Hz. Muhammed’i ve onun temiz ahlakını savunduğunu söyleyerek oy toplayan ve iktidar olanlar, dün Meclis’te 4 bakan ile dönemin başbakanına (bugünün cumhurbaşkanına) da uzanacak olan “yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık” dosyasını kapattılar.
Bugün bu kadar.
Söz bitti.
Tek cümle.
Tek yazı.
* * * *
“2 ibret fıkrası” geldi.
İlk fıkra Adana’dan:
KOKUSUNU NETCEZ!
“Çukurova geleneğidir. Düğünden sonra ertesi gün gelin evinde eş, dost, hısım, akraba, konu komşu toplanırlar. Hayırlı olsun dileklerini sunar, “gelin pek hamarat, pek güzel, boylu poslu” diye överler. Duvak mevlüdü okunduktan sonra gelen konuklara yeni gelin hizmet eder. Bir mutfağa, bir sofaya, bir salona ikram için koştururken, heyecandan yüksek sesli olarak yellenir.(Yellenmek: Karındaki gazların gerisinden çıkmasına yol vermek)
Gelin mahcup olur.
Kayın validesine döner:
“Anne bu kapı çok gıcırdıyor. Yağlamak lazım” diye mahcubiyetini bastırmaya çalışır.
Kayınvalide eski kurttur.
Hazır cevap.
“A be gelin kızım sesini kapı gıcırtısına uydurduk ama kokusunu netcez...”
* * * *
Fıkrayı gönderen Adanalı Orhan Yeldan diyor ki; “Meclis rüşvet ve yolsuzluğun çıkardığı sesi kapı gıcırtısına uydurdu ama ayakkabı kutusu içindeki dolarları, bakan oğullarının yatak odalarında adam boyu kasaları, bakan koluna takılmış 700 bin liralık saati, değer biçilemeyen piyano ile doğru olduğu onaylanan ses kayıtlarının yaydığı kokuyu netcez!
* * * *
İkinci fıkra İstanbul’dan:
İPİN HESABI!
Adam çulsuzun biriymiş. Gücü ele geçirmiş. İktidar olmuş. Çalmış, çırpmış, yağmalamış. Çok zengin olmuş. Ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkar olmuş: “Öldüğüm ve mezara gömüldüğüm ilk geceyi kim sabaha kadar benimle beraber geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum” diye vasiyet vermiş.
Haber duyulmuş.
Kimse yanaşmamış.
Nihayet bir hamal, “Benim sadece sahip olduğum bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar kabirde bu hırsız zenginin ölü bedeni yanında durursam sabaha zengin çıkarım” diye düşünüp kabul etmiş.
Defin tamamlanmış.
Birlikte kabre koymuşlar.
Gece olmuş.
Sorgu-Sual melekleri (Münker ile Nekir) gelmiş; bakmışlar kabirde bir ölü bir canlı var. Sorgu ve suale “canlı olandan başlayalım” demişler ve hayatta sadece sahip olduğu serveti bir hamal ipi olanı sorgulamaya başlamışlar.
Bu ip kimin?
Nereden aldın?
Kimden aldın?
Niye aldın?
Nasıl aldın?
Neyin karşılığı aldın?
Sorgu sual sabah şafak sökene kadar devam etmiş. Sorgu sual melekleri yarın akşam “sorguya devam edeceğiz” demişler ancak vasiyet gereğince sabah kabir açılmış ve hamala “tamam servetin yarısı senin” demişler.
Aman demiş hamal!
İstemem, kalsın.
Bir ipin hesabını veremedim. Bu kadar çalınmış servetin hesabını nasıl açıklarım?
ASELSAN’ın durumu!
Bu altıncı ölüm oldu. Hepsi şüpheli. Hepsi mühendis. Hepsi Aselsan’da çalışıyor. Birinci mühendis, boğazı kesildi. İkinci mühendis, kafasına kurşun sıkıldı. Üçüncü mühendis, altıncı kattan yere çakıldı. Dördüncü mühendis, askerliğini yaparken nöbet tuttuğu silahla öldü. Beşinci mühendis, kullandığı araç takla atınca içinde ezildi. Altıncı mühendis, “dikkat gaz açık” diye bir not yazdı, evinde yatağının yanına tüp gazı getirdi, hortumunu açtı, intihar etti. Arkadaşları ve ailesi “hayat doluydu, gelecek planları vardı” dediler. İspanyol gazetesi ABC, “Türkiye’de ASELSAN mühendislerinin ölümleri, İran’da nükleer uzmanlarının ölümlerine benziyor” diye yazdı. ASELSAN yönetimi suskun.