Ekonomi yönetimi rezervlerde artış olunca kur politikasındaki sıkı duruşunu gevşetmeye başlamıştı. Son alınan kararlarla gevşemenin devam edeceği anlaşılırken, bunun dolarizasyon riskini artırması bekleniyor.
İhracatçıların talebi üzerine, Berat Albayrak döneminde kaldırılan, içerdeki kontratlarda döviz bazlı işlem yapılması serbest bırakıldı. TL-döviz işlem farklarının maliyetleri artırması nedeniyle kararın alındığı belirtiliyor. Üreticilerin maliyetlerinin bu yolla azaltılacağı iddia ediliyor.
Fon girişlerinin devam ettiği ve kurların artmadığı dönemde, döviz bazında işlemler cazip olabiliyor. Ancak kurlarda düşük oranlı artışların ilelebet sürmesi mümkün değil. Şimdi cazip olan döviz bazında kontratlar, kurlar hızlandığında önemli bir risk unsuru haline gelebilir.
Şimdi maliyetleri azalttığı söylenen bu uygulamanın, faize bağlı fon girişleri azalıp, kurlar hızlandığında bu kez fiyatları artıracağını söyleyebiliriz.
Bu yaklaşıma göre ihracatçıların Merkez Bankası’na döviz bozdurma zorunluluğunun da tümüyle kaldırılması gündeme gelebilir. İhracatçının döviz bozdurma zorunluğu son dönemde azaltıldı ama tümüyle kaldırılmadı. Bunun kaldırılması gerekir ama ihracatçılar Merkez Bankası’na yüksek kurdan döviz sattıkları için bu zorunluluğun kaldırılmasını istemiyorlar.
İHRACATÇI İSTEDİ KURLAR HIZLANDI
Bu arada yeni yılla birlikte Merkez Bankası’nın kur artışlarını hızlandırmaya başladığını görüyoruz. Özellikle şubat ayında, yüksek döviz girişlerine rağmen Merkez kurları hızlandırmak için, yüklü miktarda döviz satın aldı. Bu nedenle geçen yılki yoğun döviz girişlerinde olduğu gibi, likidite yönetimi zora girdi. Bununla birlikte Merkez Bankası’nın zararı da büyümeye devam ediyor.
Rezervleri ihtiyaç olmadığı halde artırarak, şubatta kur artışı hızlandırılınca, bu gevşemenin, ihracatçıların talebi üzerine siyasi otoriteden gelen baskıyla olduğunu tahmin etmiştik.
Son günlerde yaşananlar bu tahminimizi doğruluyor. Ticaret Bakanı’nın geçen hafta ihracatçılara “yavaş da olsa istediğiniz kur artışları başladı” demesi, bunun siyasi bir karar olduğunu da açıkça gösterdi.
REZERV GEÇEN HAFTA YENİDEN ARTTI
Euro’nun dolara karşı değer kazandığı geçen hafta, hem dolar hem Euro kurları, TL karşısında artmaya devam etti. Bu durum, şubatta olduğu gibi, martta da yüzde 2 civarında bir kur artışının hedeflendiğinin sinyali olabilir.
Bir önceki hafta, TÜSİAD olayının da etkisiyle düşen rezervler, geçen hafta yeniden yükselişe geçti. 6 Mart Perşembe bilançosuna göre; geçen hafta ilk 4 günde rezerv artışı 4.2 milyar dolara çıktı, Cuma günü de rezerv alışı devam etti.
Bu yabancı girişinin devam ettiğini gösterirken, ihracatçıların isteği nedeniyle, kurların, rezerv satın alınarak, hızlandırılmaya devam edeceğini de gösteriyor.
Halbuki bu dönem enflasyonla mücadelenin hız kazanması, baz etkisinin de yardımıyla, beklentilerin kırılması gereken bir dönemdi. Buna rağmen siyasi baskı nedeniyle, kur artışlarının, rezerv alınarak hızlandırılması devam ediyor. Bu nedenle geçen hafta yine piyasada TL likidite fazlası rekor seviyelere çıktı.
Merkez Bankaları hep, “bizim kur politikamız yok” derler ama vardır. Zaten son yaşananlar kontrollü kur politikası uygulandığının ispatı. Özetle; Merkez Bankası siyasi baskıyla, sıkı tuttuğu kur politikasını gevşetmeye devam ediyor. Bu da enflasyonla mücadelenin bilinçli olarak gevşek tutulması anlamına geliyor.