Öğrenciyken dersi derste anlamazdım. Eve gider tekrar yazar, temize çekerdim. Kelimeler satırlardan akarken, bilgiler de zihnime yerleşirdi. Birilerini dinlerken dikkatimin dağıldığını gazeteciliğe başladıktan çok sonra fark ettim. 

Bir kişinin liderliğe soyunmadan önce bilmesi gereken ama genç yaşta bilmediği şey “Okur mu, yoksa dinleyici mi” olduğudur. Çok ilginç değil mi? Çok az insan kendisinin bunlardan hangisi olduğunu bilir. 

★★★

ABD eski Başkanı Eisenhower, dinleyerek değil de okuyarak anladığını asla bilememiş. Orduda generalken, basın toplantılarında kendisine sorulan sorulara gösterişli cümlelerle yanıtlar vererek kitleleri hayran bırakan Eisenhower; Başkan olduğunda basının alay konusu olmuş.  

Nedeni ise generalken basın toplantısından önce askeri raporları, birliklerin durumu gibi şeyleri çalışıp okuyarak hazırlanması, başkanken bu imkânı bulamayışından kaynaklıymış.  

Başkan olduğunda, danışmanlarının bilgilendirmelerini ya da kendisine yöneltilen soruları dinlemeden, sabırsızca karşısındakinin sözünü kesip soru ile alakasız bildiğini söylemeye başlarmış Eisenhower...  

Eisenhower’ın düştüğü bu durum aslında kendisinin, görevine okuyup da hazırlanan; karşısındakini dinlemekten zevk almayan bir insan tipi oluşundan ancak bunun farkına varamamasından kaynaklanıyor.  

Bunun tam tersi bir örnek ise Winston Churchill’dir. O, ne bir dinleyiciydi ne de bir okuyucudur. Churchill, yazarak öğrenirdi. Elinde bir kalem olmadan, düşünceleri zihnine yerleşemezdi. Yazmanın bu büyüsü, Churchill’i yalnızca bir savaş lideri değil, aynı zamanda tarihe damgasını vuran Nobel edebiyat ödüllü bir yazar yaptı. 

★★★  

Gelelim ikinci konuya. Kimi, kaymakamken başarılıdır. Vali yaparsın başarılıdır, milletvekili, bakan olur çok başarılıdır ama aynı kişiyi başbakan yaparsın o başarıdan eser kalmaz.  

Şirket yönetiminde de bu geçerlidir. Adam çalıştığı departmanı uçurur ama CEO olunca pasif kalır. Cevabı aslında, ‘Sen ikinci adam mısın, yoksa birinci adam mı?’ sorusunda saklıdır. Bazı insanların ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar en iyi, emir altındayken çalıştıkları gerçeğini unutmayın. Kendinizle ilgili, varsa bu gerçeği mutlaka bilin. Böyle bir yapınız olduğunuzu bilmek sizi gücendirmemeli. Aksine güçlü kılmalı.  

Örneğin İkinci Dünya Savaşı’nın askeri kahramanı General Patton Amerika’nın en iyi birlik komutanıydı. Ancak bağımsız bir komuta görevi için önerildiğinde, Amerikan Genelkurmay Başkanı ve muhtemelen Amerikan tarihinin en başarılı insan sarrafı General George Marshall, “Patton, Amerikan ordusunun şimdiye kadar yetiştirdiği en iyi emir subayıdır, fakat en kötü komutanı olacaktır” demişti.  

Bazı insanlar, bir ekibin üyesi olduklarında işlerini en iyi şekilde yaparlar, bazılarıysa yalnızken bunu başarırlar. Atatürk ve İnönü gibi... İkinci adam olarak, birinci adamın aklına gelmeyen, pek çok yaratıcı fikri üretebilirsiniz.  

★★★ 

Gazetecilikte de öyle değil midir?  

Evet masada genel yayın yönetmeninden daha iyi başlık atan çok zeki gazeteciler olabilir. Ama unutmayın ki, yayın yönetmeni o başlıklardan en uygun olanı seçerek, sorumluluğu taşıyacak kişidir. Bir liderin kendisine sorması gereken önemli sorulardan biri “Bir karar alıcı olarak mı, yoksa bir ikinci adam olarak mı sonuçlar üretiyorum” sorusudur.  

Çünkü insanların büyük çoğunluğu, işlerini en iyi şekilde danışman olarak yerine getirir ama karar alma sorumluğunu ve baskısını üstlenemez. Bu üzülecek bir şey değil, değerli bir şey. Çünkü lider de yanlarında danışacak biri olmadan yarım kalır.