbirliği modeliyle yapıldı. Devlet, belirli süreli kira ve hizmet bedeli ödemeyi taahhüt etti. Savunulan tez, uzun vadede bakım ve işletme maliyetlerinin optimize edileceği yönünde. Ancak eleştiriler, kira yükümlülüklerinin bütçe üzerindeki baskısı da malum. 

Bu noktada Atatürk Hastanesi gibi yeni sayılabilecek bir kamu yatırımının atıl bırakılması, sorgulanmalı. Bir kamu binasının ekonomik ömrü 30–50 yıl iken, 15 yıl dolmadan işlevsiz hale gelmesi yatırım planlaması açısından tartışmalı. 

Sağlık politikaları yalnızca bugünün değil, geleceğin demografik yapısını da hesaba katmak zorunda. Türkiye hızla yaşlanan bir nüfusa sahip. Kronik hastalık yönetimi ve uzun süreli bakım merkezlerine ihtiyaç artıyor. Boş bırakılan kamu hastaneleri, bu ihtiyaca yanıt verebilecek potansiyele sahip. Ancak dönüşüm planı açıklanmadığında, kamuoyunda “israf” algısı güçleniyor. Onlar boş hastane binası, beton yapı değil. O binalar kamu yatırımı, vergi, emek ve hafızadır.

BAKAN TALİMAT VERDİ AMA...

Fahrettin Koca’nın bakanlıktan alınmasının ardından Sağlık Bakanlığı’na Prof. Dr. Kemal Memişoğlu getirildi. Boş olan hastane binalarının kullanılır hale getirilmesi, buralara öncelikle kiralık binalarda hizmet veren birimlerin taşınması bakanın ilk talimatı oldu. Ancak, bürokraside işler ağır yürüyor. Hâlâ bu emir yerine getirilmiş değil. Şunu da hatırlatalım, Sağlık Bakanlığı binası da Şehir Hastanesini yapan firmanın. Bakanlık binası için de kira ödeniyor.

Atatürk Hastanesi’nin içine düşürüldüğü durum, eski yöneticilerini, doktorlarını, diğer sağlık görevlilerini üzüyor. Camları kırılmış, kapıları sökülmüş, kabloları çalınmış, sonra kapıya güvenlik konulması akla gelmiş. Tam yedi yıldır böyle bir manzara var.  

Yıl 2026. Bilkent Hastanesi kampüsü bitişiğindeki “Atatürk Hastanesi”nin adı kalmış. Soru hâlâ aynı: Tasarruf mu, yoksa israf mı? Bunun yanıtı, yalnızca Ankara’nın değil, Türkiye’nin sağlık politikalarının yönünü belirleyecek. Memişoğlu’nun Atatürk Hastanesi için planı, laboratuvar kurulması, kiralık bazı birimlerin düzenlenip bu binaya taşınması. Zaman alacak ama böyle bir adımın atılması bile önemli.

Eğer, niyetiniz binaya dokunmamaksa, hiç değilse, harabenizden “Atatürk” adını kaldırın!