Beş bin yıllık yazılı tarihin en eski sorularından biridir. Bir savaş nasıl kazanılır? Yanıt basittir: Daha güçlü ekonomi, daha kuvvetli ordu, üstün teknoloji ve vizyon sahibi liderler... ★★★ Bu kriterler, bir ölçüde değişti. Günümüzde, savaşlar yalnız cephede değil... Enerji piyasalarında, ulaştırma koridorlarında, finans sisteminde, kamuoyu algısında, tarafların maliyeti karşılama kapasitesinde ve diplomasi masalarında kazanılıyor. Sosyal medya ve algı yönetiminin rolü de küçümsenmemeli... ABD/İsrail-İran savaşında yaşanan krizler, günümüz savaşlarının küresel bir etkiye sahip olduğunu da gösterdi. ★★★ Savaşın başlangıcında; ABD’de, Avrupa’da, Körfez ülkelerinde, Müslüman ülkelerde öngörü şuydu: İran’ın lider kadrosunun kısa sürede etkisiz duruma getirileceği ve karar alma mekanizmasının felç olacağı... MOSSAD ve CIA vasıtasıyla halkın kışkırtılarak, kitlesel protestolarla Molla rejiminin çökeceği... Nükleer zenginleştirme tesislerinin yok edileceği... Balistik füze kapasitesinin ortadan kaldırılacağı... İran’ın savaşma azim ve iradesinin kırılacağı... ★★★ İran’ın ekonomik ve askerî açıdan çökmesi, İsrail’in uzun vadeli stratejik hedefidir. Ayrıca Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de bir Kürt devletinin kurulması, hem ABD’nin hem de İsrail’in projesidir. 2015’te, Suudi Arabistan ve İsrail, bölgede bir Kürt devletinin kurulması konusunda zaten anlaşmışlardı. ABD için hedef, İran’ın kendi ekseninde konumlanmasıdır. Suriye, Irak, Libya gibi... ★★★ ABD ve İsrail, bu umutlarla ve büyük hayallerle saldırıya başladılar. Evet, İran askerî ve ekonomik açıdan büyük zarar gördü. Üst düzey lider kadrosunu kaybetti. Önemli ekonomik ve askeri hedefleri vuruldu. Fakat, İran devleti ayakta kaldı. Karar alma mekanizması çökmedi. Rejim değişmedi. Çünkü, İran’da iç cephe, sağlam durdu. Arap ülkelerinde görülen göç, İran’da gerçekleşmedi. Ve İran ordusu dağılmadı. ★★★ Trump, “İran artık nükleer silaha sahip olamaz” diyor ama, İran’ın zaten nükleer silah elde etme hedefi yoktu. Trump, “Hürmüz Boğazı’nı açtık” diyor ama, saldırıdan önce zaten açıktı. Trump, zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesini büyük başarı olarak sunuyor ama, Obama döneminde İran’la zaten bu konuda anlaşma yapılmıştı. ★★★ Netanyahu, ABD-İran arasındaki anlaşmadan hiç mutlu değil... İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı, “Trump’ın anlaşması bizi bağlamaz...” dedi. Bu nedenle, İsrail Lübnan’a saldırıları durdurmadı. ★★★ İran ne elde etti? Balistik füze kapasitesinin müzakere konusu edilmemesini sağladı. Yaptırımların kaldırılması ve el konulan varlıklarının iadesi yolunda istediklerinin önemli bölümünü aldı. Ve İran ateşkes masasına, yenilmiş bir aktör olarak değil; vatanını savunan bir devlet olarak oturdu. Bu, savaş tarihi açısından incelenmeyi hak eden, kayda değer bir başarıdır. ★★★ ABD’nin yıllık askeri harcaması yaklaşık 1 trilyon dolarken, İran’ın en fazla 8 milyar dolar. İsrail’in yaklaşık 50 milyar dolar. Yani, ABD’nin yıllık askeri harcaması İran’ın 130 katı... Ve bu İran, ABD’yi masaya oturmaya zorladı... ★★★ ABD, dünyanın en büyük askerî gücü... Ancak, Trump için savaşın siyasi maliyeti kabul edilebilir değildi. Çünkü, siyasi hayatını yok edecek bir riske dönüşmüştü. Çünkü, Kasım 2026’da ABD’de ara seçimler vardı ve Trump’ın bir başarı hikayesine ihtiyacı vardı. ★★★ Trump’ın öngörmediği krizler ortaya çıktı. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin kâbusu oldu. Petrol fiyatları yükseldi. Enflasyon riski arttı. Ve ABD, İran’la masaya oturmak zorunda kaldı. ★★★ İran, stratejinin “kuvvet, zaman, mekân” unsurlarından “zaman”ı iyi yönetti. Savaşı uzattı... Savaş uzadıkça, İran’ın pazarlık gücü arttı. Hürmüz kartını iyi oynadı... Balistik füze gücünü iyi kullandı... Körfez ülkelerini sindirmeyi başardı. Sonunda, bir zafer olmasa da, bir üstünlük ortaya çıktı. ★★★ Rusya, bu süreçten ekonomik kazanç elde etti. Yükselen enerji fiyatları Moskova’nın gelirlerini artırdı. Çin ise, stratejik sessizliğini korudu. Ama uzun vadeli stratejik sonuçlar elde etti. Enerji yollarının çeşitlendirilmesi yönünden dersler çıkardı. Avrupa ise, bir kez daha taraf olmadığı krizlerin ağır ekonomik bedelini ödeyen aktör oldu. Önce Ukrayna’da... Şimdi Hürmüz’de... ★★★ Körfez ülkeleri, İran’dan bu denli etkileneceklerini öngöremediler. ABD’nin kendilerini savunacağını düşündüler. Oysa ABD, bu zengin silah müşterisi ülkeleri yalnız bıraktı. ★★★ Ve Türkiye... Yüksek enerji maliyeti, ekonomiyi olumsuz etkiledi. Enerji koridorları ve lojistik merkez olma potansiyeli, Türkiye’yi önemli bir aktör konumuna getirdi. Önemli olan, Türkiye’nin bu avantajları kullanma yeteneği ve kapasitesi... ★★★ 17 Haziran 2026’da, ABD-İran arasında imzalanan “Mutabakat Zaptı” tüm anlaşmazlıkları ortadan kaldırmadı. Tarafların, sadece nefes alma molası... Çatışma riskinin yüksek olduğu, ateşkesin kırılgan olduğu bir mola... Prusyalı strateji ustası Clausewitz der ki: “Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır.” ★★★ Sonuç olarak... ABD ve İsrail, İran’ı yenemedi. Tersine, ABD, İran’a 300 milyar dolar “savaş tazminatı” ödemeyi kabul etti. “Savaş tazminatı”nı yenilen taraf öder. İran şunu gösterdi: İç cephe güçlüyse, devlet çökmez.