İngiliz İktisatçı Thomas Malthus (1776-1834), nüfus geometrik (2,4,8,16 gibi)  gıda üretimi ise aritmetik (1,2,3,4 gibi) artacağından bir gün gelecek herkese yetecek besin bulunamayacak; “biri yerken diğeri bakacak, kıyamet bundan kopacak” demişti. Çok sonraları 1968’de Paul Ehrlich ve Anne Ehrlich, birlikte yazdıkları “The Population Bomb” (Nüfus Bombası) adlı kitapta aynı konuyu işlemişlerdi. Haksız değillerdi. İlk örgün insan toplumları oluştuktan 15 bin yıl sonra, 1800’de dünya nüfusu 1 milyar olmuştu. 2 milyara çıkması 130 yıl aldı. 3 milyara 30 yılda, 4 milyara 15 yılda çıktı. Şimdilerde 8.5 milyar. Malthus’un öngörüsü gerçekleşmedi. Çünkü gıda üretimi; mekanizasyon, böcek ilaçları, yapay gübre, sulama, tohum ıslahı ve ilerleyen tarım mühendisliğiyle, nüfustan daha hızlı arttı. Bu sayede kişi başına düşen besin tüketimi azalmadı çoğaldı. Derken görüldü ki, yavaştan “nüfus azalması” diye tam tersi bir sorun oluşmaktaymış. Merak etmeyin: Dünya nüfusu bu yüzyılın sonundan Türkiye’nin nüfusu da 2050’den önce toplamda azalmayacak. Pek tabii, bu da yanılma ihtimali olan bir öngörü. Ortaya çıkacak beklenmedik olaylar, mesela 3. dünya savaşı çıkar, hele hele o savaşta nükleer silah kullanılırsa, küresel nüfus çok daha önce azalabilir.

İAŞE, İBATE VE TENASÜL

İnsan dahil canlılar, üç temel içgüdüyle doğar. Bunlar sırasıyla 1. Beslenme (iaşe), 2. Barınma/korunma (ibate) ve 3. Türünü (neslini, soyunu) sürdürme (tenasül) dir. (İngilizcesi food, shelter, sex). Tenasül, hem bireysel hem de toplumsal bir dürtüdür. Azı da çoğu da sakıncalıdır. Bu nedenle, toplumları yönlendiren ve yönetenler yani din adamları, iktisatçılar, kanaat önderleri ve siyasetçiler nüfus değişimleriyle yakından ilgilidir. Nüfusun sabit kalması için kadınların hayatı boyunca 2.1 çocuk doğurması gerekiyor. Buna TRF (Total Fertiliy Rate) deniyor. Nüfusun hızlı arttığı dönemlerde ülke TRF’leri 5-6 dolayındaymış. 50 yıl kadar önce gelişmiş ülkelerde bu sayı azalmaya başlamış. Şimdilerde dünya nüfusunun üçte ikisinin yaşadığı ülkelerde TRF, 2.1’in altına düşmüş durumda. Asya kaplanlarında bu sayı 1 dolayında. Sadece Afrika ve bazı az gelişmiş ülkelerde yüksek. Onlarda bile gerileme var.

NÜFUS ARTIŞI NİÇİN NÜFUS AZALMASINA DÖNDÜ

Biyolojide ömrü kısa, ölmesi kolay canlılar çok ve çabuk ürer diye bir kuram vardır. Ayılar, tavşan kadar çoğalmaz. Denizlerde hamsi kadar kalkan olmaz. İnsanlar tıp bilimi ve teknoloji sayesinde uzun yaşar zor ölür oldu. Ama bunun idrakine varıncaya kadar tavşan gibi çoğaldı. Bilinçlendikçe çoğalma içgüdüleri zayıfladı. Diğer yandan laiklik ve demokrasi de “kadın haklarını genişletirken, annelik arzusunu” azalttı. Feminizm, hiç ya da az çocuk yapma kültürünü yarattı. Kadınlar çocuk yapmaktan kaçtıkça, erkekler de baba olmaktan ürker oldu. Kadın erkek eşitliği, “erkeksi kadınlar ve kadınsı erkeklerin çoğalmasına da” yol açtı. Evlilikteki karşılıklı bağımlılık tarafların hareket alanı daraltınca, karşılıklı bağımsızlık yani boşanma özgürleşmek oldu. Bu da doğal anlaşmazlıklara dayanıksız evlilik tipi yarattı. Devlet nasıl aşırı nüfus artışını engellemeye çalıştıysa, bu sürece bir şekilde müdahale etmeye mecburdur. Çünkü soyu sürdürme, bireyi olduğu kadar toplumu da ilgilendirir. Batı ülkeleri “göçmen” alarak nüfus azalmasının yarattığı işgücü açığını kapattı. Ancak bu çözümün, özellikle İslam’ın toplumlarında bir “kültür sorunu” yaratacağını görmediler. Son günlerde “organik nüfus büyümesi” arayışları bu yüzden hız kazandı.  

SON SÖZ: Kadın erkeğin aynısı değil, dengidir.