Ben lisedeyken fotoğraf çekmek, bir anıyı saklamak demekti. Doğum günleri, düğünler, okul törenleri, aile yemekleri... Fotoğraflar çekildikten sonra basılmaları için bir hafta beklerdik. İnsanlar fotoğraflarda nasıl göründüklerinden çok o gün ne yaşadıklarını önemserdi. Fotoğraflar kusurluydu. Kimi bulanık çıkardı, kiminde gözler kapalı olurdu. Ama gerçekti. Tekrar şansı yoktu. ★★★ Bugün ise fotoğrafın anlamı tamamen değişti. Artık en gelişmiş telefonlar yalnızca gördüğümüz şeyi kaydetmiyor, gördüğümüz şeyi yeniden üretiyor. Huawei, Apple, Samsung ve diğer üreticiler her yeni modelde daha güçlü yapay zekâ destekli kamera sistemleriyle övünüyor. Ancak çoğu insanın fark etmediği şey, o fotoğraflarda gördüğümüz görüntülerin önemli bir kısmının artık gerçek olmadığı. Bugün en iyi kameralı telefonlar aslında çektiğimiz şeyi değil, yapay zekânın olmasını istediği şeyi bize sunuyor. Gökyüzü daha mavi, gün batımı daha turuncu. Cildimiz daha pürüzsüz gösteriliyor. Yüz hatları düzeltiliyor. Işık yeniden hesaplanıyor. Arka plan temizleniyor. Kalın çıkan yerler inceltiliyor, kısık gözler açılıyor. Telefon, çektiğimiz görüntüyü kaydetmek yerine onu yorumluyor. Daha doğrusu, olması gerektiğine karar verdiği hâle dönüştürüyor. ★★★ Fotoğraf artık bir anıyı kaydetme aracı olmaktan çıkıp kolektif bir simülasyona dönüşmüş durumda. İşin ilginç tarafı, insanlar da bu dönüşüme büyük bir istekle teslim oldu. Çünkü kusursuz fotoğraflar üretirken kusurlu gerçekliğimizden kaçıyoruz. Özellikle sosyal medyanın yükselişiyle birlikte insanlar artık hayatlarını yaşamaktan çok, hayatlarının reklamını yapmaya başladı. Bir kafede kahve içmek yetmiyor. O kahvenin fotoğrafının da kusursuz görünmesi gerekiyor. Tatile gitmek yetmiyor. O tatilin başkalarını kıskandıracak kadar etkileyici görünmesi gerekiyor. Güzel olmak yetmiyor. Daha güzel görünmek gerekiyor. Sonra daha da güzel. Sonra biraz daha. ★★★ Fakat mesele burada bitmiyor, bir süre sonra insan, gördüğü görüntülere kendisi de inanmaya başlıyor. Kendi yarattığı sanal illüzyonun içine giriyor. Sonra aynada gerçekle karşılaşınca hayal kırıklığı yaşıyor. Aslında kendi olmadığı fotoğraflardaki kişiye benzeyebilmek için elinden geleni yapıyor. Estetik ameliyatlar, kırışıklıklara ve lekelere karşı bitmeyen mücadele, zayıflama ilaçları ve iğneler... Oysa gerçeklik hiçbir zaman kusursuz değildir. Yüzümüzde lekeler ve kırışıklıklar olmasından daha doğal ne olabilir? Burnumuz tam istediğimiz gibi olmayabilir. Saçlarımız bazen kötü görünür. Kilo alırız, veririz. Bazen yorgun oluruz ve yorgun görünürüz. Her canlı gibi yaşlanırız. ★★★ Sosyal medyada dolaşan yüzlerin büyük kısmı artık gerçek insan yüzleri değil. Filtrelerle düzeltilmiş, uygulamalarla şekillendirilmiş, estetik operasyonlarla birbirine benzetilmiş yüzler. Oysa insanı güzel yapan şey farklılığıdır. Bir insanın yüzündeki küçük bir asimetri, göz kenarındaki çizgi, yılların bıraktığı izler onu benzersiz kılar. Bugün teknoloji bize kusursuz görüntüler sunuyor olabilir. Ancak her geçen gün biraz daha anlıyoruz ki insanı değerli yapan kusursuz görünmesi değil, gerçek olmasıdır.