
Hurşit Tolon, ‘cezaevi mazgalından’ bakıldığında adaletsizliğin had safhada olduğunu belirterek, “Bizde nefret yok. Ama bu yapılanların hesabını da mutlaka soracağız” dedi
Hurşit Tolon, Ege Ordu komutanlığı, 1. Ordu Komutanlığı, Genelkurmay Genel Sekreterliği gibi önemli görevlerde yıllardır bulunmuş bir komutan. Gün geldi, emekliye ayrıldı. Boş durmadı. Konferanslar verdi, kitaplar yazdı, ülkenin gidişatını ve bundan duyduğu rahatsızlıkları dile getirdi.
'Türkiye çok kritik bir dönemden geçmektedir'
O günlerde bir “Ergenekon Rüzgarı” estiriliyordu. Generallerin ikamet ettiği korumalı lojmanına bir sabah 14 polis geldi. Evde arama yapmak istiyordu. Lojmanına çok yakın bir yerde bulunan oğlu Tolga Tolon ise sabah evinden işyerine giderken kapıda polisleri görmüştü. “Hayırdır bir şey mi var?” dediğinde, önemli bir şey olmadığı söylendi. Tolga gider gitmez, o polisler evine girdi. Arama yaptı. Aynı saatlerde başkalarının da evi aranıyor, “Ergenekon” için suç kanıtı bulmaya çalışıyorlardı. Hükümet ve bugün onların “paralel yapı” dedikleri el ele, kol kola gizli tanıklarla, imzasız ihbar mektuplarıyla insanların geleceğini karartıyor, suç delili olmadan cezaevine gönderiyorlardı.
Sınıf arkadaşları aynı odada
Cezaevinde çok şey öğrendiler. Hurşit Tolon, sınıf arkadaşı 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’la birlikte Silivri 5 No’lu cezaevinde aynı odayı paylaşıyordu. Sonra aralarına MGK eski Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç da katıldı. Ordu komutanlıkları yapmış, genelkurmay başkanlığı yapmış kişiler “terörist” olarak aynı odaya atılmışlardı. Onlar da nasıl terörist olduklarına şaşırmışlardı. Terörle mücadele edenler, terörist olmuşlardı. Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı Adası’nda yargılanması aşamasında Adanın da sorumlusu olan Tolon Paşa, şimdi Abdullah Öcalan’la aynı kefeye konuluyordu...
Hadi, “düzmece teröristliği” anladık da, Malatya Zirve Yayınevi’nde 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesi olayına ne demeli? Hurşit Tolon, onların öldürülmesi emrini vermiş! Breh breh...
Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, Malatya İnönü Üniversitesi’nin rektörü. Orgeneral Hasan Iğsız, Malatya’da Ordu komutanı. Hurşit Tolon, üniversiteye konferans için çağrılmış. 21. Yüzyılda Türkiye’ye anlatacak. Onun üniversitede konuştuğu 18 Nisan 2007’de, Zirve Yayınevi’nde büyük bir katliam gerçekleşiyor, bu eylemi gerçekleştirenler de olay yerinde yakalanıyorlardı. Bir “gizli tanık” bulunduğunda ne senaryolar üretilir, bu dava da Ergenekon’a bağlanabilir, Tolon’a de neler yapılmazdı ki... Ve sonunda, Zirve katliamını sözde Ergenekon örgütüne bağladılar, Hurşit Paşa’yı da davanın sanığı yaptılar...
Katliam emri!..
Ergenekon Davasından hüküm giyen herkes, gerekçeli karar Yargıtay’a zamanında gönderilmediği için tahliye edildi. Bir tek Hurşit Tolon kalmıştı. O, Ergenekon davasından tahliye edilmiş ama Zirve Yayınevi katliamından dolayı serbest bırakılmamıştı... O nazik, o beyefendi insana “katliam emrini verdi” iddiası bile onun dengesini bozmuştu. İftira ama bu kadarı da olur mu? Tolon’un avukatı İlkay Sezer, davanın hem gizli tanığı, hem de tanığı olan TSK’dan disiplinsizliği nedeniyle atılmış uzman onbaşı İ.Ç.’nin yalanlarını belgelerle ortaya koyuyor, her iddiayı resmi belgelerle çürütüyordu ama nafile... Gizli tanık, her yalanı ortaya çıktıkça yeni yalanlar üretiyordu. O, ne söylenmesi gerekirse onları söylüyordu. Özel yetkili Mahkemelerin kaldırılmasıyla birlikte davaların seyri de değişti. Tolon’un deyimiyle “vicdanlı hakimler” de var. Tolon, Zirve Davasından tahliye edildi. Ankara’yla gelir gelmez önce Anayasa Mahkemesi önünde “Adalet Nöbeti” tutanları ziyaret etti. Cezaevinde olan komutanlar da, ülkenin gidişatıyla yakından ilgileniyor. Hurşit Paşa’ya “Cezaevinden ülke nasıl görünüyor?” diye soruyoruz. Şunları söylüyor:
“En vahim görüntü, düzmece delillerle, sahte belgelerle, imzasız ihbar mektuplarıyla, yalancı gizli tanıklarla adil yargılama kuralları çok ciddi şekilde ihlal ediliyor. Bu yüzden çok sayıda insan mağdur edildiği için adalete, yargıya olan güven kaybolmuş. Bu halkın genelinde yaralar açmış. Cezaevlerinde bulunan askerler resmen tutsak.
En vahim görüntü
Türkiye Cumhuriyetinin varlığını ve bağımsızlığını temsil eden, yüce milletimizin onur timsali bayrağımız, hain el tarafından indiriliyor. 50 yıllık bir asker olarak, ülkemizin çok kritik bir süreçten geçtiğini söyleyebilirim. İçerden ve dışarıdan provokatif eylemlerle telafisi olmayan sıkıntılarla karşılaşırız. Her vesileyle ayrıştırılmaya çalışan milletimize düşen görev bu ülkenin bütünlüğünü koruma kararlılığıyla bir dağ gibi, bir çığ gibi güçlü olmaktır. Aksi halde hüsran olur. Halkımız çok uyanık olmak durumundadır.
Cezaevi mazgalından baktığımızda Türkiye’de ciddi bir adaletsizlik görürsünüz. Kendimden örnek verirsem, çoktan verilmesi gereken Zirve Davasıyla ilgili tahliye hakkım uzun süre verilmedi. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvura bulunan askerler büyük bir mağduriyet içindeler. TSK’nın en seçkin kadrosu, önemli görevlere gelmesine kesin gözüyle bakılanlar bugün cezaevindeler. Hürriyetlerine kavuşturulmaları ve haklarının iade edilmesi milletimizin beklentisidir.
Biz kindar değiliz ama...
Bize yapılanlara karşı kindar olmayız. Bizde nefret yoktur. Ama ‘yoktur’ derken uğradığımız haksızlıkların yasal zeminde hakkımızın aranması konusunda da kararlıyız. Açıkçası sabırlı bir öfke içindeyiz. Bizler yasadışı ne yapmışız? Savcı, sihirbaz Zati Sungur gibi, Gölcük’te ‘açın şurayı’ diyor ve oradan hard diskler çıkartıyor. Sahte olduğu anlaşılan belgelerle 237 asker cezaevinde.”
Her odada mutlaka SÖZCÜ gazetesi var
Hurşit Tolon’un evindeyiz. Eşi Ayla Hanım, oğulları Tolga, gelinleri Harika Tolon büyük bir mutluluk içinde. Hurşit Paşa, çayından bir yudum aldı. Cezaevinde geçen 3 yıl 3 gününü düşündü. Sözlerine “Kumpasların mağduru olan herkesin, SÖZCÜ gazetesinin tüm yetkililerine, yazarlarına, muhabirlerine derin saygısı, sevgisi var. Böyle bir dönemde Allah bu ülkeye böyle bir gazete nasıp etti. İnanın, cezaevinde kumpas mağdurlarının bulunduğu her odada mutlaka SÖZCÜ var” diye başlıyor.
Devam ediyor Hurşit Paşa:
“O kadar insanın özgürlüğünü gaspettiler, mağdur edilmememize neden oldular. Genelkurmay Başkanlığı’nın belgelerine değil, ‘tedarik edilmiş’ gizli tanıkların yalan beyanlarına itibar edildi. Düşünün Zirve davası için tedarik edilmiş tanık tam 15 ayrı değişik ifade verdi. Her ifadede önem arz eden kısımları düzeltilmiş, tanzim edilmiş ifadelerdir.”
YARIN: Açılım, Türkiye’yi nereye götürüyor?