İstanbul’da “Prens Adaları” diye bilinen dünya güzeli dört ada vardır. Bunların en ünlüsü Büyükada’dır. Büyükada’da vapurdan inip sola saptığımızda, karşınıza deniz kıyısı boyunca uzanan geniş bir “kordon/yol” çıkardı. Yolun sağında da balık lokantaları vardı. Bu lokantaların sahipleri, bundan 13-14 yıl önce, Belediye’nin açık veya kapalı rızasıyla, üzerinde hiçbir şekilde bina yapılamayacak bu “yolu” denize sıfır çizgisine kadar işgal ederek kapalı alanlar inşa etti. Neticede “yol” ortadan kalktı. Haberlere göre, geçen haftalarda bu kapalı mekanlar yıktırılmış. Pek tabii lokanta sahipleri mağdur olmuş. Kaçak mekanlarda “rakı-balık” keyfi yapanlar da üzülmüştür. Hatta “Madem kaçaktı, niçin yapımına izin verildi? İzni veren belediye, lokanta sahiplerinin zararını karşılamalıdır” diyenler bile çıkabilir. Aynı günlerde İstanbul’un en havalı semti Bebek’teki yalı otel ve lokanta sahiplerinin deniz üstüne inşa ettikleri verandalar da yıkıldı. Devletimizin “hukuk ve iktisat” ve halkımızın “değerler manzumesini” izleyen biri olarak kanaatimi söyleyeyim. Sular durulduktan sonra; yıkılanlar, yeniden hatta fazlasıyla yapılacaktır. Mal sahipleri şöyle demiştir: “Tamam yıkın; ama ilk kazmayı hiç kaçak inşaat yapmamış olanınız vursun.”
KÖTÜLÜK YARATAN İYİLEŞTİRME
Alan Greenspan (d.1926) ABD’nin Merkez Bankası FED’in 1987-2006 yılları arasında başkanlığını yapmıştır. Maestro (büyük usta) diye anılır. Yaptığı bir sunum bittikten sonra katılımcılardan biri Greenspan’e “Az gelişmiş ülkelerde ekonominin kötü yönetilmesinden kastedilen nedir?” mealinde bir soru yöneltir. Greespan’in cevabı, “Sub-optimization and bad accounting” (Alt-optimizasyon ve kötü muhasebe) olur. “Alt-optimizasyon” terimini kolay anlaşılır kılmak için buna “küçük hesaplılık” diye bir karşılık buldum. Alt-optimizasyon, “Bir sistem veya süreçler zinciri içindeki bir bileşenin verimini artırmak için alınan karar veya yapılan iyileştirmelerin sistemin bütününü kötüleştirmesi yani toplam verimin düşmesidir”. Bu paradoksu bilmemek ve kârı-zararı “reel olarak” ölçememek de “kötü muhasebe”dir. Ülkenin alt ve üst yapı sistemlerini (ulaşım, sağlık, eğitim, yerleşim, ticaret, sanayi, bankacılık vb.) alt-optimizasyon anlayışıyla yönetmek kaynak kullanımında “verim düşüklüğü” yaratır. Verim düşüklüğü de gerçek yaşamda “hayat pahalılığı” olarak tecelli eder.
HER İHLÂLDE BİR KÂR VARDIR
Alt-optimizasyon bilinçsizlik değildir. Herkes yediği nanenin ne olduğunu bilir. Bu bir kısır döngüdür. “Herkes yapıyor ben de yaptım” kültürüdür. Büyükada’daki, Bebek’teki, Çeşme’deki, Bodrum’daki kısaca ülkemizin her yerindeki esnafın arsızca kamusal alanları işgal ederek “mekân rantı” sağması, ulusal ekonomi açısından bir alt-optimizasyondur. Ama rantçı esnaf için, kârı çoğaltan iktisadi bir davranıştır. Büyükada ve Bebek’teki lokantalara eklenen “gündüz-kondu” mekânların yıkılması haber olduğu için “alt-optimizasyon” kavramını bunlar üzerinden anlatmaya çalıştım. Aslında bu çok yaygın olgudur. Ekonominin her sektöründe, her kurumunda hatta özel firmalarda bile (daha küçük çapta olsa da) vardır. Size iki ev ödevi: 1. Havalimanlarını meydana getiren alt bölümlerden biri olan alışveriş merkezinin “optimizasyonu” ile havalimanının “bütünsel optimizasyonu” arasındaki çelişkileri bulmaya çalışın. 2. “Vatandaş vergisiz mağazadan ucuza mal alıyor, bunda ne yanlışlık var?” ile “devlet imkânı olanlardan daha fazla vergi almalıdır” ifadelerini bir arada irdeleyin.
SON SÖZ: Milli gelir, bireysel gelirlerin toplamı değildir.