Sevgili okurlarım, bu memlekette her gün gözlerimizin önünde olanları uzaktan bile olsa izleyen herkes, istese istemese de şu yargıya varıyor: Türkiye bir cinayetler ülkesi olmuş. Gerçekten de öyle. Nüfusu 86 milyona aşmış bir memlekette her gün bazı cinayetler olması belki bazılarına normal gelebilir. Ama bizdeki durum hiç öyle değil. Her gün akla hayale gelmeyecek kanlı olaylar, soygunlar, baskınlar, mafya çatışmaları oluyor. Kadın cinayetleri bir türlü durmak bilmiyor. Başta İstanbul olmak üzere her gün kan akıyor. İzledikçe soruyoruz ‘Bu toplum acaba aklını mı kaçırdı’ diye... Ve galiba öyle oldu! Terör cinayetleri artık sona ermiş gibi görünüyor. Ama öteki polisiye olaylar olanca hızıyla sürüp gidiyor. Niçin?.. Bu gidişin kökenine biraz indiğimizde karşımıza çıkan tablo şöyle: Bu iktidarın bir türlü baş edemediği enflasyon toplumu çileden çıkardı. Dengelerini bozdu, ahlak ölçülerini ve saygın kavramlarını yok etti. Yolsuzluklar da öyle. Memleket uzun yıllardan beri resmen soyuluyor. Terörle ilgisi olmayan suç çeteleri işte böyle durumlarda ortaya çıkar, büyür, palazlanır ve herkesin başına bela olur. Siz istediğiniz kadar yeni cezaevleri yaptırın, bizde olduğu gibi buralara 450 bin dolaylarında tutuklu ve hükümlüyü tıka basa doldurun, bu gidişe çare bulamazsınız. Bizim iktidar da bulamıyor çünkü ipi elinden kaçıralı çok oldu. ★★★ Türkiye’de şimdi yeni bir uygulama başlatıldı. Geçmiş yıllarda işlenen bazı cinayetlerin gerçek nedenleri ve katilleri araştırılıyor. Epeyce faili meçhul dosyasının üzerine gidiliyor. (Olumlu sonuçlar alınmasını dilerim.) Şu anda bunların en ilgi çekeni Tunceli’de yıllar önce işlenmiş bir cinayet. Gülistan Doku genç ve güzel bir kız. Üniversite öğrencisi. 2020 yılında öldürülüyor ve cesedi bugüne kadar bulunamıyor. Yeniden açılan dosyada bazı ilginç isimler geçiyor. Tunceli Valisi, korumalar, valinin oğlu, oğlunun arkadaşları, bazı üst düzey asker ve sivil görevliler... Cinayet şüphelileri arasında işin magazin boyutu da var olduğu için bu hadise bizim medyada tuttu ve üzerine gidildi. Gidilmesi de gerekiyordu. Çok iyi oldu ama sonuç henüz alınamadı, ceset bulunamadı. Dolayısıyla katillerin bulunması da mümkün olmadı. ★★★ Dosyası yeniden açılan çok önemli bir cinayet olayı daha var. Uğur Mumcu cinayeti. 1993 yılında arabasına konulan bombanın patlamasıyla evinin önünde öldürüldü. Uğur. Türkiye’nin en önde gelen gazeteci yazarlarından biriydi. Pek çok yolsuzluğun üzerine gidip açığı çıkarmış, Türkiye’de kurulmak istenen şeriat düzenine yazıları ve kitaplarıyla karşı çıkmış bir gazeteciydi... O yıllarda toplum duyarlıydı. Bugün olduğu gibi korkutulmamış, sindirilmemişti. Cenazesine bir milyonu aşkın bir yurtsever kalabalık katılmıştı. Peki sonra ne oldu? Katiller yakalanmadı. Gerçi devlet tarafından bazı isimler açıklandı, bunlar cezaevine gönderildi ama hepsi bir masaldı! ★★★ Suçlanan o şahısların Uğur Mumcu’nun katili olduğuna ben hiçbir zaman inanmadım. Aslına bakarsanız ne katiller yakalandı ve ne de onları perde arkasından yönetenler!.. Şimdi bazıları iddia ediyor... “Yakalandılar efendim, şimdi hepsi hapiste cezalarını çekiyor!” Hayır, yok böyle bir şey. Adalet Bakanı Akın Gürlek bunları bildiği için faili meçhul dosyasının yeniden ele alınıp incelenmesi talimatını verdi. Herhalde bu konunun derinlemesine incelenmesini sağlamakta kararlı olduğu anlaşılıyor. Gürlek kısa süre önce Mumcu ailesini de Bakanlıkta kabul edip görüştü, onların fikirleri aldı. Ailenin elinde de bu konuda somut birtakım bilgi ve belgeler olduğunu sanmıyorum. Benim bildiğim tek şey, Uğur’un gerçek katilleri yakalanmadı. Aradan 33 yıl geçti. Bu saatten sonra yakalanıp hesap vermeleri de hiçbir zaman söz konusu olmayacak. Yani başka bir deyişle bu dosya belki birkaç yeni ilave ile ister istemez bir kez daha kapatılacak. Bunlar öyle ‘iyi niyetle’ çözülmesi mümkün olmayan karmaşık ve dış bağlantılı dosyalardır. Olan oldu biten bitti, kuşlar kafesten çoktaan kaçtı. Bu söylediklerim için baştan sona yanılmayı dilerim.