Bir ülke nasıl çöker? Savaşla mı?.. Ekonomik krizle mi?.. Tarih, büyük devletlerin çöküşünde başka bir gerçeği gösterir. Roma’dan Osmanlı’ya... Yugoslavya’dan Lübnan’a... Devletler, önce sınırlarını değil, ortak kimliklerini kaybetmeye başlar. Çünkü bir milleti ayakta tutan yalnızca ordusu değildir. Ortak hafızasıdır, ortak dili, ortak kaderidir. İşte, siyaset biliminin “Lübnanlaşma” dediği süreç, tam da burada başlar. ★★★ Bir zamanlar... Lübnan, “Orta Doğu’nun Fransa’sı” diye anılırdı. Başkent Beyrut, “Doğu’nun Paris’i” idi. Akdeniz’in en önemli finans merkeziydi. Bankalarıyla ünlüydü. Turizmin göz bebeğiydi. 1960’lı yıllarda Beyrut’a gitmek, Paris’e gitmek demekti. Bugün ise... Aynı şehir, dünyanın en istikrarsız başkentlerden biri.... Peki... Ne oldu?.. ★★★ 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşları sonrasında, yüz binlerce Filistinli göçmen Lübnan’a geldi. Ve Lübnan, çöküşe doğru yol almaya başladı. 1975’te iç savaş başladı. 15 yıl sürdü. Yaklaşık, 150 bin kişi hayatını kaybetti. Yüz binlerce insan ülkesini terk etti. Milyarlarca dolarlık servet yok oldu. Ve Beyrut, bir daha eski Beyrut olamadı. ★★★ Bugün, Lübnan’da Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan... Başbakan Sünni Müslüman... Meclis Başkanı ise Şii Müslüman... Parlamentodaki sandalyeler de mezhepler arasında paylaşılır. Bürokrasinin önemli makamlarında da benzer dengeler gözetilir. Bu sistem, vatandaşlık bilincini yok etti, mezhep kimliklerini güçlendirdi. Devlet küçüldü. Cemaat büyüdü. Cemaatlere bağlılık esas oldu. Liyakat sistemi çöktü. ★★★ Her grubun dışarıda bir koruyucusu oluştu. Maruniler için Fransa... Şiiler için İran... Sünniler için uzun yıllar Suudi Arabistan... Böylece Lübnan’ın iç siyaseti, Lübnanlıların sorunu olmaktan çıktı. Ülke, dış güçlerin çatışma alanına dönüştü. ★★★ İşte “Lübnanlaşma” denilen süreç budur. Devletin yerini cemaatlerin... Vatandaşın yerini mezhebin... Liyakatin yerini, cemaatlere bağlılık ve kotanın... Millî egemenliğin yerini, dış müdahalelerin aldığı bir coğrafyadır... ★★★ Ve Irak... ABD işgalinden sonra hazırlanan 2005 Anayasası’yla... Cumhurbaşkanlığı Kürtlere... Başbakanlık Şiilere... Meclis Başkanlığı Sünnilere bırakıldı. Kürtler, ulusal kimlik temelinde tanımlanırken... Araplar mezheplere ayrıldı. Böylece, ortak vatandaşlık bilinci yok edildi. Ve Irak güvenliğini sağlayamayan bir ülke konumuna geldi. ★★★ İşte Atatürk’ün stratejik öngörüsü... Atatürk, neden “ümmet” yerine “millet” dedi? Neden laikliği, milliyetçiliği ve millî egemenliği Cumhuriyet’in temel direkleri hâline getirdi? Çünkü Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, yalnızca Osmanlı’nın yıkılışını değil... Balkanlar’ın parçalanışını... Orta Doğu’nun, emperyalist devletler tarafından cetvelle çizilen sınırlarını da görmüştü. Ve şu gerçeği biliyordu: Bir devlet, vatandaşlarını etnik, dinî ve mezhepsel kimliklere göre ayırmaya başladığı gün, çözülme de başlar. ★★★ 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Ümmet yerine millet, kul yerine özgür ve eşit yurttaş anlayışı getirildi. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı da, tam burada şekillenir. Atatürk, milleti kan bağıyla, ırkla tarif etmez. Atatürk milliyetçiliği, etnik ve mezhep ayrımcılığına değil; ortak vatana, ortak hukuka ve ortak geleceğe dayanır. ★★★ Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim Birliği) ile eğitim birliği sağlandı. Çünkü farklı eğitim sistemleri... Farklı vatandaşlar yetiştirirdi. Ortak eğitim, ortak gelecek demekti. ★★★ Resmî dil Türkçe olarak belirlendi. Bugün Fransa’nın Fransızcayı... Almanya’nın Almancayı... İtalya’nın İtalyancayı... İngiltere’nin İngilizceyi resmî dil olarak benimsedikleri gerçeği ortadayken, Türkçe yerine ortak dil arayışı masum değil... ★★★ Milliyetçilik olmadan, millî egemenlik... Millî egemenlik olmadan, Cumhuriyet... Cumhuriyet olmadan, laik hukuk devleti olmaz. Bu yüzden Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı yalnızca bir ilke değildir. Bağımsızlığın güvencesidir. Kurtuluş savaşı kahramanlarının alın teridir. ★★★ Lübnan... Irak... Yugoslavya birer örnektir. Ortak vatandaşlık zayıfladığında, devlet de zayıflar. ★★★ Uğur Mumcu’nun, Milliyetçilik anlayışı tanımı dikkat çekicidir: “Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği yadsıyarak solculuk yapma gafletine düşen bir sol, Türkiye’de hiçbir zaman başarılı olamadı, olamaz da... Türk milliyetçiliği, Türk halkının alın terini yabancı çıkarlara karşı korumaktır.” Bu söz, Atatürk milliyetçiliğinin antiemperyalist bir karakter taşıdığını da açıklar. ★★★ Lübnan’ın hikâyesi... Sadece Lübnan’ın değil... Ortak vatandaşlık bilincini kaybeden, bütün devletlerin öyküsüdür... Ulus devletini zayıflatan, ortak kimliğini aşındıran ülkelerin çöküş hikayesidir... Türkiye’nin ibret alması gereken tarihi bir uyarıdır. Devletler, önce haritalardan değil, milletlerin hafızasında silinir. Atatürk’ü ve ulus devlet yapısını Türkiye’den çıkarın, geriye ne devlet kalır ne de vatan...