Hayat olağan akışında devam ediyor gibi yapamayacağım, üzgünüm. Zaten yıllardır devam etmiyor da... Bu satırları yazarken karşımda kaş-göz yapacak dostumun eksikliği, vicdanımda büyük bir yara açıyor.

Milli maçlar nedeniyle kulüp düzeyindeki futbola verilen 3 haftalık aranın ardından gönül yazıp çizmek isterdi... Ancak tutuklu dostum, gazeteci arkadaşım Mustafa Balcı, Fenerbahçesinin 3-0'lık galibiyetinden mahrum kaldı. Benim de aklım onda kaldı...

Mustafa genç, hayatının önemli bölümü işi olan, işi de gazetecilik olan dostumdur. Çoğunluğu sarı-kırmızı renklere meftun aileden çıkmış Fenerbahçelidir, ruhu biraz böyledir... Fenerbahçeliliği de iyidir hem de çok iyidir ancak işine olan tutkusu ve özenine 12 yıllık meslek hayatımda şahit olduğum iki üç kişi vardır ya da yoktur...

Bugün Beşiktaş konuşasım bile gelmiyor. Oysa en sevdiğim halidir muhabbetin... Bugün daha çok Fenerbahçe konuşmak istiyorum. Asensio attı. En çok buna sevindim. Mustafa en çok buna sevinmiştir gördüğünde...

İstisnasız her takıma gönül veren adalet talep ediyor ya futbolda... Adalet; çarşıda, pazarda, toplu taşımada, yol kenarındaki su birikintisinde ve üstüne sıçrayan çamurda lazım insana. Ve çamurları sıçratan on milyonluk araçlar...

Kaynak olarak ekle

Mustafa'yı beklerken adliye önünde. Evsiz ve toplum nezdinde 'deli' addedilen, tahmini 40'lı yaşlarında ve arkasında küçük kızının kendisini takip ettiği bir adam geçti arkamızdan. İşittiğim şeylerin yorgunluktan kaynaklı bir halüsinasyon olmadığını teyit etmek için arkadaşlarıma sormak zorunda kaldım. O 'deli', adaletle ilgili bir şeyler söyledi. Doğru işitmişim. Kelimesi kelimesine de gün gibi aklımda.

Bu; her şeyin köşesinden bucağından dolanmaya çalıştığım cesaretsiz yazım da bir kitap önerisiyle son bulsun o zaman: Deliliğe Övgü.