4 Temmuz Perşembe günü 15 kişilik bir grup Ekşi Sözlük yazarı İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’yla bir görüşme gerçekleştirdi. Bu grup Ekşi Sözlük’ü temsilen orada değildi. Tek ortak noktaları hepsinin sözlük yazarı olması ve Gezi Parkı direnişinde aktif olarak bulunmasıydı. Görüşmede bulunan mock caterpillar valiliğe bağlı bir kurumda çalışması dolayısıyla, görüşmeyi gerçekleştiren grup ve valilik arasında yalnızca randevu alma konusunda dahil olmuş, görüşme öncesinde, görüşme sırasında ve sonrasında herhangi bir yönlendirme, soru veya görüşme belirtme şeklinde herhangi bir dahili olmamıştır. Görüşmeye katılan 15 kişi, istedikleri takdirde görüşmede bulunduklarını belirtebilirler fakat bulundukları konum, çalıştıkları iş yeri, direnişte aktif olmaları ve/veya direnişe katılan herhangi bir gruba dahil olmaları gibi sıralanabilecek çeşitli nedenlerden dolayı isimleri burada açıklanmayacaktır. Birbirini önceden tanıyan veya tanımayan birçok kişiden oluşan grup valilikle herhangi bir kimlik kontrolüne tabi tutulmamıştır. Saat 18:00’de başlayan görüşme yaklaşık 4 saat sürmüş ve 22:00’ye doğru bitmiştir.
Şahsım olarak görüşmeye başlamadan önce görüşmenin kaydını almak istediğimi Vali’ye bildirdim. Vali bütün görüşmelerinde bu tür kayıtların alınmadığını, burada da alınmamasının daha hoş olacağını belirtti. Grup olarak yaklaşık 10 dakika ses kaydı konusunda Vali’yle bir tartışma yaşandı ve ortak görüş olarak ses kaydı alınmak istendiği söylendi. Vali’ye Ekşi Sözlük anlatıldı ve konuşmaların aktarılmasında bir eksiklik yaşamamak ve herhangi bir noktayı kaçırmamak için ses kaydı alınması istendiği söylendiğinde bunun üzerine Vali ses kaydı alınmasını onayladı.
Vali: Bizim yapmak istediğimiz şey sadece konuşmak aslında. Mutlaka bizim konuştuklarımızı Ekşi Sözlük’ünüzde kamuoyuyla paylaşın, dolayısıyla benim söylemek istediklerimin anlatılmasında bir köprü oluşturun diye bir niyetim yok onu da söyleyeyim. Şu anda sizi yazdıklarınızla takip edeceklerden ziyade siz önemlisiniz. Elbette sizin okurlarınız takipçileriniz de kıymetli insanlardır, belki 10 binlere 100 binlere ulaşacak yazacağınız şeyler fakat benim için şu anda aynı masada oturduğumuz sizler, yüz yüze baktığım, birlikte olduğum kişiler daha önemlisiniz. O bakımdan ben sohbeti böyle, şu kadarcık bir grupla yapabilmeyi, daha özel olmasını arzu ederdim ama siz galiba kayıtlı istiyorsunuz.
Arzu edenler kayıtlarını yapabilirler çünkü gizli ve saklı bir şeyimiz yok. Bunu başlangıçtan beri zaten bu şekilde yapıyoruz.
Devletin illa ki kendi içerisinde konuşacağı meseleler vardır ama sonuçta biz burada 50 bin yazarı olan bir siteden bahsediyoruz. Merak ediliyor konuşulanlar.
1 milyona yakın ziyaretçimiz var günlük. Aslında Sayın Valim Türkiye’deki bütün gazetelerden daha fazla okuyucumuz var. Medyanın da ötesinde bir kuruluş
Vali: Ben bizi bilseydim. Ben sizi tanımamışım (gülüyor). Bunların hepsini biliyorum ve birlikte olmak güzel. Tabi ki çok ciddi bir okurunuz var. Sizi de takip ediyorum. Kolay değil takip edilen yazarlar olmak. Neticede hepiniz birer gazete gibisiniz maşallah. Dolayısıyla sosyal medyadaki ekşi sözlüğün ve diğer sözlüklerin gücünün de farkındayız. İyi bir sohbet olsun diliyoruz. Tekrar hoş geldiniz.
Ne yaptınız? Gezi Parkı’nda mıydınız?
Evet
Vali: Hiç kalmayan var mı? Herkes kaldı mı? Bir gece de olsa kaldınız?
Mesai iki kısımdı. Akşam 9-6 işimize gittik, akşam Gezi Parkı mesaimiz vardı.
Benim çalışmadığım günler oldu, 24 saatimi orada geçirdim. Yeterince şiddet gördüm yeterince gaz yedim.
Benim burnum yeni düzeliyor, çok fazla gaz yemişim, koku alma duyumu kaybetmişim nerdeyse. Yeni yeni düzeliyor. Zaman zaman hala biber gazı kokusu gelir burnuma.
Vali: Kalıcı değil yani?
Kalıcı şeyler de var çevremizde yeterince
Vali: Kalıcı olmaması mümkün mü? Neticede Türkiye’de yaşanmış olan bu hadiselerin içerisinde acılar var, üzüntüler var, yıkımlar var, ölümler var. Hepsi var. Burada neticede toplum olarak hep birlikte yaşadığımız bir üzüntümüz oldu. Bunun hangi tarafından bakarsanız bakın, bu tarafından da bakarsanız bu tarafta aynı şeyleri görürsünüz, bu taraftan bakarsanız öbür tarafta aynı şeyleri görürsünüz. Dolayısıyla bu işin bir tarafı da yok. Neticede herkesi kucaklayan, herkesi saran işin içerisinde acılar ve üzüntüler var. Hangisinin yaşandığı acıyla kendinizi özdeşleştiremezsiniz? Ölen insan, yaralanan insan, işte arkadaşınızın ifade ettiği gibi koku hissini farklılaştıran duygular yaşayan insan, gördüğünüz pek çok şey, bunların hepsi neticede ülke adına, yanan, yıkılan, kırılan, dökülen, hastaneye giden, gaz altında kalan, çok şey var. Dolayısıyla bu bir vaka ki, herkesi etkilemiştir.
Olumlu anlamda var mı acaba etkileri? Kazanımları oldu mu sizce?
Vali: Şimdi sizin tabi, böyle bir olaydan olumlu bir şey çıktı, şurası da olumlu diyebilmeniz, gerçekten zordur. Böyle bir şey hiç düşünmedim olumlu bir tarafı var mı? Bir olayın olumlu neresi olsun yani. Şimdi toplumda bir huzursuzluğa sebebiyet vermiş olan, bir tatsızlığa sebebiyet vermiş olan, insanların üzüntülerine sebebiyet vermiş olan bir hadisenin olumlu bir tarafını görmek mümkün mü? Elbette ki şimdi siz, içinde ölüm olan, içinde yaralanma olan, içinde pek çok kamu görevlisiyle vatandaşın etkilendiği olaylarda, böyle bir etkilenmenin içerisinde biz olumlu bir şey gördük demeniz zordur. Olumlu bir şey şu olabilir, her hadise şayet sonradan bir tecrübeye vesile olacaksa, olabiliyorsa, yani istifade edebiliyorsak bir tek olumlu tarafı o olabilir bence. İstifade edemediğimiz takdirde buradan herkes kendisi için çıkarması gerekli olan payı çıkartabildiği takdirde bu olumlu tarafıdır. Şayet hiçbir pay çıkartılamazsa bu da tamamen olumsuzlukların üzerine bir olumsuzluktur.
Şöyle bir olayların başına dönersek, herkes olayları 31’inde başladı zannediyor ama çok daha öncesinde 27’si gecesi oraya, ağaçların sökülmeye başlanmasıyla olaylar başladı. Bir gece yakın olan insanlar oraya gitti. Sonraki gün de müsait olan insanlar gitti ve 4 gün boyunca parktalardı. Müdahaleler gördüler. Müdahale görüldükçe çoğaldı. Fakat bu 4 gün boyunca hiçbir bilgi, hiçbir açıklama yapılmadı. Ta ki büyük müdahaleden sonra biz sizi ve Büyükşehir Belediye Başkanı’nı televizyonda gördük. Ve olayın ne olduğu, yol genişletme olduğunu siz bize söylediniz. Bu esasında çok küçük bir grubun başlattığı bir şeydi ve bir krize doğru gitmeden önce engellenebilirdi. Ama o 4 gün boyunca açıklama yapmadınız. Neden 4 gün boyunca açıklama yapmadınız? Böyle bir şey olacağını öngörmediniz mi? Daha sonrasında bu olayın krize dönüşümü ve kriz yönetiminizle ilgili sizin ne düşündüğünüzü öğrenmek istiyorum.
Vali: Şimdi tabi olayın ifade ettiğiniz gibi 27’sinde başlayan bir süreci var, doğru. İstanbul öyle bir şehir ki, arkadaşlar, İstanbul’da her gün müdahale veyahutta müdahale olmaksızın gösteri, toplantı, yürüyüş, basın toplantısı şeklinde pek çok toplumsal nitelikli olay yaşanıyor. 27’inde çok küçük bir sayıydı tahmin ediyorum, hatırlayabildiğim kadarıyla. Bu İstanbul çok rutin, sıradan bir gösteri, yani hiç basına bile düşmedi değil mi çok fazla? Çok fazla etkisi olmayan, bütün kamuoyunun ilgisini çekecek derecede yüksek bir seviyede bir gösteri değildi. Hakikaten küçük bir şeydi. O bakımdan açıkçası böyle bir olayın ayın 31’inden itibaren daha büyük etkili bir hadiseye dönüşebileceği tahmin edilebilmiş olsaydı, şüphesiz ki ayın 31’inde yapılmış olan açıklama ve sonrasındaki yönetim modellerinde olduğu gibi erken davranılabilir ve erken bir takım açıklamalar yapılabilirdi. Açıkçası bir park, ağaç söküm, yıkım, kesim hadisesi, zaten kaç aydır, 7-8 aydır devam etmekte olan bir şey var orda, bir inşaat alanı, bir inşaat alanında, daha önceden de ağaçlar sökülmüş, 60 civarında ağaç sökülmüş. Tekrar burada ağaç söküm hadisesi var, yani grup geldi işte buna itiraz etti. Çok önemli bir şey değil gibi düşünüldü anlaşılan. Ama sonradan oradaki hadisenin, daha önce sökülmüş olan 60 ağaçtan daha farklı bir içeriği olduğu, bunun gittikçe gelişerek katılımları artarak olaylara dönüştüğü anlaşılınca bu sefer hakikaten kamuoyunun bilgilendirilmeye de ihtiyacı oldu. Çünkü bu işin içerisine artık daha geniş kitleler girmeye çalışıyor, aşağı yukarı sayısı 1000 civarında olan bir gösteri grubuna müdahale etmek durumunda kalıyorsunuz. İstanbul’da biz 5 bin kişilik gruplara da müdahale ettiğimizde bir basın toplantısıyla kamuoyunu bilgilendirmiyoruz bakınız. Böyle bir şey yok. Ama burada mesela bin kişilik bir gruba yapılmış olan bir müdahale daha sonra açıklama ihtiyacını hissettirdi.
Daha sonra ayın 31’inin öğlen saatlerinde gene Taksim’de bir toplanma oldu ve o gruba da bir müdahale oldu. O grup da aşağı yukarı 1000 – 1500 kişilik bir gruptu. 1000 – 1500 kişilik grup, gene Gezi Parkı’ndaki grup da aşağı yukarı bu seviyede hatta bundan daha az bir grup. Şimdi bu sayılardaki gruplara yapmış olduğunuz müdahaleler gibi İstanbul’da pek çok müdahale yapıyorsunuz ve bu müdahaleler hiçbir zaman bir basın toplantısı kamuoyunun önüne çıkıp bir bilgilendirme ihtiyacını hissedeceğiniz olay değil. Sizler çok iyi bilirsiniz, 1 Mayıs’tan itibaren İstiklal Caddesi’nde pek çok yürüyüş, gösteriye müdahaleler yapıldı ve müdahalelerde gaz da kullanıldı, bunları biliyorsunuz. Su da kullanıldı tomalarla zaman zaman, bazılarına bu süreç içerisinde. Bunların hiç birisinde de çıkıp mesela bir basın toplantısıyla kamuoyu bilgilendirmesi falan yapılmadı. Bu hadise de bu manada çok da kamuoyunu bilgilendirmeyi gerektirecek kadar bir hadise değildir gibi düşünüldü. Fakat baktık ki, öğlen de Taksim Meydanı’ndaki yapmış olduğumuz müdahaleden sonra kamuoyunu hakikaten, nerden çıkıyor bu hadise ağaç, yayalaştırma çalışması ve bunla ilgili olarak ortada bir sorun var. Bunun bir belediye projesi olması nedeniyle kamuoyunun bilgilendirilmesi ihtiyacı hasıl oldu. Akşama doğru saat 4-5 gibiydi öyle hatırlıyorum, bir toplantıyla bunu kamuoyuyla paylaştık. Daha erken olsa olmaz mıydı? Kesinlikle doğru, katılıyorum. Yani 27’inde olsaydı harika olurdu. Ben mesela şu anda bütün teşkilatlarıma, belediyeler dahil, kamu kurum kuruluşları dahil İstanbul’da bir trafik kazası bile olsa, hastanede bir vaka olsa acilde, eğitimde bir vaka olsa, bir öğrencimizle ilgili, bir veliyle ilgili, bunların toplumsal tabanda farklı reaksiyonlara sebebiyet verebileceğini düşünerek, öngörerek artık bundan sonra izlemek ve gerekiyorsa bunu kamuoyuyla süratle paylaşarak kamuoyunu bilgilendirmek zorunluluğumuz olduğunun farkına vardık. Biz bunun bugüne kadar farkında değildik açık söylüyorum. Aksi halde böyle bir şeyi fark etmiş olsaydık ayın 27’sinde de ilk günden itibaren Gezi Parkı’yla ilgili bu hadisenin ne olduğunu belediyemiz öncelikle, gerekiyorsa biz yanlarında, net bir şekilde kamuoyuyla paylaşırdık. Ama bunun diğer yaşanmış olan İstanbul’daki pek çok olayla mukayese edildiğinde, o olayların boyutuyla birlikte çok da medyayla, sosyal medyayla derinlemesine paylaşılacak, basın toplantısı yapılacak kadar vahim olmadığı kanaatindeydik. Galiba izah edebildim. Daha önce pek çok hadisede, daha büyük çaplı hadiselerde bu kadar sonradan büyüyen bir toplumsal tabanı olmadığı için olayların bu da diğer olaylar gibi rahat bitecek ve sonlanacak bir olay gibi algılandı. Bu algılamanın yanlış olduğunu ve arka planını çok net göremediğimizi ifade ediyorum.
Bu 4 günlük bölümünde toplumsal tabanı yok dediniz ve işin bu raddeye gelebileceğini de tahmin etmedik dediniz. Hal böyleyken bir gece öncesinde 10 binlerce insan, sanatçı, milletvekili 30’u gecesi Gezi Parkı’nda çok büyük bir festival havasında çoluk çocuk eğlenirken, siz ifade ediyorsunuz daha küçük bir haldeyken neden sabahın 5’inde müdahale edildi. Akşam, öğlen vesaire değil de neden sabahın 5’inde savaş gibi müdahale edildi. İkinci ben o ilk müdahaleden, 27’sinden beri oradaydım. Bizzat tanığıyım, bilmiyorum size ne kadar inandırıcı gelir ama, o sabah o parkı boşaltmak adına müdahale olmadı. Biz öyle bir şey bekliyorduk. Sabah 5 gibi, daha önce o saatlerde olduğu gibi girecekler, gazla vs. bizi parktan çıkaracaklar ve parkı bizden arındıracaklardı. Fakat müdahale başladıktan sonra, çok olanca samimiyetimle söylüyorum, bize maksimum zararı vermek adına orada olduklarını gördük. Çünkü gelen polisler ve bombalar bizi bir yana iterken, parkın dışındaki tomalar da diğer yana itiyordu ve iki taraf arasında bizi sıkıştırmaya çalışıyorlardı. Bizzat yaşadığımı söylüyorum. Sabah Doğan Haber Ajansı’nın görüntülerini gördü insanlar, duvar yıkıldı, polisler duvarın altında kalanların kafasına kafasına ateş ettiler. Biz oradan can havliyle nasıl çıktığımızı bilmiyorum gerçekten, Habertürk’ten Elmadağ’a kadar, orada bulunan tomalardan başka tomalar mevkilenmişlerdi ve dağılanları yerlere yatırıyorlardı. Harbiye’de bir arkadaşın evine sığındık, evin içinde duramadık. Çünkü oraları tomalar dolaşa dolaşa gazlıyorlardı. Şimdi madem hani bu ağaçlarla ilgili, 31’ine kadar öyleydi, sabahın 5’inde bu kadar zarar vermeye yönelik, öldürmeye yönelik bir müdahale nasıl ve neden yapıldı? Bu emri kim verdi?
Vali: Şimdi, orada daha önceden de zaten, yani 31’indeki müdahale tek bir müdahale değil. Yani 27’sinde var, 28’inde var, galiba 30’unda var. Bir de 31’inde var, öyle olması lazım. Hatta müdahalelerden bir tanesinde grupların tamamı çıkartılmadan geriye bir çekilme var bildiğim kadarıyla. Böyle daha önceden de yapılmış olan müdahaleler oldu. Bu müdahalenin de belki en çok eleştiri çeken noktalarından bir tanesi sabahın erken bir saatinde yapılmış olması. İfade etmiş olduğunuz tabi ki, bunun hangi boyutta bir müdahale olduğu yönündeki eleştiriler de kendi içinde şüphesiz ki değerlendirmeye ihtiyaç duyulabilecek ve bu konuda da zaten çok şeffaf ve açık bir şekilde ifade ediyoruz. Elbette ki müdahale yapılabilir ama bu müdahalenin yöntemi, şekli, zarar ve ziyana en az şekilde, fırsat vermeyecek şekilde yapılması her zaman, zaten yasal olarak da böyledir, eğitimini de buna alır herkes ve bunun dışına çıkan, taşan bir şey varsa bunlarla ilgili de elbette ki inceleme ve soruşturma yapılması da gerekir.
Neticede zaten mülkiye müfettişi ve emniyet müfettişlerinin 4 kişilik bir komisyonun yapmış olduğu çok yönlü, olayın ilk gününden itibaren yapmış olduğu incelemelere ilişkin bütün bunlar zaten bir değerlendirmeye alınacak.
Ne zaman?
Vali: Müfettişlerin çalışması. Tabi ben şimdi müfettişlere bir şey söyleyemem. Müfettişlerimiz İçişleri Bakanlığı’nın müfettişleri ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün müfettişleri. Netice itibariyle müfettişlerimizin yaptığı şeylerden bir tanesi, geldiklerinde medyadaki bütün haber görüntüleri bizzat kendilerine yazılma suretiyle istenilmiştir. Bu olaylara ilişkin ne kadar bilgi, belge, görüntü varsa tamamı istenilmiştir. Dolayısıyla ifade etmiş olduğumuz kuruluşlar da dahil olmak üzere ne varsa bütün bunlar mülki müfettişlerimizin ve emniyet müfettişlerinin elindedir. İnceleyecekler. Bu müdahalenin yapılış şekliyle itibariyle şöyle şöyle bir eksiğiniz var deniliyorsa, bakacaklar, inceleyecekler ve bunun değerlendirmesini de onlar verecekler. Kamuoyuyla da bu paylaşılacak.
Yani sizin emriniz, sizin kararınız bu değil? Böylesi bir müdahale değil?
12’de taksimde müdahale aynı şiddetle oldu. Ahmet Şık’ı kafasından Sırrı Süreyya’yı sırtından vurdular. (fotoğraf göstererek) Bu benim bizzat gördüğüm yakın arkadaşımın fotoğrafı. Kafasında bisikletçi kaskı olmasına rağmen öğlen Taksim’deki müdahalede kapsülle yaralandı. İki kere ameliyat oldu ve halen daha kendine gelebilmiş değil. O gün bütün günkü müdahaleler böyleydi. Siz hiç müdahale edemediniz mi o şiddete?
Vali: Şöyle söyleyeyim, bakınız, ne vali, ne emniyet müdürü, ne bir başka yetkili emniyet güçlerinin yapacakları müdahalede hangi oranda neyi yapmaları gerektiği konusunda yasanın dışında bir talimat vermez. Emniyet teşkilatı da genel olarak yapacağı işlerde yasanın kendine verdiği yetki içerisinde hareket etmek zorundadır. Kişisel kusurlar, eksiklikler, bunları ben televizyonlarda defalarca söyledim. Programlarda ifade ettim. Bunların hepsiyle ilgili açık söyleyeyim, şunu söyleyeyim siz benim twitter hesabımı galiba takip etmiyorsunuz. Keşke ben de çıkarsaydım twitter hesabımdan.
Maalesef ediyorduk ve maalesef o yüzden çocuklar yaşlılar güvenerek geldiler daha sonra parka.
Vali: Hayır bakın ben şunu ifade etmedim mi, kişisel kusurlarıyla aşırı şiddet görüntüsü veren ve bu görüntüleriyle hepimizin üzülmesine sebebiyet veren güvenlik görevlileriyle ilgili işlemler mutlaka yapılacaktır. Ve şunu söyledim ben de iyi kötü takipçisi olan biriyim, şu anda 400 bini aşmış takipçiye sahibim. Ve kendi twitter hesabımdan “bir gönül için bin özür dilerim” diye de ifade ettim. Benim bu konuyla ilgili böyle bir rahatlık içerisinde olmam mümkün mü? Hiç kimseye kanunun, açık söylüyorum bunu yüz kere de söylerim bin kere de söylerim bir idareci olarak, hiç kimseye yasanın kendilerine verdiğinin ötesinde bir şiddet uygulamaya hiç kimsenin hakkı olmadığına inanıyorum. İnsanların yüksek sesle konuşarak dahi gönüllerini kırmama konusunda dikkati olan bir idareciyim. Benim, bakınız bütün Türkiye ayağa kalksa, hepiniz birlikte aynı şeyi söyleseniz, binlerce kere, onlarca yıl aynı şeyi söyleseniz, bu konuyla ilgili vicdanımda bu şekilde bir şiddet talimatını vermemiş olmamız nedeniyle en ufak bir yüksünmem ve rahatsızlığım olmaz. Siz elbette ki bütün bu görüntüler, bütün bu müdahalelerin içerisinde az, çok bir şiddet uygulandığını ifade edeceksiniz ve zaten olayların başladığı günden beri sürekli söylenen şey emniyet güçlerinin bu konuyla ilgili aşırı şiddet kullandığı yönündeki değerlendirmelerdir. Biz de bu konuyla ilgili olara şunu söylüyoruz, diyoruz ki, sistematik, sürekli, hiçbir şekilde bir şiddet uygulaması içerisinde kurumsal olarak emniyet teşkilatı olmaz, olmamıştır. Ama kişisel elbette ki, bu kişilerin kusurlarıyla ilgili de sayı verecek halim yok, bunları da zaten bütün medyadaki çıkan görüntüler üzerinden objektif değerlendirme noktasında olan bir teftiş heyeti var. Dolayısıyla bizim şiddeti savunmamız, kişisel bir takım kusurları savunmamız mümkün mü? Açıkça söylüyorum kişisel kusurları olanların hepsi elbette ki bunların yapmış olduklarının kusurlarını tartışacak değilim. Ama emniyet teşkilatının şöyle bir intibahı var, emniyet teşkilatı sürekli bir şiddet görüntüsü içerisinde hareket etmiştir, bütün emniyet bunu yapmıştır gibi bir uygulamayı da bana asla söyletmeniz mümkün değil. Orada uzlaşamayız sizle. Böyle bir uzlaşma yeri ararsak kesinlikle uzlaşamayız ama kişisel kusurlar konusunu itiraf ediyorum.
Hiç açığa alınan polis var mı?
Vali: 1 kişi alındı.
1 kişi! Yapmayın Sayın Valim ne olur
Vali: Bana söylüyorsunuz şimdi arkadaşlar bunu bana niye söylüyorsunuz? İncelemeyi yapan, araştırmayı yapan ben değilim. Bütün bilgi ve belgeler benim elimde değil. Teftiş heyeti de inceliyor. Belediye zabıtalarından 5 tane personel açığa alındı biliyorsunuz.
Bu tabi ki yargının da sorumluluğunda ama kapılarını yaralı insanlara açan, ibadethaneyi yaralı insanlara açan caminin müezzini, terörle mücadele gibi, duyunca bile insanın tüylerini diken diken eden bir sorgu haline alınıp da, Ethem’in katiliyle ilgili sadece 1 kişinin açığa alınması size adaletli geliyor mu?
Vali: Bizim müezzinin...
Terörle mücadele tarafından sorgula alındı müezzin.
Vali: Nerde? Kim diyor bunu ya? Ne ilgisi var ya, terörle mücadeleyle ne ilgisi var?
Bizce de ne alakası var?
Vali: Şunu da söyleyeyim bu bir adli konudur. İdari bir konu olarak bana soracaklarınızla ilgili ben cevap vereceğim. Adli konularla ilgili, bir tahkikat başladığında emniyetin yapmış olduğu bir tahkikatın idarenin, yani mülki idarenin görev alanında olduğunu düşünmeyin. Bir tahkikat gözaltı işlemi başladığı andan itibaren tamamen adli bir işlemdir. Bununla ilgili valinin, kaymakamın hiçbir şeyi yoktur. Savcılık makamı, adli makamlar, bunun tahkikatını yapan emniyet görevlisi de adli görev yapmak üzere savcılıkla irtibattadır. Ve bizim adli tahkikatın başladığı andan itibaren hiçbir şekilde bunu yönlendirme imkanımız yoktur. Ama hangi birimde açıkçası onu da bilmiyorum çünkü tahkikat konusu benim konum değil. Adli bir inceleme yapılıyor. Savcılık bunu isterse şu birime, isterse güvenlik şubesine, isterse terör şubesine, isterse asayiş şubesine bununla ilgili görevi verir ve tahkikatı yaptırtabilir.
Sayın Valim bu tahkikat olayına gelmeden önce sizinle ilgili bir kısmı olabileceğini düşündüğüm bir şeye değinmek istiyorum. Ben siyaset bilimi ve uluslar arası ilişkiler okudum. Derslerimde şöyle bir şey öğrendim; “vali ildeki genel ve özel tüm kolluk kuvvetlerin, tüm teşkilatın amiridir. Kamu düzenini korumak için önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı zamanda bu teşkilatı istihdam etmekle yetkilidir. Valinin emri derhal yerine getirilmelidir. Teşkilat valinin bu türlü konularda olağanüstü emirlerini anında yerine getirir.” Ben yanlış mı öğrenmişim önce bunu teyit etmek istiyorum. Eğer bilgim doğruysa tahkikat kısmına gelmeden önce henüz olaylar gerçekleşirken siz bu olaylardan bu kadar mı bihaberdiniz? Ve 28’inde 29’unda değil, belki 30’unda 31’inde 1’inde hiç parka gelip de bu kolluk kuvvetler ne yapıyorlar da bu insanların gözü çıktı, başı yarıldı, üzerine bomba atıldı. Bununla ilgili bir emir vermem gerekiyor mu diye olay yerince acaba teftiş ettiniz mi? Ve tüm bunların dışında bu bireysel olarak hareket eden bazı, çok az sayıdaki kötü polis, bu malzemeleri nerden temin etti, nasıl harekete geçti? Kendi başına hareket eden bu polisin başında hiçbir üst yok muydu? Bu kadar başıboş bir teşkilat mı? Eğer polis bu rahatlıkla hareket ediyorsa onlara bu rahatlığı sağlayan denetleme kurulunun eksikliği mi dikkatimizi çekmeli? Ayrıca 2007 yılında çıkan terörle mücadele yasasının yeni kapsamı dahilinde, acaba kapsamı genişletilmiş şekilde sunulan terörist kavramının üzerine ateş açma hakkı dahi verilmesi gibi kanuni konular yeniden mi düzenlenmeli? Bunlarla ilgili görüşünüzü merak ediyorum.
Vali: Elbette ki göreviniz şu, her şeyi iyi takip edeceksiniz. Ve bir sıkıntı varsa buna müdahil olacaksınız. Kaçmak yok. Ben bunu daha önceden de söyledim onun için rahatlıkla söylerim. Biz bunu daha iyi yönetebilirdik. Daha iyi takip edebilirdik. Daha süratli olabilirdik. Ve daha iyi sonuçlar alabilirdik. Şöyle söyleyeyim, İstanbul öyle bir şehir ve İstanbul’da o kadar önemli bir yoğunluk var ki, yani yapamıyorsan arkadaşım ona göre çaresine bak diyebilirsiniz bana. 14 milyonluk bir şehir ve bu şehirde her gün içinde bulunduğunuz zaman itibariyle pek çok olayı yaşıyorsunuz, pek çok hadiseyi yaşıyorsunuz. Eğitiminden, sağlığından, trafiğinden o kadar çok yoğunluğu olan bir şehirde siz ve bu şehirde elbette ki aslında her şeyi takip etmek durumundasınız. Valiysen her şeyi takip edeceksin kardeşim. Ben asla topu taca atan bir idareci değilim. Senin görevinse, 14 milyonluksa şehir orada tırnağının ucunda bir problem varsa gör kardeşim. Benden sonrakiler de görecek. Görmek zorundasın.
Gördünüz de mi müdahale etmediniz?
Vali: Ama şunu söylüyorum, şu var, bizim daha önceden de ifade ettiğim gibi İstanbul’un bu İstiklal Caddesi’nde de Taksim’de de Beşiktaş’ta da farklı yerlerde de yaşanmış, diğer ilçelerde de yaşanmış toplumsal hadiselerde bu olayın bu kadar hiçbir zaman şimdi sizin ifade ettiğiniz şu boyutlara ulaşmadan geçiştirilmiş geçmiş birçok örneği vardır. Bakın gaz kullanılan hadiseler var. İlk defa gaz kullanılmadı ki.
Ama ilk defa evlere kadar atıldı
Vali: İlk kez emniyet gaz kullanmıyor. İlk kez tomalar kullanılmıyor. İlk kez müdahale edilmiyor.
İlk kez olmaması da problem. Bu ülke 1 Mayıs’larda çeşitli yürüyüşlerde defalarca bu gazı tattı. Ama daha önce, yıllardır süren, 77 yılından beri süren bu polis müdahalesi hukuk devletinden taşınıp polis devletine doğru gitme durumu, bu kadar zamandır peki bunca yıldır yaşanan olaylarda kimler açığa alındı, ne kadar takipler yapıldı, neler oldu? Bu ilk defa başımıza gelen bir şey değil sizin de söylediğiniz gibi. Ama bu polisin eline bu gazı o zaman kim veriyor? Bu polis neden hiçbir şeyden korkmuyor? Neden sizin emrinizin dışında hareket ediyor?
Ben eğer polis olsam şunu düşünürdüm ki polislerle zaten bol bol konuştum, bu düşüncemi de teyit ettiler kendileri. Ben herhangi birine gaz tabancasıyla doğrudan ateş edip onu yaralarsam asla başıma bir şey gelmeyecek, gerçekten de gelmiyor başına bir şey. Öldürürse en fazla ufak bir soruşturma yapılabilir, belki 1-2 yıl bir ceza alabilir. O da iste ertelenir. Polis olsam bunu düşünürdüm.
Hukukçu olarak onu size de sorabiliriz. Bu adamın birinin üzerine biber gazı sıkan bir adamın ve bunu öldürdüğü halde serbest bırakılıyor olması hukuken ne kadar doğru? Hukukçusunuz sizin de fikrinizi almak isterim şahsen.
Ve sizin vali olarak kamu davası açma hakkınız dahi var o polise
Vali: Bizim tabi, az önce siz de söylediniz galiba denetim mekanizmaları dediniz, bu mekanizmalarımızı daha güçlü çalıştırabilmemiz… Neticede istediğimiz şey nedir? Halkımızın güvenliği değil mi? Halkımızın güvenliği açısından şayet bir teşkilatın daha yüksek bir prestij, daha yüksek bir güven yaratabilmesi ile ilgili bu şeffaflığı daha net göstermemize fayda sağlayacaksa ve denetim mekanizmalarımızın sonuçları kamuoyuyla daha fazla paylaşılabilirse bu sorunlar ortadan kalkabilir. Bizim aslında şunu belki yapmamız lazım; 1 yıl içerisinde emniyet teşkilatı kendi içerisinde muhtelif nedenlerle kaç kişi hakkında, kaç memuru hakkında işlem yapmış. Rüşvetten dolayı, kötü muameleden dolayı, görevini suistimalden dolayı.. Keşke hazırlıklı gelseydim. Bu asla küçümsenecek bir rakam değil biliyor musunuz? Emniyet teşkilatının kendi içinde bu özgüveni geliştirmek, kendi disiplinini muhafaza etmek adına kendi personeliyle ilgili yapmış olduğu işlemleri aslında belki biz kamuoyuyla paylaşsak, o vakit şöyle düşünebilirsiniz, bu emniyet teşkilatı kendi içinde çok ciddi bir şey yapıyor. Bir otokontrol sistemi var.
Bir örnek sorabilir miyim? Örnek isteyebilir miyim sizden. Mesela bu çadırları yakan görevliler, 3 tane zabıta görevlisi, iki tane de taşeron işçi dendi. Bunlar kendileri gidip hadi ben burayı yakayım deyip yapmadılar. Buna biri emir verdi, onların amiri kimdi ve bir işlem yapıldı mı?
Vali: Ben şunu biliyorum. Yani bana söyleneni aktaracağım size. Bu yüzde yüz böyledir de demeyeceğim. Ama bana olayla ilgili aktarılan bilgiyi sizlerle paylaşayım. Önce isterseniz şu denetimlerle ilgili şeffaflaştırma konusunu bir paylaşayım. Burada bir eksiklik olduğuna, bir güven kırılması olduğuna inanıyorum. Emniyet teşkilatı da kendi kendini bu konuyla ilgili topluma çok iyi izah edemeyen, kendini çok net gösteremeyen bir teşkilat. Aslında bu rakamları ben emniyet teşkilatımızdan alayım bir başka sohbetimiz de olabilir, bir başka vesileyle belki bir başka sohbette benim ihtiyacım olabilir, 1 yıl içerisinde kaç tane açığa alınan, rüşvet soruşturması yapılan, disiplin soruşturması yapılan, bu konuyla ilgili kendisine ceza verilen personeller var. Bu bilgileri belki kamuoyuyla paylaşırsak o vakit kamuoyu diyecek ki, hiç bizim bunlardan haberimiz yok, dünya kadar kendi kendine de kontrol için bir şeyler yapan bir teşkilat var. Kesinlikle çok haklısınız. Yapılıyor, bunların sonuçlarını paylaşmak lazım. Artı, Türkiye’de şimdi belli yerlerde tahmin ediyorum başladı bu. Daha özel denetleme alanları oluşturmak gibi bir şey var. İşin içerisine yani sanki yine bir sivil toplum bile giriyor. Bir mahallede bir takım talepler, sorunlar nedir, o sorunları o sivil toplumla ilgililerde, o denetim mekanizmaların içerisinde alıyor bir müddet sonra bu denetimin içerisine sivil toplumu ve halkı da girerek performansınızı ölçüyor. Bir denetleme değil de bir performans değerlendirmesini o bölgede yaşayan insanlar da yapıyor. Şimdi böyle bir sisteme doğru gidiyor güvenlik teşkilatları. O vakit halk diyor ki, ben senden çok memnunum hakikaten iyi oldu.
Nerede yapılıyor bu?
Vali: Şimdi pilot uygulamaları var bunların. İçişleri Bakanlığı da bu çalışmaları yapıyor. Ama bunları şimdi biz henüz daha toplumumuzla paylaşmadığımız için ve kendi güvenlik güçlerimizi halkın da gözü önünde, onun da değerlendirmesine tabi tutarak bir performansa tabi tutmaya başladığımızı halkla paylaşmadığımız için, neler yaptığımızı ve niyetlerimizin ne olduğunu izah edemiyoruz. Ve siz o vakit şöyle düşünüyorsunuz haklı olarak, halk olarak şöyle düşünüyorsunuz, diyorsunuz ki, bunlar her şeyi yapar kendi içlerinde de her şeyi örter geçer giderler. Ama bakınız İçişleri Bakanlığımızın medya iletişim kanallarını iyi kullanarak emniyet teşkilatının önümüzdeki dönemde nasıl bir dönüşüme tabi tutulduğu, bununla ilgili İstanbul’da da uygulamalar var. Bildiğim kadarıyla Eyüp’te galiba, iki ilçemizde var bu uygulama. Halka sorularak oradaki performans değerlendirmeleri yapılıyor. Ama bunların sonuçları kamuoyuyla paylaşılmadığı için bir sıkıntı var. Bizim kendi teşkilatlarımızı, devletin güvenlik teşkilatlarını halkın da denetimine şeffaf bir şekilde açmaya başladığımızı gösteren bir yaklaşımla işleri götürebilirsek, kendi içimizdeki sorgulamaları, soruşturmaları kamuoyuyla paylaşırsak güveninizin daha da artacağına, yüzde yüz olmasa bile, halkın güveninin daha fazla artacağına da inanıyorum. Bu da bir eksiklik. Bizim bunları yapmamız gerekiyor. Katılıyorum. Bu bir eksikliğimizdir. Güven kırılmasına sebebiyet veriyor bunlar.
Biz polisimizi mahallelere gidip değil toplumsal olaylarda takındığı tavırlarla ölçmemiz gerekiyor
Sadece toplumsal olaylar da değil, polis terörü İstanbul’da yıllardır var
Vali: Siz serbestsiniz kavramlarda ama benim de onu kendime göre düzeltmem lazım. Böyle kişisel hataları emniyet teşkilatının bütünü üzerinden bir polis terörü gibi değerlendirmenizin çok toptancı bir yaklaşım olduğunu ifade ederim.
3 tane örnek olsaydı haklıydınız ama yüzlerce örnek var. Bakın onlarca da demiyorum yüzlerce örnek var
O malzemeyi polis bireysel olarak temin ediyorsa, evinden gazını getiriyorsa siz haklısınız. Ama polise bu malzeme temin ediliyorsa bu olay bireysel bir olay olmaktan çıkıyor.
Kask numaralarıyla ilgili mesela orada üstler nasıl müdahale etmez? Kask numaraları yok
Vali: Şu anda Türkiye’de, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) memnuniyet analizleri var yapılan. Ve bu memnuniyet analizlerini TUİK zaman zaman da yayınlıyor. Kamu kurumlarının memnuniyet analizleri var. Şu anda memnuniyet analizi sonuçlarına göre sağlık teşkilatı Türkiye’de halkın memnuniyet noktasında en üstte duruyor. O da yüzde 75’ler civarında. Yüzde 100 değil. Türkiye’de sağlıkla ilgili bu kadar iyileştirmeler, yatırımlar, doktor sayıları, sağlık personel sanıları vs. bu kadar yapılmasına rağmen yüzde 75. Ama geldiği yer daha aşağılardan yukarıya doğru bir çıkış olduğu için de şu anda en üstte duruyor, yüzde 75. Emniyet teşkilatı bu sıralamalarda, öyle hatırlıyorum, memnuniyet analizinde gene yukarda çıkan kurumlardan bir tanesi, yüzde 65 veya 67. TUİK’in analizlerini dünya istatistik kurumlarına da bağlıdır ve biz enflasyon rakamlarını bir ay yükseliyor, bir ay düşüyor, kabul ediyoruz. Enflasyon gibi rakamları kabul ediyoruz. İşsizlik rakamlarını kabul ediyoruz. TUİK’in yapmış olduğu bu istatistiklerin uluslar arası kriterler açısından da bakıldığında bir eleştiri alınmadığı ve hakikaten de bir memnuniyet analizinde doğruluk tespiti yapıldığı ortada. Orada çıkan sonuç da yüzde 65-67 galiba, yanlışlık olmasın bu rakamı yanlışlık payı olarak söylüyorum.
Aslında çok düşük
Vali:Doğru. Bizim ne yapmamız lazım bunu? Çok yukarıya çıkartmamız lazım. Ben dolayısıyla mükemmel bir noktadayız falan demiyorum.
Çok kötü bir noktadayız. Benim gördüğüm kadarıyla, kendi yaşadığım kadarıyla bu son 1 ay içinde çok kötü bir noktadayız. Çünkü ben hayatımda hiç görmediğim kadar, daha önce görmedim tabi ki de ama, işkence gördük. Pek çok arkadaşım da. Bunun adı işkencedir. Ben nefessiz kalıp yere yığılıyorsam ve gözlerimi bir revirde açıyorsam bu işkencedir. Ve ben orada hiçbir şey yapmıyorken. Bu meydana saldırıdan bahsediyorum. Ben inanamadım. Üzerimde hiç maske yoktu çünkü siz saldırılmayacak demiştiniz ve ne yapacağımızı şaşırdık. Ve benim gibi pek çok, hadi ben yine dayanıklıyım, bir 10 gündür yiyordum. Yemeyen insanlar vardı.
Vali: Saldırı değil de müdahale
Saldırı hayır saldırı (grup halinde ve yüksek sesle tekrarlayarak) Binlerce insan orada 50 bini aşkın vardı.
Müdahaleyi kabul etmiyorum ben kendi şahsım adına. Bana saldırıldı. Ben polise hiçbir şey yapmadığım halde ve orada olduğum halde. Kayıtlarda da var polise atılan bir şeyin kaydı yok o gün mesela
Vali: Peki. Siz kendi ifadenizde arzu ettiğiniz kelimeleri seçme hakkına sahipsiniz. Benim onu düzeltmek gibi de bir hakkım yok. Siz öyle diyebilirsiniz, ben müdahale olarak düzelttim. Ben de kendi kavramım üzerinden paylaştım sizle. Siz gene aynı kavramı kullanabilirsiniz. Çünkü maruz kaldığınız bir şey var ortada. Şimdi bu Gezi Parkı’na müdahale edilmesi ve edilmemesiyle ilgili konu sosyal medyada benim üzerime en fazla gelinen hususlardan bir tanesi. Bir tanesi “vali istifa”, diğeri “yalancı vali”. Bu gayet yoğun bir şekilde sistematik bir şekilde de sürdürülüyor. Biraz azaldı gerçi dozu ama (gülüyor)
Sadece insanlar sessizliğini koruyorlar
Vali: Arada bir şöyle diyenler de var; hala orada mısın?
Uyudun mu diyenler var?
Vali: Görüyoruz (gülüyor). Ama uyudun mu diyenleri gece saat 3’te takip ediyorum ben. Fişlemiyorum yani takip ediyorum.
Sayın Valim bireysel olarak şu yönünüzü tebrik ve takdir ediyorum, çünkü ben kendi açımdan söylüyorum şahsi fikrimi söylemek istiyorum. Bizim aslında aradığımız bir özellikti bu. Bir şeyi kabullenmek. Ortada bir durum var bunu kabul ediyorsunuz. Eksik yanları var, tamamlanmamış yanları var sonuçta bir yere kadar kabul ediyorsunuz bunu. Ben burada çok ismini zikretmek istemiyorum ama işi inada bindirip toplumu ikiye bölecek derecede konuşmalar yapılması bence çok olumsuz. Yapılmaması gereken şeyler.
Arkadaşımız dedi ki siz halkla ilişkiler konusunda en aktif devlet yetkilisisiniz, bunu inkar edemeyiz. Gezi parkı olaylarında devleti protesto eden kesimle en fazla diyaloga siz girdiniz. (başka biri: Melih Gökçek’i saymıyoruz herhalde değil mi?) Defalarca toplantılar, görüşmeler düzenlediniz ve düzenlemeye de devam ediyorsunuz. Bu nokta bu görüşmeler ve gelen talepler doğrultusunda attığınız somut adımlar nelerdir? Şöyle talepler geldi ve bu yüzden böyle şeylere başladık, başlatacağız, tarihi budur gibi söyleyebileceğiniz şeyler var mı?
Vali: Olumlu tarafı ne dediniz ya, artık şunu düşünüyorum, İstanbul’da bu olaylardan önceki bir takım güvenlik güçlerinin müdahale ettiği hadiseler artık sıradan, günde oluyor böyle iki tane olaya müdahale ediyoruz veyahutta emniyet eğitim sisteminde, sağlık sisteminde basından bir gün sonra okuduğumuz bir olay artık benim için, idareci olarak söylüyorum, benim kendi adıma yönetmen noktasında dikkatlerimi daha yoğunlaştırmada bu hadiseler bana olumlu bir katkı sağlamıştır. Yani dikkatimi şehri yönetirken her mesele fevkalade önemlidir noktasında bir dikkate getirmiştir. Bunu şehir için, halkın huzuru için, güvenlik tedbirleri için, ne taraftan bakarsak bakalım daha önemli görüyorum. Bunun yorucu bir periyot olduğunu özellikle de ifade edeyim. Aynı şeyi bütün kamuoyuyla da paylaşarak bu dikkatlerini yoğunlaştırmalarını ve bu konularda halkımızın, gençlerimizin, hangi kesimden olursa olsun hiç önemli değil gelecek taleplerinin çok dikkatle değerlendirilmesi ve bu taleplerin hiçbir zaman atlanılmaması ve mutlaka incelenerek, bunların tahlillerinin yapılması konusunda da net bir değerlendirmemiz var. Bunu da hem mülki amirlerle hem kamu kurumlarının üst düzey bütün yöneticileriyle paylaştık ve kendilerini özellikle de talimatlandırdım. Gece gündüz diye bir şey yok. Ben eskiden de telefonum 24 saat açık bir insandım, her zaman bana bilgi verebilirsiniz bana ulaşmak gibi bir derdiniz yok diyordum. Ama şimdi her konuyu yakinen takip etmek ve mutlaka kendi içinizde yorumlamadan benle de paylaşmak durumundasınız diye söylüyorum. Çünkü yani 10 tane ağaç aslında değil mi? Belki zamanında çok iyi enforme edilebilseydi, öyle değerlendirenler var, olaylar böyle olmazdı. O halde çok dikkatli yönetmek durumundayız. Buna mecburuz. Olumlu katkısı yine bu hadisenin budur. Ve bu bakış açısı önemli bir bakış açısı. Artı bir başka bakış açısı daha var, güvenlik güçlerimizi müdahale yöntemlerinde kişisel zafiyetlere asla müsaade edilmemesi ve bunların mutlak suretle daha iyi bir disiplinle takip edilmesi konusunda da çok net duruşumuz var ve çok net talimatlarımız var. Asla ve asla vatandaşlarımızın televizyonda, medyada, sosyal medyada infialine, üzüntüsüne sebebiyet verecek görüntülere fırsat verilmemesi ve bu konuda personelin çok dikkatli bir şekilde uyarılarak ortaya çıkmış mevcut bu tablonun tahlil edilmesi, emniyet teşkilatı tarafından iyi incelenmesi ve eğitimlerimizin içerisinde bunun tek tek irdelenerek hataların, kusurların gösterilmesi ve nerelerde hangi hataların yapıldığının tekraren tekraren verilmesi konusunda talimatımız var. Bunu da açıkça söyledik. Ha, bugüne kadar söylemiyorduk demiyorum bakınız. Ama bu sefer çok üstüne basa basa söylediğimiz bir konudur bu ve kişisel hiçbir kusurun maliyetinin bu kadar ağır olacağını hesaplamadan kimsenin elini gevşek tutmasına müsaade edilmemesi gerektiğini sıralı amirlerinin tamamına söyledik.
Kask numarası olmaması da mı kişisel? Oradaki amirlerin bir sorumluluğu, teşkilatın bir sorumluluğu yok mu kaskların numarasının olmamasıyla ilgili?
Vali: Kasklarıyla ilgili olması gerekiyor kesinlikle. Çünkü kaskların üzerinde hepsinin numaraları yazılı, yazılması lazım.
Herkesin çektiği görüntülerde var. O memur neyine güvenerek numaraları kapatıp o itaatsizliği yapabiliyor.
Vali: Bunlar yanlıştır. Bu tür şeyleri yapmış olanların da…
Buna kişisel diyemeyiz artık ama. Gayet sistematik. Bir birlik, bilmiyorum ne deniyor, 30-40 tane polis ve bunların başlarında tabi ki de bir amir var, hepsinin birden kask numarasının olmaması bireysel bir şey değil. Şişenin etiketiyle kapatılanlar vardı, onlara belki kişisel diyebilirsiniz ama bütün kasklarda olmaması..
Vali: Ben bunu emniyet teşkilatımızın da kendi içinde de irdelediğini ben de sorgulayayım tekrar, teşekkür ediyorum.
Bunu duymamış olduğunuzu düşünmüyorum. Kesinlikle daha önce duymuşsunuzdur.
Vali: Acaba şu mu oldu? Biz İstanbul’da bütün personellerimize kask numaralarını yazdırtıyoruz. Ama dışarıdan gelen de personellerimiz oldu. İstanbul dışında gelenlerde, acaba, bilemiyorum, emin değilim, kask numaraları olmayan personeller vardı da, bunlar mı acaba dikkatleri çekti. Bunu da bilemiyorum. Emin olmadığım bir şeyi söylemek istemiyorum size.
Bir itaatsizliği bir memur gizli olarak yapabilir. Ama göz önünde, ortada, bir sürü yerde, artık insanların telefonlarıyla bile görüntü çektiği bir ortamda birden fazla memur neye güvenerek böyle bir şey yapabiliyor? (fotoğraflar ve görüntüler gösteriliyor) 2-3 kişi değiller, münferit değiller, başlarında amir de var. Burada Divan Otel’de insanların maskelerini, ilaçlarını topluyor daha sonra da içeri gaz atıyorlar. Bu bireysel bir şey değil. Yüzleri de gözüküyor, hepsinin yüzü görünüyor. Bunlar birlikler halindeler. (tekrar fotoğraf gösteriliyor)
Vali: Doğru diyorsunuz. Bakın numara yok. Yanlış anlamayın da bu da acayip bir kapatma.
Çadırları yakma konusuna da cevap vermediniz.
Vali: Ya adamların işi gücü yok mu yani orada olmayan birisi diyecek ki yakın çadırları falan. Benim haberim yok ben ne diyeyim yani? Bendeki bilgiyi söyleyeyim size. Orada müdahale yapıldıktan sonra ayrılanların geride çadırları kalıyor. Bu çadırları belediyenin elemanları topluyorlar.
Yakıyorlar
Sayın Valim siz de hiçbir şeyden haberim yok diyorsunuz
Vali: Nerden bileceğim. Ben bana kamu görevlilerinin verdiği bilgiyi doğru bir bilgi olarak kabul etmek zorundayım. Devletin orada görevlileri var. Zabıtası var, polisi var. Bunların, yanlış yapılmış olanlarla ilgili yanlış olanların tespiti ve değerlendirilmesinin mutlaka yapılması lazım. Burada zaten bizim dışımızda yürüyen bir teftişin olduğunu söyledim. Ve bütün kayıtlar, tamamı, zaten mülkiye müfettişlerimizin ve emniyet müfettişlerimizin eline geçti. Şu az önce bana gösterdiğiniz kaskına varıncaya kadar, bunların hepsi verildi. İnceleyecekler, bakacaklar ne varsa, burada tespit ettikleri konularla ilgili nereye girilmiş, kim girmiş, kaskında numarası var mı? Bunları benim söylememe gerek var mı? Bunları tek tek konuşmama gerek var mı? İlgilisi, görevlisi bunun incelemesi, tahkikatını yapacak olanlar yapacaklar.
31 Mayıs’tan önce orada nasıl insanlar olduklarıyla ilgili bir video var acaba onu izlediniz mi? Polise börek ikram eden, tabletleriyle oturan, kitabını okuyan, son derece rahat, hatta hayatında hiçbir siyasi partiye oy vermemiş insanların olduğu bir yere, hiçbir şiddet olmayan, gösteride hiçbir şiddet olmayan bir şeye, gösteri anayasal hakkı olmasına rağmen aslında polis bir suç işledi. Anayasada bize bu hak veriliyor. Yanlışsam düzeltin.
Okumak isterim. 8. bölümde 26. bent olarak, herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazılı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak yayma hakkın sahiptir diye bir anayasal hakkımız var.
Ve bu anayasal hakkımızı polis şu anda elimizden alıp sabahın 5’inde, bizim şafak operasyonu diye değerlendirdiğimiz bir biçimde bu insanlara gaz sıkılması vicdanın neresinde, bunu sorguluyoruz açıkçası. Devletin belli kademelerinden buna faiz lobisi, dış mihraklar deniyor üstelik. Sohbet eden, börek veren insanlar bunlar. Sabahın 5’inde bir düşman kuvvetine saldırır gibi saldırılıyor. Neden saat 5?
Vali: Burada bu tür müdahalelerle ilgili genelde yapılan bir uygulama var. Mesela bir bölgede kaçak bina yıkımları ile ilgili emniyet tedbiri alacaksınız. Belediye ekipleri de orada yıkım yapacaklar. Genelde hep erken saatlerde gidilir. Sabah saat 8’de mesai başlıyor. Ama İstanbul’da 8’de başlayan mesainin hareketi, aşağı yukarı 6-6:30 gibi insanlar sokaklara çıkmaya başlıyorlar. Bir hareketlilik başlıyor. Biraz daha geç olamaz mıydı? Belki yarım saat 1 saat daha geç olabilirdi. Ama erken yapılmasının sebebi insanları yatağında yakalamak, onları yatağında yakalayalım değil. O gün de polis netice itibariyle gece geldi ve oradaki insanları çıkarttı. Anonslar yaptı, kalanlara daha sonra müdahale yaptı. Polisin oradan o insanları çıkartmaya gücü yetmemesi söz konusu mu? Her zaman için gücü yeter. Dolayısıyla karşıma çok güçlü bir şekilde çıkarlar da mukavemetle karşılaşırım da dolayısıyla ben erken bir saatte gideyim, toparlanamadan, karşımda çok güçlü bir savunma grubu var, o nedenle erken gideyim gibi bir düşünceyle hareket etmesi söz konusu denemez. Orada kalan insanların zaten polise mukavemet etmeyecek, edemeyecek bir pozisyonda olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla erkenden gidelim de, şafak baskını yapalım da, baskında uyurken yakalayalım da, toparlanamadan onları bir dışarıya atalım da gibi bir düşünceyle erken gidilmesinin mantığı yok. Çünkü orada kalanların 1 saat sonra da gidilse, 2 saat sonra da gidilse ne yapacağını emniyet biliyor. Kendi gücüyle mukayese edildiğinde karşısında böyle bir savunma hattı oluşturulmayacağını biliyor. Dolayısıyla erkenden gidelim de, şafak baskını yapalım da, baskında uyurken yakalayalım da, toparlanamadan onları bir dışarıya atalım da gibi bir düşünceyle erken gidilmesinin mantığı yok. Çünkü orada kalanların 1 saat sonra da gidilse, 2 saat sonra da gidilse ne yapacağını emniyet biliyor. Kendi gücüyle mukayese edildiğinde karşısında böyle bir savunma hattı oluşturulmayacağını biliyor. Neden erken? Müdahalemizi yapalım, vakitlice insanları çıkartalım, bilemiyorsun ki bu 1 saat da sürebilir, neticede sabah saat 6 buçukta 7’de İstanbul’da hareket başlıyor, Taksim bölgesi en yoğun alan, halkın, insanların sokağa çıktığı, etkileneceği bir zamana kalmadan biz bu işi toparlayalım.
Sayın Valim bütün gün kapattılar yolu. Bütün gün her yere gaz yağdırdılar. Aslında bütün bunların en temelinde, neden siz, anayasal hakkını kullanarak orada toplanmış bir kısım bizim gibi insanı, marjinal grup diye nitelendirdiğiniz bu insanların neden o parktan çıkması gerektiğini düşünüyorsunuz. Biz bu güne kadar size kendimizi anlatmaya çalıştık. Ve bugün buraya gelirkenki amacımız aslında nasıl insanlar olduğumuzu size göstermek. Bu insanlar nerede yanlış yaptılar? Biz nerde hata yaptık da bu müdahaleye maruz kaldık? Piknik yaptığımız için mi, kitap okuduğumuz için mi bu olayın muhatabıydık? Çık dediğinizde hayır bu bizim hakkımız biraz daha oturmak istiyoruz dediğimiz için mi?
Vali: Şöyle söyleyeyim oturulsaydı Gezi Parkı’nda, bir müddet sonra otururlar otururlar gençler de giderler gibi bir düşünceyle hareket edilseydi, sizin de ifade ettiğiniz gibi bir anayasal hakkın kullanılması noktasında, böyle olsaydı. Bir müddet sonra da hakikaten gençler, orada bulunanlar kalkar giderler miydi? 20 gün de mesela orada kalındı değil mi? Yani kimsenin gitmeye niyeti olmadığı..
Ama zaten şiddet gösterildiği için bu kadar direnildi. Biz bugüne kadar herhangi bir toplumsal olay için 2 gün sokakta kalmış bir nesil değiliz. Biz bu değildik. Siz bizi yarattınız. Biz 20 gün orada size cevaben kaldık. Bizimki reaksiyondu aksiyonu alan sizsiniz.
Vali: Önce aslında hukuk konuşmamız lazım. Şimdi hukuken baktığınızda bizim anayasamızın hükümleri çok net. Gösteri ve toplantı yürüyüşleri, basın toplantıları, kişisel ve hatta bir grup halinde önceden izin almaksızın yapma hakkına sahiptir bireyler. Bu anayasa hükmü, çok doğru. Altında bir ilave var, siz okumadınız. Orada diyor ki bu hakkın kullanılmasıyla ilgili konular kanunla düzenlenir diyor. Son bendinde bu vardır. Kanunla düzenlenir dediği şey, 2911 sayılı bir kanun var, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu kaynağını anayasadaki bu maddeden alıyor. Hak ve özgürlüklerle ilgili alanda, evet doğru, bunu yapabilirsiniz. Hiç izin almadan, mülki amire danışmadan, toplantı yapar, gösteri yapar, basın toplantısı yapabilirsiniz. Yalnız bu hakkın kullanılması kanunla düzenlenir diyor. Kanun da düzenlemiş bunu. Düzenlerken diyor ki, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkını kullan, fakat sınırlama getirmiş. Ana yollar, meydanlar, parklar, kamu binaları gösteri, yürüyüş veyahutta basın toplantısı ile ilgili olarak kullanılamaz diyor. Kanun çok açık. İzinsiz yani izin almadan kullanamazsınız. Yoksa Taksim alanında izin aldığınızda gösteri yapma hakkınız var. Taksim alanında gerektiğinde veya Kazlıçeşme alanında veya Yoğurtçu Parkı’nda izin alırsınız, meydanlarda da toplantı yapılır. Yapılmaz diye bir şey yok. Bizim yürüyüş izni verdiğimiz yerler var. Kanunen diyoruz ki şuradan şuraya kadar yürüyüş yapabilir insanlar.
Sayın Valim ayın 28’inde daha 10 kişi parktayken müdahale edildiğinde, kanunda bununla ilgili de bir madde var mı? Bu yasayı çiğneyenler, parkta 10 kişi toplanıp da börek yemek koşuluyla, pankartsız, slogansız insanların üzerine gaz bombası atılmasıyla ilgili bunun karşı bir kanun maddesi var mı?
Vali: 10 kişi olduğunu zannetmiyorum. Belki 50-60 civarında, belki ilk etapta 10 da olabilir, hiç önemli değil. 10 da olabilir 50 de olabilir çok önemli değil. Ben açıkçası olayı görmediğimden dolayı..
İzlemediniz mi görüntüler? Valim yapmayın. 1 aydır bu ülkeyi bu kadar yerinden eden bir işin başlangıç görüntülerini izlemediniz mi?
Vali: Ha, 28’inde o kırmızılı kadının olduğu gün, biliyorum. Şimdi kırmızı deyince hatırladım. 10 kişi değil ya.
Lobna da o gün vuruldu. 30 gündür yoğun bakımda. Hala bilinci açık değil.
Vali: 28’indeki o olayda 10 kişi dediniz, olayı şimdi hatırlatılınca ben görüntü itibariyle 28’inin görüntüsünü biliyorum tabi. Parkın içerisinde kaç kişi olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla parkta kanunen, salt bir kanunu değerlendirme içerisinde bakacak olursanız, parkta bu şekilde bir eylemin yapılması hukukun içerisinde baktığınızda yasal değil. Hukuken öyle. Yani ne olur vali bey kıyamet mi kopar, yasa böyle düzenlenmiş ama kıyamet mi koptu, ağaçları mı koparttık, dalları mı kestik diyebilirsiniz. Dolayısıyla Gezi Parkı’nda park olması hasebiyle, şimdi siz sözlüğünüzde vali bey Gezi Parkı’nın ilk anından itibaren kanunsuz diye ifade ettiniz demeniz yüz binlerce kişi tarafından çok yanlış bir anlaşılmaya sebebiyet verir. Açıklıyorum, izah ediyorum, hemen yazmayın. Ben hukuken bir soru sorduğunuz için sorunuzun cevabı olarak veriyorum. Ve biz bunun üzerinde çok fazla kamuoyunda da hiçbir zaman Gezi Parkı’nda ilk gelindiği andan itibaren hep kanunsuz bir eylem yapıldı gibi bir söylem içerisinde olmadık. Ama hukuki karşılığını söylüyorum size. Dolayısıyla burada baktığınızda olayın daha önce de ifade ettim, 27’inden 28’inden itibaren olayı değerlendirerek medya yönünde açıklayarak, farklı yöntemlerle çözülebilecek bir teknik içerisinde gidilebilmesi, hayırlı olurdu dedim. Dolayısıyla olayı işin hukuki kısmından da sizi bilgilendirmek bakımından, olaya bu tarafından baktığınızda oradaki güvenlik güçlerinin gayri yasal bir müdahale yaptığı yönündeki iddianız doğru değildir. Yasal olarak doğrudur. Ama bu müdahalenin nasıl yapıldığı, ne derece başarılı yapıldığı, daha iyi yapılıp yapılamayacağı, hataları olup olmadığı konusu açıktır. Bunu zaten her zaman söylüyorum, diyorum ki yanlışlıkları olan hareketler elbette ki bizim bundan sonraki çevik kuvvetimiz veya emniyet güçlerimizin diğer unsurlarında da çok dikkatli bir şekilde değerlendirilme ve ders çıkartılması gerekli olan olaylardır. Benim söylediğim şey bu. Yoksa hukuki olarak siz şunu biliniz, 2911 sayılı yasa, kanunsuz gösteri nedir, parkta gösteri, meydanda gösteri..
Kitap okumak mı gösteri?
Vali: Kitap okumak kesinlikle gösteri değil. Parkın bu şekilde 100 kişi 200 kişi tarafından belli bir süre bulunulması ve burada çıkmayacağız şeklindeki, polisin yapmış olduğu uyarıya rağmen çıkılmaması, polis uyarıyı yaptığı andan itibaren belli bir müddette çıkmazsanız artık o kanunsuz bir gösteriye girer. Bütün toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası böyledir. Bir gösteri öncelikle duyurulur, kanunsuz bir gösteri yapıyorsunuz arkadaşlar dağılın denilir, dağılın dedikten sonra bunlar da kayıt altına alınır ve çıkmazlarsa da uygun müdahale tarzlarıyla, önce kalkanlarınızı çıkartırsınız, gerekiyorsa suyunuzla çıkartırsınız. Karşılıklı bir mücadeleye giriliyorsa o vakit yetkilerinizi arttırarak kullanma imkanınız vardır. Buna uygun olmayan hiçbir müdahale tarzı doğru değildir, yanlıştır.
Bezmialem camiinde alkol alındığına dair neden siz bir açıklama yapma ihtiyacı duymuyorsunuz? Egemen Bağış açıkladı, başbakan açıkladı, inceleme yapıldı ve bir şey yok denildi.
Vali: Ben niye açıklayayım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı müfettişleri gelmiş olayı inceliyorlar. Adli açıdan Cumhuriyet Savcılığı almış inceliyor. Ben ne diyeyim şimdi. Siz şimdi, bu nasıl bir şeydir ki bu şehirde uçan kuştan valiye soru soruyorsunuz. Bu güzel bir şey tabi, sorun. Ben, bana ait konularda itiraf ediyorum, yanlışları söylüyorum, hangi alanlarda daha fazla dikkatli olmamız gerektiğini söylüyorum, alınan dersleri söylüyorum, yanlışları doğruları söylüyorum. Ama şimdi benim alanım olmayan konularla ilgili, sorun ama yani.
Alanınız olanları da soruyoruz, görmedim, duymadım, bilmedim diyorsunuz.
Vali: Böyle bir şey var mı ya? Bak izah ettim arkadaşınız az önce sabah müdahalesinin gerekçelerini izah ettim. Ama kabul etmek durumunda değilsiniz ki. Ama ben cevap veriyorum size. Siz kabul etmeyebilirsiniz. Dersiniz ki, öyle şey mi olur gitseydin 9’da müdahale etseydin. Ama netice itibariyle boşaltılmasıyla ilgili olarak verilmiş bir karar var, bu kararı icra edeceksin. Ama buna emniyet hangi mantık içerisinde yapıyor ve bu saatte yapıyor bunu izah ediyorum ben size.
Ama 1 ay boyunca sürmez ki aynı mantık. Siz dersler çıkardık diyorsunuz ama birkaç saatlik bir olaydan bahsetmiyoruz. 1 kişinin ölmesi yetmedi mesela 2. kişi öldü. Yine yetmedi. Hep aynı orantısız şekilde şiddet devam ediyor. Ve bunların hepsi de müdahale olduğu zaman yaşanıyor. Türkiye’deki olayların çıkış noktası İstanbul’daki müdahale. Ben sıradan vatandaşım, sizin aldığınız eğitimim ya da tecrübem yok ama ben bile o dersi aldım ilk iki günde. Ama siz 1 ay boyunca beklediniz bu dersi almak için.
Vali: Zaten emniyet güçlerimiz kendisi de, hem aldıkları eğitim itibariyle bu işi biliyorlar, hem medyada çıkan bu konularla ilgili pek çok haberi takip ediyorlar. Kendilerinin yapmış oldukları görevlerine ilişkin kişisel veya bir takım müdahale yöntemlerine ilişkin eleştirileri pozitif veya negatif yönde değerlendiriyorlar, okuyorlar, görüyorlar. Bunlara siz hiçbir şey söylenmedi, aman kardeşim istediğiniz gibi hareket edin denildi mi zannediyorsunuz.
Bakın sanıyorum herkesin kafasında şu an benzer bir şey oluştu. O görünüyor ki siz olayların en başından itibaren sanki birçok olayın içinde doğrudan değildiniz, takip etmediniz gibi hava oluştu. Sonradan ikinci, üçüncü ağızdan bunu şifahen duymuşsunuz gibi bir hava oluştu. Olaylar büyüdükçe bir halk hareketine dönüştükçe, hani hep o izole etmeye çalıştığınız, Gezi Parkı bir doğa, ağaç koruma olayıdır, direnişidir şeklinde hapsetmeye çalışıyorsunuz ama bu aslında bir şekilde polis müdahalesine ve devletin görevlilerine itiraz halini de aldı. Bir halk hareketine dönüştü. Bu hareket büyüdür, büyüdü, büyüdür ve siz sanki hep bunun dışında kalmışsınız ve yetki ve sorumluluğunuz dahilinde olan emniyet güçleri olabilir, halkın anayasal haklarını bir takım doğru şekilde kullanmasının desteklenmesi olabilir, sanki aktif olarak bunun içinde değilmişsiniz gibi konuşuyorsunuz. Biz biraz onu algıladık. Görüntüleri sanki ilk defa burada görüyormuş gibi, bazı şeyleri ilk defa burada duyuyormuş gibi davranıyorsunuz. Sanki böyle bir imaj oluştu.
Vali: Yok canım. Nereden çıkardınız bunu?
Ben şuradan çıkarıyorum. 1 ay boyunca polisin şiddetinde hiçbir değişim olmadı. Size sürekli bilgi geliyor mutlaka. Bu ilin amiri olarak sürekli gösteriler esnasında, olaylar devam ederken altınızdaki emrinizdeki kamu görevlilerini sürekli yönlendiriyor,, doğru şekilde davranmalarını, pozitif olarak etki etmeye çalışıyor olmanız gerekmez miydi? Bunu yaptınız mı?
Vali: Yapmadığımızı kim söylüyor? Siz kendi kendinize yorum yapıyorsunuz.
Bunu gördünüz mü? (fotoğraf gösteriliyor) O 1 ayın son günlerinde Sarıgazi’de polislerin dövüp, gözünü çıkarıp ateşe attıkları, videoda hepimizin izlediği, görüntüler olan. Yani o 1 ayın sonunda hala size bağlı olan polis bu kadar vahşice bir insana böyle davranması.
Vali: Gözünü mü çıkartıp? Nerden çıkarttınız ya? Getir şu videoyu nerdeymiş o? Gözünü çıkartmış ateşe atmış. Artık bu kadar da değil canım. O kadar da değil.
Gerçekten yalnızca TRT’yi izliyor olmalısınız bunları görmemiş olmanız için.
Vali: Kaç kere söyledik. Kişisel kusurların olduğu, bu kişisel kusurlarla ilgili gereğinin yapılacağı, bunlarla ilgili özellikle kendi atmış olduğumuz tweetlerimizde de “bir gönül için bin özür dilenir” diye kamuoyuyla paylaşmalarda bulunduğumuzu, bunun bir özür olarak, yanlışların olduğunun bir ikrarı olduğunu ve bunların karşılığında emniyet güçlerinin her zaman uyarılarak, elbette ki bir mülki amir olarak bunların doğru müdahale yöntemleri ile ilgili olarak talimatlandırıldığını, böyle bir şeyi söylememiş olmak mümkün mü? Yani oturdun, seyrettin. Böyle bir kanaati nasıl geliştirebilirsiniz?
(Sarıgazi’deki olayla ilgili videoyu izliyor, anlamak için üzerinde tartışıyor, araştırmak için ismini istiyor)
Konu sağlığa gelmişken sizin verdiğiniz sayılarla Türk Tabipler Birliği’nin verdiği sayılar arasında bir uçurum var. İstanbul’dan gidiyorum Türkiye geneli değil, toplam yaralı başvurusu 4675. Siz ise 60 ya da 90 gibi bir rakam verdiniz.
Vali: Ben hastanelerde yatanları söylüyorum. Hastaneye giden her müracaat kayıt altına alınır. Ambulansa bindiniz ambulansta bile bir tedavi görseniz bu bile netice itibariyle bir tedavi aldığınız anlamına gelir. Bu tür başvuruların sayısı elbette ki daha yüksektir. Bu rakamları vermek çok gerekli mi? Gözü yaşarıyor gidiyor orada tedavi görmeye çalışıyor. Bu hasta mı şimdi?
Peki biber gazını yasaklamanız gibi bir uygulama olabilir mi? Bu kadar yaralanmaların hepsi kapsülle. Yani polisin belli bir açıyla atması gerekirken direkt insanların üzerine hedef alarak atıyor.
Vali: En son müdahaleyi anlatamadık onu bir anlatalım. En son Gezi Parkı’nın boşaltılmasıyla ilgili hemen hemen yarım saat civarında anonslar yapıldı. 12 bin civarında orada insan vardı, bunların 8 bini ayrıldı. Hepsi gitti. Orada bir 4 bin civarında insan kaldı. Onlara karşı da müdahale edilirken hiç gaz vs. atmadan, gayet sessiz..
Atıldı.
Vali: Atıldı mı? Haberim yok. Yani sonradan atıldı ben ilk anı söylüyorum. Ama netice itibariyle daha sistematik, daha önceki uygulamalarıyla mukayese ettiğinizde, diyorsunuz ya hiç mi hiç mi bunları yönlendirmediniz. İşte yönlendirildiğini görüyorsunuz. En son Taksim’de gene bir 15 bin civarında katılımla karanfil koyma etkinliğinde, Taksim’de 1 saat kalındı. Ve 1 saat içerisinde denildi ki trafiği de kapattınız artık.
O zaman bize havaalanından bahsedin.
Vali: Ben de izledim. Orada kalkanlarıyla grubu geriye doğru sevk ederek, en sonunda küçük bir grup kaldı, o küçük gruba da suyla, hatta daha sonra gaz da kullanıldı. Yani İstiklal Caddesi’nde bir takım gruplara karşı gaz da kullanıldı sonra. Hiç kullanılmasaydı daha iyi olurdu şüphesiz. Ama bu tür müdahalelere de ihtiyaç hissedildi. Fakat Taksim Meydanı’nın boşaltılması da bir müdahaleydi. Bakın Gezi Parkı’nın boşaltılmasında da bir müdahale yapıldı. Demek ki emniyet de kendi içerisinde yapmış olduğu uygulamaları geliştiren, daha düzenli, daha profesyonel, daha nitelikli bir yöne doğru evriliyor. Bunu da görmemiz lazım.
Biraz burada muğlak cevaplar alıyoruz. Sadece bu toplantı için değil, genel olarak hep aynı cevaplar alındığı için aynı sorular geliyor. Yaralı rakamlarını sorduk, kask numaralarını sorduk, soruşturma açıldı mı dedik. Evet veya hayır bile alamadık.
Şöyle yorumlayabiliriz belki bunu. Genel bir görüş olarak artık insanların yaşadığı belirli bir güven eksikliği var. Siz de söylediniz, twitterdan bana geliyor “yalancı vali” gibi kendi şahsınız için ama ben sizin şahsınıza indirgemek de istemiyorum olayı, genel olarak devletin kurumlarıyla ilgili insanlarda bir güven eksikliği var. Bu konu da aynı sorular ve cevaplar etrafında dönüyor olabilir. Çünkü artık insanlar bir şekilde inanmıyor veya tatmin olmuyorlar. Bu yaşanan güven eksiklini hakkında ne düşünüyorsunuz ve onarmak için şahsi olarak nasıl planlarınız var sizin?
Vali: Siz şayet bunu bir kampanya şeklinde yapmaya matuf çalışma varsa, bunu istediğiniz kadar uğraşın düzeltmeniz mümkün değil. Açık söyleyeyim ben çok rahat bir insanım, toplumun algısına elbette ki kıymet veririm, önemlidir. Sevilen, sayılan bir idareci olmak elbette ki insanı çok onore eder. Fakat şahsıma haksız yapılmış olan eleştirilerden dolayı asla ve asla üzülmem. Bana hak etmediğim bir eleştiriyi hangi dozda yaparsa yapsınlar ve milyonlarca tweet de atsınlar isterlerse, beni zerre kadar üzmez. Etkilenen bir kişi değilimdir. Önemli olan benim kendi kendime bunu hak edip etmediğimi sorguladığımda muhataplık derecemdir. Bana yalancı diyorlar ya, açık söyleyeyim, milyonlarcası daha gelsin kulağım bir tarafından girer öbür tarafından çıkar. Bunu yazın. Bol miktarda tweet almak isterim bu konuyla ilgili. Hiç umurumda değil. Neden biliyor musunuz? Hiç kimsenin bu konuyla ilgili bilerek ya da bilmeyerek söylediği şeylerden dolayı tek tek bilgilendirilmesine benim imkanım yok. Neticede herkes kendi bildiğini konuşur. Kastı varsa bunu yazmaya devam edecek. Ve şuna inanıyorum bir kısmı hakikaten yanlış bilgilendiği için, bir kısmı kasti olduğu için yazmaya devam edecektir. Dolayısıyla ben bugüne kadar da farklı mecralarda bunu izah ettim. İzah ettiğim şeyleri de öğrenmiş olmaları gerekirdi. Bir şahsı yalancı olarak itham ediyorsanız, o vakit yalancı olup olmadığını da anlamanız gerekir. Takip etmiyorsan, o da senin niyetindir. Ben senin bu ifadeni düzeltmek için kendimi yırtıp parçalayacak halim yok.
Müdahaleye gelelim, onu bir izah edeyim. Müdahaleyle ilgili sabah saat 7 buçuk gibi çıkarken oradan haber verdik. Haberli müdahale. Geliyoruz, bayrakları, flamaları indireceğiz, Atatürk anıtı ve AKM üzerindeki bu şeyleri indirmemiz gerekiyor. Geldik, çatışmalar oldu biraz vs. uzatmayalım. Akşam oldu, ben sabah atmış olduğum tweetlerde ne dedim? Flamaları, pankartları indireceğiz, Atatürk heykeli ve AKM’nin üzerinden ve bunun haricinde Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’yla ilgili herhangi bir müdahalemiz de olmayacaktır dedim. Nitekim bu şu anda Taksim Meydanı’nda toplanmaya müsaade etmiyoruz. Taksim Meydanı’nda o gün çıktıktan sonra Atatürk heykelinin üzerinde herhangi bir şey asılmasın tekrar diye 50-60 kişilik bir grup bıraktık. Geri kalan bütün personeli, polisi de Atatürk Kültür Merkezi’nin önüne çektik. Gezi Parkı’na doğru hiç gitmedik. Fakat Taksim Meydanı’nı da kapatmadığımız için o akşam çağrı yapıldı ve o çağrıyla hemen hemen 25-30 bin civarında insan geldi oraya. Bu 25-30 civarında insan geldiğinde Atatürk heykelinin etrafı, her yer doldu ve biz dedik ki bir sıkıntı çıkar, polisler arada, aralarında bir tartışma çıkar polisi de alalım oradan dedik. Atatürk anıtının etrafından da polisi aldık ve onları da Atatürk Kültür Merkezi’nin oraya çektik. Fakat, grubun tamamı değil, grubun içerisinde önemli bir kısmı Atatürk Kültür Merkezi’ndeki polislerin üzerine gelerek orada saldırmaya başlayınca biz müdahale ettik.
Bir saldırı olmadı orada. Gözümle gördüğüm şeyi bana başka anlatıyorsunuz. Siz orada mıydınız?
Vali: Madem biz saldıracaktık da 30 bin kişinin meydana çıkmasına neden müsaade edeceğiz. Saldıracağız grubu meydana neden sokalım.
Madem saldırmayacaktınız çatılarda neden polisler var?
Vali: Hangi çatılarda?
The Marmara sırasında, Anıt Büfe’nin çatısında polisler vardı. Ben de orada gaz yedim.
Vali: Senin de gaz yemediğin yer kalmamış.
Her yere attınız çünkü
Vali: Netice itibariyle Atatürk’ün heykelinin üzerine, burada tek tek saymayacağım, aşağı yukarı 10 güne yakın bir süre bütün flamaları asarak bana çevreci bir görüntü içerisinde olduğunu söyleyen varsa anlını karışlarım. Hiç kimse orada Atatürk heykelinin üzerinde ve AKM’nin üzerinde asılı olan posterlerin bir çevrecilik adına asıldığını söyleyen varsa hepsinin anlını karışlarım. Atatürk heykelinin üzeri milletin reklam panosu mu ya? Büyük bir kesiminiz Atatürk gençliğini temsil ediyoruz diye de yazıyorsunuz. Ama Atatürk heykelinin üzerinde 10 güne yakın bölücü örgüt mensuplarının dahi pankartlarının olduğu yerde sesiniz çıkmadı. Sesiniz de çıkartılmadı.
Biz Atatürkçülüğümüze laf ettirmeyiz. Kimse müsaade etmedi.
Vali: Ben de ettirmem. Bir siz mi Atatürkçüsünüz. Bir şey söyleyeyim, müsaade edilmedi sizin orada müdahale etmenize dedim. Yani siz isteyerek yaptınız demedim. İşgal ettiler. Ben sizi itham etmiyorum. Sizin bu memleket sevginize, sevdanıza herhangi bir sözüm yok. Ama sizin de burada onlara müdahale edebilecek gücünüz kalmadı.
Diyarbakır’da da açıldı aynı poster polisin gözü önünde polis müdahale etmedi bu posterlere.
Vali: Biliyorum her yerde açılıyor. Ama netice itibariyle bir Taksim Platformu vardı, onlar bunu yapabilirdi. Siz bireysel olarak çıkıp bunu yapmaya elbette ki gücünüz yetmez. Ama şunu söyleyebilirlerdi, arkadaşlar biz burada neden duruyoruz, biz Taksim Meydanı’na neden her akşam geliyoruz, toplanıyoruz. Burada binlerce insan bazen 30 bin kişi, bazen 50 bin kişi, bazen 70 bin kişi günlerce toplandık, ama Atatürk’ümüzün heykelinin üzeri bu örgütlerin reklam panosuna dönüştü, bunları kaldırmanız lazım diyen birisi çıkamadı. Bunu demek istiyorum.
Böyle bir kampanya yapıldı. Flamasız Gezi diye. Bu kampanya yapılırken girdiniz.
Vali: Bunu bitireyim. Müdahalemizi neticede Taksim alanındaki gruba yaptık. Biz şu an Taksim Maydanı’nda AKM’ye ve Atatürk heykelinin üzerine herhangi bir şey asılmasın diye bekliyoruz. Bekleyiş sebebimiz o. Çünkü gitsen tekrar asacaklar, bir anlamı yok, yarın bir daha geleceksin. Beklemek durumundayız. Saldırı oldu, isteseydik Taksim’e sokmazdık diyorum bakın şu anda da sokmuyoruz.
Vatandaş polise neyle saldırdı?
Vali: Grubun üzerine geliyorsun işte. Grup polisle yüz yüze gelip çatışmaya girdiğinde, yumruk yumruğa bile girse neticede kavgadır. Netice polisin üzerine geliyorsan bu bir saldırıdır. 30 bin kişilik bir kitle, içinden 5-10 bin kişi senin üzerine geliyor.
Biz oradaydık, öyle bir polis üzerine gelen kalabalık yoktu.
Vali: Ben size bu konuyla ilgili güvenmiyorum. İstediğinizi yazabilirsiniz.
Biz de size güvenmiyoruz.
Vali: Siz sadece kendinizi doğru olarak görüyorsunuz kusura bakmayın. İstediğinizi yazın ama ben size inanmak zorunda değilim, siz de bana inanmak zorunda değilsiniz. Durup dururken bir kavga çıkartmamıza gerek var mı bizim? İsteseydik biz sabahtan itibaren kontrol altına alır ve Taksim Meydanı’na hiç kimseyi sokmazdık. O haldeyken 30 bin kişinin girmesine müsaade ettik. Kavga edeceğimiz, sonradan saldıracağımız insanları meydana niye sokalım biz? Siz buradan kendinize göre bir karne ve bir mantık yürütebilirsiniz. İstediğiniz gibi yürütün. Ben kendi söyleyeceklerimi söyleyeceğim. Neticede saat 12-1 gibi Taksim Meydanı’yla ilgili bir sorun kalmadı. Biz Taksim Meydanı’nda saat 9’da başlayan 1’de biten o çatışma ortamından sonra Gezi Parkı’na gelip, arkadaşlar artık bu iş sizin de buradan gitmenizi gerektiriyor. Her ne kadar müdahale edilmeyeceğini söylemişsek de artık ayrılmanızı istiyoruz deseydik, Gezi Parkı’ndaki bekleyen arkadaşları bizim çıkartmamızı engelleyecek bir güç var mıydı? Yoktu. Böyle bir engel olmadan biz gelip Gezi Parkı’ndan hadi arkadaşlar toparlanın, toparlanmıyorsanız biz sizi çıkartıyoruz deyip, 3-4 gün sonra yapacağımız müdahaledeki gibi hiç bekletmeden, hadi buyurun gidiyorsunuz diyemez miydik? Derdik. Gezi Parkı’nda kalmaya devam etti arkadaşlarınız. Siz bunu hala açıkça vali yalan söylüyor diyerek bir ithamda bulunup yayamaya devam ediyorsunuz. Açık söylüyorum benden bizzat gelip özür dilemeden hiç kimseye, ben inançlı bir insanım, inancı olan veya olmayan herkese söylüyorum, ben inanıyorum ki öbür dünyada benden hesabı olan herkes gelip hesabını isteyecek, ama ben de bana yalancı diyenlerin hepsinden öbür tarafta hesabımı isteyeceğim. Bunu da yazarsınız.
1 gün öncesinde başbakanın mitingde Gezi ya boşalacak ya boşalacak dedikten sonra müdahale olması bir tesadüf mü?
Vali: Bizim pankartları indirdiğimiz gün itibariyle bana söylenilen yalancı yaftasından dolayı hakkımı herkese helal etmeye hazırım. Benden şayet isteniyorsa. Bana gelemedi, ulaşamadı, benim bu söylediklerimi duydu ve benim kendi gönlünde, bu vali demek ki doğru söylemiş diyerek, ben bu adama yalancı dedim ama haksız bir iftirada diyerek gönlünde bir nedameti olan her kişiye de şimdiden gıyabında hakkımı helal ediyorum. Ama bildiği halde, öğrendiği halde, hala ısrarla beni yalancılıkla itham eden her kişiden öbür dünyada kesinlikle davacıyım. Asla ve asla da üzüntüm yok.
Sizin sözünüze güvenip o gün oraya giden insanların hakkı ne olacak?
Vali: Müdahale etmedik ki ama. O gece müdahale etmedik. Ama şu var Taksim Meydan’daki çatışmalarda gaz kullanıldığı için 200 metre ilerisinde Gezi Parkı’nda olan insanlar gazdan etkilendi tabi. Etkilenmedi değil ki. Ama kendilerinin o gazdan, o kokudan belki orada atılmış olan yanlış atmış olan, yanlış atma tekniklerinden dolayı Gezi Parkı’nın içine düşen birkaç atılmış olan bir takım gazlardan dolayı müdahale edildi diye düşünerek bunu, bu niyetle söyleyenler varsa onlara da hakkımı helal ederim. Onda da kasıt aramam. Ama biz isteseydik müdahale eder ve tamamını çıkartabilirdik. Müdahaleden kastımız Gezi Parkı’nın boşaltılması. Biz Gezi Parkı’nı boşaltmadık ki. Ben sabah verdiğim sözdeyse o gün boyunca Gezi Parkı’na müdahale etmeden yani Gezi Parkı’ndan kimseyi çıkartmadan müdavimlerin kalmasına müsaade ettim. Netice itibariyle müdahale dediğimiz şey Gezi Parkı’nın boşaltılması. Ben Gezi Parkı’nı boşalttırmadım.
Bundan sonra bize zarar vermeyeceğiniz şekilde davranacağınızın sözünü veriyor musunuz?
Vali: Biz zaten bugüne kadar zarar vermek gibi bir niyet içerisinde değildir. İzah ettim zaten, çok daha iyi müdahale yöntemleri geliştirdiğini ve kendini geliştirmekte olduğunu söyledim ben size. Dolayısıyla her gördüğünüz uygulamada buna yakın, işini daha profesyonelce yapan bir yaklaşımı her zaman esas kabul ediyoruz.
Hükümetin ortak ağzı, hatta ben bugün sizden de bekledim buna benzer bir şey telaffuz etmenizi, ama siz provokatörler kelimesini kullanmadınız. Daha çok polise saldıran gruplar falan dediniz. Ama bu noktada gelecekte yapılacak müdahaleler için konuşuyorum, göstericiler arasına provokatörlerin sızmış olması arada olan masum insanlara uygulanan şiddeti sizin gözünüzde ne kadar meşru kılıyor? Bugün Brezilya’da dükkanlar yağmalanıyor, burada olan en vandal hareket bugüne kadar medya kuruluşlarının araçlarının yakılması oldu. Sayıları tek bir gün içerisinde milyonu bulmuş bir hareketten bahsediyoruz. Bundan sonraki toplumsal olaylarda, kalabalığın etrafa zarar verme ihtimali üzerinden soruyorum çünkü arada provokatörler var, hesap yapılıp, yine tırnak içerisinde söylüyorum önlem amaçlı güç kullanımı olacak mı? Ve aradaki masum insanların durumu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Vali: Bu toplumsal olaylarda en zor olanı. Çünkü 20 bin kişilik grup çıkıyor karşınıza, halk. 20 bini de sizinle çatışmaya mı giriyor, hayır. Bunu ben Diyarbakır’dayken çok net görebiliyorduk. Şöyle yapıyordu Diyarbakır’dakiler, bütün bir gösteri yapılıyordu, her şey bitiyordu, halk gidiyordu. En son geriye 300-400 kişi kalıyordu. Herkes çekiliyordu ama. Ve biz o 300-400 kişiyle halk tamamen dağılıp gittikten sonra, ellerinde motoloflar hazır zaten, o atıyor, diğeri atıyor. İşte o marjinal dediğimiz çatışmacı grup. Marjinal kelimesi de nasıl bir kelimeyse.
Ama siz icat ettiniz onu.
Vali: Ama bayağı oturdu ha (kahkaha atıyor). Neyse, bunlarla da çatışmaya girilirdi Diyarbakır’da. Halkımız giderdi. Şimdi burada öyle değil. Burada benim halka yapmış olduğum çağrılarda, ki bizim için sıkıntılı bir müdahaleydi gece saat 9’dan 10’dan sonra flamaların indirildiği günün gecesi Taksim Meydanı’nda yapmış olduğumuz o çatışma bizim için çok sıkıntılı, çok daha yaygın eylemlere dönüşebilir endişesi taşıdığımız bir geceydi. Ama öyle olmadı, lokal olarak Taksim Meydanı ve etrafında kaldı Allah’tan. Bundan mutluluk duyduk. Ama bu grupların içerisindeki insanlarla da bir çatışma oldu orada. En kötüsü budur. Ama ben Taksim Meydanı’nda çatışmaların başladığı saat itibariyle bir duyuruda bulundum. Basını da çağırdım, dedim ki, şu anda Taksim Meydanı’nda çatışma ortamı var, bu çatışma ortamında değerli yurttaşlarımızın emniyet güçlerinin de kendisiyle çatışan gruplarla mücadelesi noktasında rahat hareket edebilmesi, yani halk, karşınızda insanlarınız, çoluk, çocuk, yaşlı, bunların alanda olmaması bakımından alanı terk etmeleri ve çatışmak için alanda bekleyen gruplarla emniyet güçlerinin karşı karşıya bırakılmasını özellikle rica ediyorum dedim. Halka uyarı yaptım. Çünkü orada insanlarımız var, 30 bin insan. Bu insanlar bu çatışmanın içerisinde gece vakti kalırsa bir perişanlık olur. Ve süratle halkı uyarmak için, bu çatışma ortamından uzaklaşmaları için bir çağrıda bulundum ben. Dedim ki, lütfen halkımız bu çatışma ortamından, Taksim bölgesinden uzaklaşsınlar ve sadece çatışan gruplarla emniyet güçlerinin mücadelesi için alanları terk etsinler. Biz halkımızla çatışmak ister miyiz? Bir şey daha söyleyeyim, gösteri hakkı. Bu sizi daha çok aydınlatacaktır hukuksal çerçevede. Biz gösterici bütün gruplara müdahale ettik mi etmedik mi İstanbul’da bu süreçte? Bizim İstanbul’da 10 binlerce insanımız gece saat 12-1’e kadar sokaklarda tencere tavayla dolaştı mı dolaşmadı mı? Biz bunların hangisine müdahale etmedik? Hiçbirisine müdahale etmedik. Sokaklarda günlerce vatandaşlarımız indi ve bir protesto yapmak için gösteride bulundu.
Avcılar’da bir müdahale oldu bildiğim kadarıyla
Vali: Ama yolu kapattılar ve oradan 1000 kişilik bir grup AK Parti ve muhtelif yerlere saldırı yaptığı için. O gruptan ayrılanlar oldu.
Sayın Valim illa ki tutup da, karşısına geçip de panzerle su sıkmak olmak zorunda değil, orada sayın başbakan çıkıp da “tencere tava hep aynı hava” dedi mi demedi mi? Tamam belki fiziksel olarak yapılmamış olabilir ama hep bir küçümseme havası yaratıldı mı yaratılmadı mı?
Vali: Şimdi bu bizim burada sohbetini yapacağımız bir şey değil. Ama ben şunu söylüyorum size, diyorum ki, 10 binlerce vatandaşımı, İstanbul’un bütün ilçelerinde, çıktılar ve kendi protesto biçimlerini gece 2-3 saat yürüyerek farklı yerlerde ortaya koydular. Biz bunların, halkımızın yapmış olduğu protestolara herhangi bir müdahalede bulunduk mu? Orada polis yok muydu, vardı. Polis, hani diyorsunuz ya o çatışmalar esnasında da çok kullanıldı bu, polis geri çekilse hiç çatışma çıkmayacak, bu çok söylendi. Şimdi biz çatışmayı çok seven bir yapıda olsak burada bu insanların ne işiniz var kardeşim, bir de üstelik hükümeti doğrudan doğruya.. Gezi Parkı çevresindeki hadiseler polisle göstericiler arasındaki bir mücadele. Bu alanlardaki hadise doğrudan doğruya hükümet. Doğrudan doğruya bu söylemler üzerinden geziyor vatandaş. Biz bununla ilgili, vatandaşın bu gösteri hakkıyla ilgili herhangi bir sert müdahalemiz, şiddetli müdahalemiz oldu mu? Ama bakın buradan bir karine geliştirmenizi arzu ediyorum. Hiçbir yeri dağıtmadan, kırmadan, polise saldırmadan, polis de vardı onların yanında o göstericilerin hiç birisi kontrolsüz gitmedi yanlarında polis vardı, ama hiçbirisi polisle çatışmaya girmedi. Girse müdahale etmez miydik, ederdik. Ama biz kendiliğimizden de gidip o grupların hiçbirisine müdahale etmedik. Dolayısıyla günlerce süren bu hadiselerde sokakta bu protestolarını ve gösterilerini yapan vatandaşlara karşı bir müdahale etmeyen polisi, her olaya müdahale eden ve gösteri hakkını engelleyen bir polis gibi göstermeniz de çok sağlıklı değil. Bir mukayese yapabilmeniz açısından sizlerle paylaşıyorum.
Ben şu anla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Gezi Parkı şu an kapalı, halka ne zaman açılacak, ne girebileceğiz biz tekrar öncelikle bunu öğrenmek istiyorum. İkincisi diyelim ki halka açıldı ve bir grup, 3 kişi 5 kişi de olabilir veya kalabalık bir grup tekrar gidip parkta kalmak istediler. Bu durumda ne olacak?
Vali: Şimdi benim aldığım bilgi hala belediyemizin orada 1 veya 2 günlük galiba bir faaliyeti var. Hala bitiremediği bir faaliyeti var bunun bitmesini bekliyoruz. Dolayısıyla eli kulağında. Bildiğim kadarıyla inşai bir şeyler var. Bir şeyler yapıyorlar orada işte ne yapıyorlarsa. Bina yapmıyorlar ama bir düzenleme devam ediyor. Yarın veya öbür gün tahmin ediyorum artık sizlerin, herkesin ziyaretine açılabilecek.
Bu sefer sizi de bekleriz.
Vali: Geleceğiz.
Kalmak isteyenler olursa peki?
Vali: Şimdi kalma yeri değil artık. Gezi Parkı’nda gezi, adı üstünde zaten. Gezi diyor, gez git (gülüyor).
İftar yemeği verilecekmiş ya birlikte gideriz belki. Yemeklerimizi alıp iftarımızı açacağız. Bütün parklarda, forumlarda yapılacak. Siz söylemeyin ama emniyet birimlerine. Son gelip yine basabilirler.
Vali: Ya yapmayın ya (gülüyor)
Mescidi basıp, mescidi dağıtıp çıktılar.
Vali: Neredeki mescidi?
Gezi Parkı’na müdahale edilmeyen günde. Mescit vardı parkta hepimiz beynamaz değiliz.
Vali: Biliyoruz canım Cuma namazını da kıldılar Allah kabul etsin. Beynamaz diye de kimseye öyle bir şey söylenmedi.
Güya namaz kılıyorlar ifadesini duyduk.
Vali: Herkesin inancının, itikatının ne olduğunu en iyi yüce Allah biliyor. Dolayısıyla mescit konusu, ibadethaneler, hangisi olursa olsun, isterse camilerimiz, isterse cem evlerimiz, isterse sinagoglar isterse kiliseler olsun, hangi dine, hangi inanca ait olursa olsun bir mekan saygıdeğerdir ve kutsaldır. Bütün inançlara saygı göstermenin gereğidir zaten bu. Dolayısıyla ben hiçbir güvenlik görevlisinin ifade ettiğiniz gibi bilerek böyle bir şey yapabileceğini düşünemem. Vallahi şunu söyleyeyim, şayet birisi bilerek böyle bir şey yaparsa ben onun dininden ve inancından şüphe ederim. Böyle bir şeyi, inanın hiçbir güvenlik görevlisi içerisinden böyle bir şey asla sadır olamaz. Yani mescide böyle bir şey olamaz.
Teşvikiye Camii’ne, Feriköy’deki ermeni mezarlığına da atıldı.
Vali: Ya arkadaşlar, yapmayın ya, mezarlıktaki insana niye gaz atılsın ya. Bakın şu var, siz bir müdahale yapıyorsunuz, birilerini kovalıyorsunuz, bir şey atıyorsunuz, atarken adam çok iyi nişancı bile olsa hata yapabiliyor. Silah kullanan adam yanlışlıkla adam vuruyor. Adamın attığı gaz gitti de mezarlığın içerisine düştüyse mezarlığa bomba atıldı denilebilir mi? Niye mezarlığa bomba atsın? Arkadaşlar yapmayın.
Metro istasyonlarına?
Vali: Gösterici, sizi kastetmiyorum ama, göstericilerden bazılarının yerdeki gaz kapsüllerini alıp, metro istasyonlarının bacalarından içeriye attıklarına dair net görüntüler çıktı, Ankara’da bu da çıktı. Şimdi buradan hareketle bütün göstericiler bunu yaparlar, bütün göstericiler araba yaktı, bütün göstericiler polise karşı koydu, bütün göstericiler kaldırım taşlarını tahrip etti, bütün göstericiler şöyleydi böyleydi diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Bak genelleme yapmayın. Ben size genelleme yapmadığım gibi, siz de lütfen her şeyi genelleme yapmayın. Genellemelerin dışarısında yanlış yapanlarla ilgili tutumumuzu, duygu ve düşüncelerimizi söyledim. Göstericiler için de aynı şeyi söylüyorum. Bütün göstericiler gelip de araba yaktı, durak parçaladı falan demiyoruz. Ama yapanlarla ilgili görüntüler de ortada. Böyle bir genelleme yapalım mı şimdi?
Olan ölümlerden bir tanesi Mehmet Ayvalıtaş, arabanın çarpması sonucu. Bu süreçte emniyet teşkilatı gözaltıları çok hızlı bir şekilde alıyor. Sürekli başka gruplara, derneklere operasyonlar sürekli yapılıyor. Ama sizin dediğiniz o araştırmalar sonucu biz ortaya çıkan bir şey göremiyorz. İkisi eş hızlı ilerlemiyor. Sanki bir intikam dürtüsüyle bu sürece katılan bütün derneklere, bireylere gözlatılar işlerken aynı şekilde polisin kendine, devletin kendine yaptığı özeleştiri, soruşturma, ölümlerin nedeni aynı süratte ilerlemiyor. Mehmet Ayvalıtaş konusunda bir bilginiz var mı? Soruşturma ne durumda? Öncelikle bunu soracağım.
Vali: Şimdi o rahmetli genç Ataşehir’de bir yoldan karşıdan karşıya geçen bir grubun içerisindeyken maalesef bir trafik kazasına maruz kalmak suretiyle hayatını kaybetti. Tabi acı bir olay neticede bir insanın hayatını kaybetmesi. Olay tabi bir trafik kazası sonucu vuku bulması nedeniyle ölümlü her kaza, az önce de belirttim valiyi her konunun muhatabı olarak görmesi ve valinin toplumun gözünde böyle bir pozisyonda olması aslında bizim mesleğimiz açısından çok güzel bir şey. Bu bizi sevindiriyor. Her şeyin muhatabı kabul edilmek aslında çok sevindirici bir şey. Fakat konu adli bir konu.
Ben üzerine sürme var diye konuyu özellikle belittim.
Vali: Yok. Çünkü şu var, orada kişiler tamamen sivil kişiler, polis değil. Ama şöyle, bilgim şu, öndeki araç durmak için gayret ediyor, arkadaki gelen araç ona çarpıyor ve bu iki aracın çarpışması sonucunda ortaya çıkan savrulmadan bu genç orada vefat ediyor. Dolayısıyla öndeki aracın durma ve arkadaki aracın da ona çarpması sonucunda ortaya çıkan bir trafik kazasının yansımasıyla bir hadise vuku buldu orada. Dolayısıyla orada bir kasıt aranması mümkün değil. Çünkü kasıt olsa adam vurur ve çeker giderdi o süratle. Ama olay yerinde. Bilgi bu.
Peki ben bir görüntü izledim. Eli sopalı bir grup insan, hatta Recep Tayyip Erdoğan diye slogan atarak yürürken, arkada bir grup polis ve onun arkasında toma vardı. Bu görüntü internette. Eminim ki aratınca bulabilirsiniz. Bu görüntünün bir açıklaması var mı sizin tarafınızda? Ellerinde sopa ve bıçak olan, fotoğrafları ve videoları olan bir grup.
Vali: Tophane’de galiba. Zaten o bölgede de bir çatışma var. Karaköy mıntıkasında o esnada bir çatışma var. Şu var emniyetin galiba orada yaptığı şey bu gruplar arasında bir çatışma ortamının oluşmamasıyla ilgili olarak bu grupların dağılması yönünde, zaten dağıtıyor.
Arkadan geliyor polis, dağıtmıyor.
Vali: Dağıtıyor. O bölgede de müdahaleler var. Karaköy bölgesinde polisin yaptığı müdahaleler var o akşam. Bu grupların arasına girerek, bu grubun oraya doğru gitmesini engelleyen ve o grubu o bölgeden uzaklaştıran bir tedbir geliştiriyor polis. Yani o grubu, hadi git kardeşim Karaköy bölgesine de Tophane’den etrafı dağıt diye ona müsaade etmiyor. O grubu oradan uzaklaştıran bir araç, aracın da etrafında polis memurları da yok. Tabi çok yoğun bir çatışma ortamında. Grup galiba bildiğim kadarıyla 50-100 kişilik bir grup. Ve bildiğim kadarıyla o bölgede en yakın akrep türü bir araçla o grubu oradan uzaklaştıran bir polis müdahalesi var. Uzaklaşın buradan ve burada toplumsal bir karşılıklı çatışmaya asla girmeyin diye o grubu oradan uzaklaştıran bir müdahale var.
Benim elimde sadece gözüm daha fazla yanmasın diye ilaç varken bana gaz, su, altımdan üstümden gazlar geçerken o insanlara neden müdahale etmedi polis?
Vali: Bildiğim kadarıyla orada polisle çatışmaya giren bir grup olmadı.
Silahlı bir grup ama.
Vali: Silah derken bazılarında galiba sopa falan bir grup. Polisle çatışmaya giren bir grup değil. Başka gruplarla çatışmaya girmek üzere ortaya çıkmış. Ama polisin bu grubun dağılması yönünde aldığı bir tedbir var. Gözaltıyla ilgili şöyle bir şey söyleyeyim, emniyetin çevik kuvvet ekipleri genelde gözaltı yapmazlar. Gözaltı yapan gruplar farklı gruplardır emniyette. Önleyici hizmet grupları vardır, onlar sadece gözaltı yapmak üzere bu konuda eğitimlenmişlerdir. Alırlar ve hukuki süreci de götürürler. Çevik kuvvet personellerinin görevi bu tür toplumsal olaylara müdahaledir. Çünkü onlar gözaltı yapmak için uğraşırlarsa grup dağılır. Çevik kuvvet gruplarının hiçbir zaman birlikte hareket etme, grup halinde hareket etme özelliğini kaybetmemesi lazım. Şayet 20-30 kişilik bir çevik kuvvet grubunun içerisinden 5 kişi tutup da oradaki göstericileri almaya çalışırlarsa, bu grubun dayanışmasını, çünkü onlar birbirlerinden kuvvet alarak bazı şeyleri yapıyorlar, birbirlerini koruyorlar, grubun birlikteliğini bozacağı için çevik kuvvet personelleri asla çok zorunlu olmadıktan sonra gözaltı işlemi yapmazlar. Oradaki grubu da gözaltı işlemi yapacak bir önleyici hizmet grubunun olmadığı bir bölgede, hatta benim bildiğim kadarıyla orada bir çevik kuvvet personeli de yok, tesadüfen olayı bilen ve müdahale eden bir polis aracı var. O da toma da değil, anons etmek suretiyle o grubu oradan uzaklaştıran, adeta defeden bir grup var. Ama dediğiniz gibi gözaltına alabilecek bir ekibiniz, önleyici kuvvetiniz orada olsa, gözaltı işlemi de ellerinde satır vs. vardıysa yapılması gerekirdi. Burada, İstanbul’da her gözaltına alınması gerekli olan grubun gözaltına alındığını da söylememiz mümkün değil. Olaylara karışan binlerce insan oldu. Gözaltına alma sayılarının çok az olduğunu da biliyorsunuz. 20 günlük süre içerisinde bizim 350 civarında gözaltına aldığımız kişi oldu topu topu. Karşımızdaki grupların ne kadar kalabalık olduğunu…
Yani çevik kuvvetin önünden döner bıçağıyla gezebiliriz ve gözaltına alınmayız. Elimizde döner bıçağıyla sokaklarda gezerek evimize geri gidebiliriz. Böyle bir İstanbul mu var?
Vali: Çevik kuvvetin önünde değil ama. Orada çevik kuvvet yok. Ben genel olarak söylüyorum size çevik kuvvetin genel olarak gözaltı yapma gibi bir hedefi yoktur. Ha, bu sizin için bir avantaj olabilir. Bunu söyleyebilirsiniz, arkadaşlar demek ki çevik kuvvet gözaltı yapmıyormuş rahatlıkla hareket edebilirsin, vali bey öyle söyledi diyebilirsiniz. Ama yanıltıcı haber olur. Alınır ama böyle bir hedefi yoktur. Birinci hedefi gösterici grupları dağıtmaktır. Birinci hedefi budur. Ama gözaltına almaz diye bir şey yok. Netice itibariyle 1-2 kişiyi orada kalmışsa gözaltına da alır. Ama gidip de 50 kişilik bir grubu çevik kuvvet grubu kolay kolay gözaltına almaz. Alırsa ve olaylar devam ediyorsa gene almaz. Çünkü onun için birinci hedef gözaltına almak değildir.
Peki parka giderken rahat hareket edebilecek miyiz? Yani gitti orada bir grup ve gece oradalar. Çadır kurmuyorlar ve bütün gece orada kalıyorlar. Ne olacak?
Vali: Gezi Parkı’nda bank varsa parkta oturulmayacak mı yani?
Ben korkuyorum şu anda. Ben sizden şunu duymak istiyorum, ben gittim orada bir grup arkadaşımla oturuyorum. İçki içmiyorum, çadır kurmuyorum, hiçbir şey yapmıyorum. Şu grup şöylece gittik 15 kişi ya da 30 kişi eşimiz dostumuz da geldi. Gittik gecenin geç saatinde orada oturuyoruz. Sabaha kadar orada oturuyoruz. Bize ne olacak? Polis gelip orada oturuyoruz diye bize müdahale edecek mi?
Vali: Şöyle düşünün, normal olan ne? İstanbul’daki parklarda 30 kişi bir araya gelecek gidip bir parkta oturur mu?
Ben çocuğumun doğum gününü yaptım ben parkta.
Vali: Doğum gününü yaparsınız. Bu olabilir. Mesela vatandaşlar 2 aile, komşu geliyor, sahillerde de insanlarımız mangal yapıyor. Bu geleneklerimizin içerisinde var olan, örfümüzde makul görülebilecek olan bir şey. Gezi Parkı’nda bugüne kadar, şu geçtiğimiz süreci bir tarafa bırakalım, Gezi Parkı’nda ne yapıyordunuz?
Ben orada evlendim.
Vali: Gidin yine gezin eşinizle. Evliliğinizi mutlu bir şekilde her zaman orada yad edin. Bundan daha güzel bir şey yok ki. Gezi Parkı’na elbet gideceksiniz. Bankında da oturacaksınız. Çimine de uzanabilirsiniz. Ama bu şayet gerçekten bir gösteriye dönüşen bir nitelik içerisine bürünürse, diyeceksiniz ki bunun kararını kim verecek? Bunun böyle bir noktaya geldiğini görürsek, galiba bu bir gösteri niteliğine bürünmüştür arkadaşlar, sizin buradaki duruşunuz çok da Gezi Parkı’nı bir ziyaret, bir park ziyareti, bir parkta oturma, bir ıhlamur kokusu arı vızıltısı duymanın ötesinde.. Netice itibariyle makul olan her ziyaretiniz, hakikaten parkı park gibi kullanma noktasındaki ziyaretiniz eyvallah. Ama parkı park olmanın ötesinde, yani şimdi şu Yoğurtçu Parkı’nda veya Abbasağa Parkı’nda zaman zaman yaptığınız forumlar gibi falan, böyle bir şey olmaz onu söyleyeyim.
Diğerlerinde olabiliyor da neden Gezi Parkı’nda olmuyor?
Vali: Gezi Parkı’nda gezeceğiz. Hukuki durumu bu, gösteriye dönüşmeyecek. Kanun 2911.
Ama istediğiniz yere çekebilirsiniz bu durumda siz. Herhangi bir forumu o zaman gösteri diyebilirsiniz. Bu durumda hepsini tehdit etmiş oluyorsunuz.
Vali: Zorlamaya gerek yok. Bak normalde Abbasağa Parkı’nda da Yoğurtçu Parkı’nda da sürekli olarak yapılmış olan toplanmalar yasal değil. Ama netice itibariyle diyoruz, tamam yasal değil, bir müddet insanlar oturacak, konuşacak. Şimdi ama tekrar, orada gidiyorsun, öbür tarafta gidiyorsun, kalkıp da Gezi Parkı’na gelecek olursan ortalığın biraz tadını kaçırmaya başlar. Dolayısıyla şimdi Gezi Parkı’nı şöyle bir rahat bırakalım. Eşimizle gidelim, sevgililerimizle gidelim, çocuklarımızla gidelim, ailemizle gidelim, arkadaşlarımızla gidelim, dolaşalım. Burada bir sürü hatıralar yaşandı diyelim. Hiç kimseye kapatılmayacak ki, herkes gelecek tabi ki. Tekrar açık söyleyeyim park açılacak. Park hepimizin parkı. Ama bu parkı yeniden bir gösteriye dönüştürmek gibi falan. Şimdi Taksim Meydan’ında duran insan, bir şey yaptık mı?
7 kişi gözaltına alındı. Gerekçesi de durmak sebebiyle polise karşı gelmek.
Vali: Var mı şu anda bir şey, yok. Ama sırf haber olsun diye Gezi Parkı’na gelip durursan, gerek yok bunlara. Artık bunları aşın.
Gösteri bu yüzden yapılır ama, sesini duyurmak.
Bundan daha barışçıl bir gösteri biçimi var mı?
Vali: Gezi Parkı’nda bu işlere hiç artık girmeyin. Oldu mu? Gezi Parkı’na güzel güzel gelin, gezin, dolaşın, oturun, konuşun ama bir gösteri mahalli haline getirmemize gerek yok. Biz artık hep beraber toplumsal barışımızı, uzlaşmamızı, hoşgörümüzü daha fazla derinleştirecek, daha kuvvetli hale getirecek bir yaklaşım içerisinde birbirimize yaklaşmaya çalışalım. Birbirimizi daha fazla kırmaya, daha fazla üzmeye, tahrik alanları oluşturmaya, farklı tedbirler geliştirmeye ihtiyaç hissettirmeden, biraz daha kucaklaşmayı, biraz daha bir arada olmayı sağlayacak bir pozisyon alalım. Bunu yapabiliriz. İhtiyacımız olan şey bu. Gelip de ben 30 kişiyle, 50 kişiyle gösteri yapmaya kalkacağım diyorsan.. 3 kişi gelirsin arkadaşınla oturursun. Kitabını da okursun, oturursun çimde, gayet güzel bir park ziyaretçisi gibi yaparsın. Ama şimdi geldim ben 20 kişi oturuyorum 5 saat. Sen bugüne kadar hangi parkta 5 saat devamlı oturdun?
Ben oturdum. Öğrenciliğim zamanında evsiz kaldığımda zaman zaman parklarda kaldım.
Vali: Başka alanlar var. Sen gel İstanbul’da başka alanlarda da gez. Bırak Gezi Parkı’na takılma. Var mı soru?
Gündem dışında bir soru sormak istiyorum ve kişisel bir soru bu, yanıtlamak zorunda değilsiniz ama, halefinize istinaden söylüyorum, edindiğim tecrübeye göre söylüyorum İçişleri Bakanımız Muammer Güler gelecekteki kariyerinize nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz? Siyasi bir partiye girecek misiniz? Milletvekili adayı olacak mısınız? Olursanız hangi partiden gireceksiniz?
Vali: Yarınla ilgili bir garantim yok. Klasik cevap diyeceksiniz ama ben hayatımda geleceğimle ilgili hiçbir planlama yapmadan iş yapan birisiyim. Bakın ben Bağcılar kaymakamıydım, Bağcılar kaymakamıyken Siirt valisi oldum. Siirt valisi olduğumu kararname çıktığında öğrenmiş birisiyim ben. Siirt önemli bir şehirdir, böyle bir şehre vali olarak gittim. Ama benim vali gittiğimden kararname çıktığında haberim olmuştur. Diyarbakır’a vali olarak gittim. Diyarbakır’a vali olarak gittiğimde bir akşam iftar yemeğinde, saat 8 gibi bana haber verdiler. Akşam iftar yemeğimi evimde yaptım, ramazanın ilk gecesiydi, akşam saat 10’da Diyarbakır’a gittim, 12’de göreve başladım. Saat 8’de haber verdiler saat 12’de gittim Diyarbakır’da göreve başladım. Ondan sonra İstanbul’a vali oldum. İstanbul’a vali olurken ben Diyarbakır’da belki 1-2 yıl daha kalırım diye, sevdiğimiz de bir şehirdi, görev yapmaya çalışıyorduk. Ve neticede İstanbul’a vali olduk, hayalimizin hiçbir zaman köşesinden geçmeyecek bir şehirdi. İstanbul’da hukuk fakültesinde öğrenciyken bu şehrin bir valisi olacağım diye. Vali olduktan sonra bile Siirt’le Diyarbakır valisi olduktan sonra bile, acaba İstanbul valisi olur muyum diye hayal kurmadım. Asla hayalle, gelecekle ilgili beklentiler üzerinden. Benim bir tek şeyim var şu anda, mesai yaptığım süre içerisinde bu şehirde önce kendi vicdanımda doğru görev yapabilmek. Yani kendi başını kendi önünde eğme. Kendi başımı kendi önümde eğmemem, önemli olan bu. Ondan sonra yarın ne olacakmış? Yarının hesabını hayatımda hiç yapmadım ben. Ben vali olarak 57 yaşındayım, 65 yaşına kadar devlet memuru olarak çalışma imkanım var. Allah bana nasip ederse bu mesleği ben 65 yaşına kadar yapabilmek için görev yapıyorum. Siyaseti küçümsediğimden dolayı demiyorum. Siyaset de elbette ki bu ülkeye hizmet etmenin çok güzel alanlarından birisidir. Ama biz hayatımız boyunca hiçbir zaman siyasetin içerisinde bir devlet memuriyeti yapmadık. Ve hiç kimse bugün bulunduğum pozisyon itibariyle şurada veya burada siyaset yapar diye de kendi kendine de bir değerlendirme yapmaması lazım.
Geçmişe istinaden, aslında bütün arkadaşlarımızın soruları boşunaydı. Çünkü Başbakanımız çıktı ve polise bütün emirleri ben verdim dedi. Benim merak ettiğim kişisel sorum şu, bütün bu Gezi Parkı süreci esnasında eminim ki Başbakanımızla pek çok diyaloga girmişsinizdir. Hiç direndiniz mi Başbakanımızın emirlerine müdahale konusunda?
(sessizlik oldu. grup isterse kayıt almayı kapatmayı teklif etti)
Vali: Şöyle söyleyeyim, başbakanımız bu ülkenin başbakanıdır. Başbakanın emirlerine direnmek diye bir şey olmaz. Paylaşırsınız, görüş ifade edersiniz, değerlendirirsiniz. Netice itibariyle elbette ki kanunların içerisinde doğru olanları yapma gibi de bir mecburiyetiniz vardır. Şayet görevi yerine getirmeme gibi bir düşünceniz varsa o vakit dersiniz ki, bana müsaade eder misiniz efendim, ben atanmış olarak birisi olarak ben burada ayrılmayı arzu ediyorum dersiniz. Doğru olan budur.
Peki hiç düşündünüz mü?
Vali: Hayır neden düşüneceğim? Asla düşünmem. Ülkede, İstanbul gibi bir şehirde ve ülkede bu kadar sıkıntılı bir ortam, bu kadar sıkıntılı bir süreç varken, sizin aklınızın, kalbinizin köşesinden böyle bir makamdan ayrılayım diye düşünmeniz, bir kere bunca yıldır yapmış olduğunuz devlet memuriyeti itibariyle çok ciddi bir handikaptır. Halkınızın güvenlikle ilgili, kamu düzeninin sağlanmasıyla ilgili en çok ihtiyaç duyduğu bir anda sizin görevinizden ayrılmanız gibi bir şey düşünülebilir mi? Böyle bir şey olamaz. Yapmanız gerekli olan şey şudur, maiyetinizdeki bütün otoritelerle birlikte en iyi şekilde insanınızı, şehrinizi bu badirenin, bu sıkıntının içerisinden kurtarmaktır. Bunu yapacaksınız. En kolayı nedir biliyor musunuz? Zoru gördüğünüz vakit allahaısmarladık demektir. Şunu söylemek istiyorsanız, kanunsuz olarak kim emir verirse versin siz bunları uygulamamak durumundasınız, anayasal göreviniz bu, ortada bir kere kanunsuz bir şey yok. Gezi Parkı’nın isterse ilk günden 30 kişi olsun, 50 kişi olsun, isterse son günde 1000 kişi olsun bulunduğu pozisyon hukukun dışında bir pozisyondur. Onu söyledim size ben. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına göre orada herhangi bir şiddet göstermeseniz dahi makul sürenin dışında bulunuyor olmanız kanun dışıdır. Dolayısıyla verilmiş olan emirler bu konuyla ilgili, emirlerin hiçbirisinde kanunsuz bir şey yoktur. Hukukun önünde vereceğimiz her türlü hesap, çünkü bizle ilgili de dünya kadar şikayet var. Bir tereddüdümüz yok çünkü verilmiş bütün yazılı ve ilgili emirlerin tamamı hukukun içerisinde verilmiştir. Böyle bir endişe içerisinde değilim açık söyleyeyim. 3 yıl da sürse, 5 yıl da sürse hiçbir şekilde, ne yapacağız bu kadar soruşturma geçireceğiz gibi, böyle bir endişe içerisinde değilim. Biz müdahalelerimizi herkese hukukun içerisinde yasal pozisyonlarda gereğini yapmak üzere veririz. Dolayısıyla burada hukuki olarak da bir problem yoktur. Anayasal olarak da bir problem yoktur. Ama yanlış yapanların kişisel hatalarıyla ilgili elbette ki hukukun içerisinde takip edilmesi gerekli olan süreçler vardır. Bunda da herhangi bir sıkıntı yok. Artı, istifa edilecek bir şey yok ki. Bana da bir çok kişi istifa et, çok onurlu bir davranış olur diyor. Neden istifa edeceğiz?
Başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz Gezi süreciyle ilgili? O yüzden o istifa istekleri.
Vali: Daha başarılı olunabilirdi.
İnsan öldü Sayın Valim.
Vali: Siz tabi bütün detaylarıyla, bütün gelişmeleri, bütün vahametiyle çok iyi bilemediğinizden çok bilememeniz çok normal olması nedeniyle biz bu yönetim içerisinde bütün kırılmalar, bütün üzüntüler, bütün yaralanmalar, İstanbul’da ölüm olmamakla birlikte ülkemizde yaşanan ölümler, bunların hepsinin acı olduğunu itiraf ettim ve söyledim. Bin özür dilenir de dedim bu insanlardan. Ama şu var, siz bizim müdahalelerimizin ve şehri yönetmemizin, bu şehri yönetirken alabildiğimiz kararların, pozisyonların şehrimizi daha kötü bir noktadan nasıl çevirdiğine ilişkin şehrimizi daha kötü bir noktadan nasıl çevirdiğine ilişkin detayları çok iyi bilmiyorsunuz, bilemezsiniz. Ben bu noktadan baktığımda hesabımı kendi vicdanımda verirken diyorum ki, Hüseyin Avni, sen bu şehri hiç kimsenin bilmediği çok daha kötü noktalardan aldın ve böyle bir noktada bu kadar travmasıyla yönetebildin.
Ama bunu kişinin kendine değil de bir başkasının ona söylemesi lazım.
Vali: Hiç önemli değil. Ben ne olduğunu ve bu bütün oluşumların içerisinde nereden neyi getirip nerelere ulaştırdığımızı bildiğim için. Siz şimdi geminin içerisinde bulunuyorsunuz. Yolcu kamarasındasınız, sallantılar hissediyorsunuz. Dışarıda gelen dalgaları, o dalgaların ne kadar ters olduğunu, hangi akıntılarda gittiğini bilmiyorsunuz. Biz bu açıları, bu hesapları, bu yönetimleri, bu yönlendirmeleri, bütün bu planlamaları mümkün olduğu kadar iyi yapmaya gayret ettik. Ve ben tablonun geneline baktığım vakit iyi yönetebildiğimize inanıyorum. Çünkü çok daha ağır ve sıkıntılı sonuçlara sebebiyet verebilecek hadiseler yaşayabilirdik.
Katılmıyoruz biz buna. Çünkü bu yaşanan kötü şeylerin sebebi zaten polisin orantısız şiddet uygulamasıydı.
Vali: O bakımdan hep beraber bir süreç geçirdik. Bu süreçlerin hepsinin tabi ki bütün detaylarıyla bilme imkanlarınız yok ama netice itibariyle bilinenleri ve bilinmeyenleri, siz tabi bilinen kısımlarla bakıyorsunuz ve işin biraz da şiddet boyutuyla haklı olarak, etkilendiğiniz için ve toplum olarak da etkilenildiği için. Ama resmin tamamına baktığımızda biz ülkemizde bu resmin tamamından çıkışımız elbette ki bir fırtınanın içerisinden geçiyorsunuz gemini yalpalanıyor, dalgaları alıyorsunuz. Biz kaptan olarak rotayı çok iyi tuttururken siz geminin içerisinde bazı dalgalarda sağa sola savruldunuz. Biz de yalnız bu geminin içerisindeki bütün ekiple birlikte ne kadar savrulduğumuzu ve bu savrulmadan geminin içerisindeki herkesin ne kadar etkilendiğinin farkındayız. Ama ben dışarıda kaptan köşkünde nasıl bir denizde gittiğimizi ve limana yanaşıncaya kadar nasıl bir strateji uyguladığımızı ben biliyorum. Siz sadece geminin içerisinde zaman zaman kafanızı kamarada çarpan, çarptığı için de bu kaptan ne kadar kötü bir kaptan, perişan etti bizi, hepimizin içi dışına geldi diyorsunuz. Çok normaldir bu söyledikleriniz. Ama dışarıyı benim kadar iyi görme, benim kadar net görebilme imkanınız yok. Onlar belki anlatılır, belki konuşulur, belki konuşulmaz, bilemiyorum. Her şey de herkes tarafından bilinecek diye bir şey yoktur. Ama benim bildiklerimi, bütün detaylarını sizlerin bilme imkanı da yok. Dolayısıyla siz sadece gördüğünüz kısmı itibariyle haklılıklarınız var.
Kişisel bir şey sorayım. Çoğu politikacının veya idarecinin sosyal medya hesaplarını danışmanları kontrol ediyor. Sizde durum nasıl? Tweetleri kendiniz mi atıyorsunuz ve gelen yorumları okuyor musunuz?
Vali: Tweetlerin tamamını kendim atıyorum. Bazen de yanlış yazıyorum uyarıyorlar. Benim sayfama gelen günlük yorumların tamamını görüyorum, atabildiğim kadarına dm atıyorum. Ama tabi herkese yetişmem mümkün değil. Şu sorduğunuz sorularla ilgili pek çok dm de attım. Bakıyorum eleştiriyor, cevap vermesem üzülüyorum. Gece saat 2-3’e kadar gönderebildiğim kadar gönderiyorum.
İnsanların güvenliğiyle ilgili bir sorum var. Ramazan geliyor ve forumlar devam ediyor. Forumlara katılan sivil polis arkadaşlar hala daha istihbarat faaliyeti yürütüyorlar. Ve her hafta yeni bir olay oluyor forumda. Forumlara katılan sivil polis arkadaşlar ne zaman asayiş önlemi almaya başlayacaklar seyretmekten daha ziyade.
Vali: Ne var forumlarda, asayişe ilişkin ne oluyor?
İnsanlar bıçaklanıyor, dayak yiyor, forumlar basılıyor.
Vali: Kim yapıyor bunu?
Yoğurtçu Parkı’nda bıçaklanan insanlar, Yeniköy Parkı’nın basılması. Polis arkadaşlar da var orada oturup seyrediyorlar kavgaları.
Vali: Asayiş her zaman görevimiz zaten. Böyle bir eksiklik varsa ona bakarız. İnsanların, toplulukların bulundukları her yerde asayiş görevimiz devam edecek. Orada hırsızlık olur, kavga olur, her türlü hadise olabilir. Belki çok resmi görüntü vererek yanlış anlaşılmalar oluşmasın diye böyle bir duruş sergiliyorlar ama bizim zaten sivil asayiş ekiplerimiz de var. Belki bilemediğiniz ama izlenen bir şey vardır. Yeniköy’le ilgili bir hadise geldi bana bir de Yoğurtçu Parkı’nda. Ama Yoğurtçu Parkı’ndaki hadise Fenerbahçe taraftarları arasında olan bir hadiseydi. Onun dışında var mı?
Forum dışındaydı Fenerbahçe taraftarı. Doğancılar Parkı’nda taciz var sürekli, insanlar gelip forumdakileri taciz ediyorlar.
Vali: Bizim için önemli bu. Farklı grupların birbirleri arasındaki çatışmayı hiçbir zaman istemiyoruz. Biz insanlarımızın devletin polisiyle bir takım gruplar karşı karşıya gelebilirler, dağıtırız falan. Devletin güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmesi neticede hukuki bir meseledir. Ama halk, gruplar karşı karşıya gelirse bizim için en sıkıntılı hadise odur. Böyle bir şey varsa da bu çok önemlidir ve bizim buna asla seyirci kalmamamız lazım. Ona bir bakacağım.
Endişelendiğim bir mevzu daha var. Lig başlayacak yakında, stadyum çevresinde çevik kuvvet arttırılacak mı? Malum bir gerilim var. Bu gerilim devlet tarafından azaltılmaya mı çalışılacak yoksa stadyumlarda aşırı önlemler alınıp tırmandırılacak mı?
Vali: Biz güvenlik için almamız gereken önemleri almak zorundayız. İstanbul’daki bir futbol müsabakasında o maçın niteliğine göre, çünkü özel güvenliğin de yeterli olmadığı bazı hadiseler var. Yani güvenliği temin etmek amacıyla, aslında polisin genel yaklaşımı güvenliği tamamen kendisi dışında, saha içi ve dışı da dahil olmak üzere bırakabilmek. Keşke mümkün olabilse. Ama sporda şiddet arttıkça ve bunun özel güvenlikle sağlanamadığı anlaşıldıkça, neticede halkınız orda taraftarlar gelmiş onların güvenliğini sağlamak da bu devletin görevi, özel güvenlikle bunu yapamıyorsanız polise kalıyor. Çok da aslında polisi de arzu etmiyoruz. Bu konuların içerisine de polis girmesin. Çünkü polisin dünya kadar işi var zaten İstanbul’da. Sadece sportif faaliyet değil ki bir sürü faaliyet var. Onun için zaten zorlanan ve yetişemeyen bir kadroyu daha fazla bu tür meselelerde de yormak da istemiyoruz açıkçası. Çok da hevesli olduğumuz bir alan değil futbol müsabakalarının güvenliğini sağlamak. Ama buna da ihtiyaç varsa bunun da gereğinin yapılması lazım. Bununla ilgili bir mevzuat düzenlemesi bekleniyor. Söylediğiniz konu önemlidir. Burada bizim süratle kulüplerimiz, taraftar gruplarımız, güvenlik birimimiz işbirliğini en üst seviyeye çıkartmalıdır. Zaten bizim her spor kulübümüzle irtibatı yürüten emniyet gelen müdür yardımcısı seviyesinde bir irtibat görevlimiz var. İl emniyet müdürünün yardımcısı. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş için var, birebir takip ediyorlar. Oradaki bütün hareketleri bilirler. Taraftar grupları gelirler onlarla konuşurlar, tribün liderlerini bilirler, alması gereken asayiş tedbirlerini birlikte alırlar. Dolayısıyla bizim daha iyi bir ortaklaşmaya ihtiyacımız var bundan sonraki süreçte. Çünkü bu yarın öbür gün başka sıkıntıları da beraberinde getirebilir. Çünkü Çarşı grubu olsun, ki Çarşı grubu sonradan bu olayların içerisinde bulunmadıklarını da ifade eden değerlendirmeler de yaptılar. Bir miktar girdi ama bir grubun tamamını olayların içerisinde görmemek lazım. Bu bana göre yanlış. Bir grup Fenerbahçe taraftarı, bir grup Beşiktaş taraftarı denilebilir. Ama kulübü ve grubun tamamını itham edici değerlendirmeler yapmak da yanlıştır. Dolayısıyla orada her zaman iyi bir diyalog, işbirliğine ihtiyacımız var. Bu işbirliğini zaman zaman çok iyi yaptığımız dönemler de oldu. Bazı maçlarda kırılmalar oldu. ama bu süreçte işbirliğimizi daha iyi bir seviyeye çıkarmamız ve herkesin güvenliği için de doğru olanı yapmamız lazım. Ümit ediyorum sıkıntısız geçer. Bizim açıkçası dikkatli olmamız gereken alanlardan bir tanesidir spor. Bunu biliyoruz.
Bir şey öğrenmek isterim sizden. Forumlarda çok farklı fikirler yok gibi. Herkes aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyor.
Çok farklı şeyler konuşuluyor. Henüz bir sonuç bence olamaz çünkü diorganize ve heterojen bir kitle olduğu için zaten hemen organize olup bir çatı altında toplamak çok imkansız.
Vaktiniz varsa bir foruma gidelim bu akşam hep birlikte. İsterseniz hemen gidelim yarım saatte Abbasağa’da oluruz.
Vali: Burada bir zirve yaptık ya burada sizde. Siz forum diyorsunuz bana göre bir zirve. Davetinize teşekkür ediyorum. Açık söyleyeyim bunu meydanlarda yapmak, yani kışın da meydanlarda yapacak haliniz yok galiba. Mesela Kadıköy’de belediyemiz yardımcı olabilir, bir kapalı mekan versin. Bu kapalı mekanlarda 2-3 saat yapın, ben de geleyim. Kapalı bir mekanda yapacağınız bir şeye dinlemek için katılmak isterim. Ama parklardaki duruş ne kadar yasal? Ben forumda konuşulana konuşmalardan dolayı değil, gemlemezlik. Ama bir parkta, yasadan bahsettim hukuki olarak, bir forum yapıyorsunuz, konuşma tartışma ben bunlara açık bir insanım. Gelirim de dinlerim de. Hiç sorun yok. Ama yasal çerçevesi doğru olmayan bir yere gidersem meşrulaştırmış olurum. Yapıyorsunuz bir şey demiyorum ama bu çok şey değil. Kapalı mekan yapın. Buradan nereye varacaksınız?
Şu an bilmiyorum ama bir yere bağlanacak.
Muhtar, belediye başkanı, yerel seçimler geliyor.
Vali: Bu çok iyi bir şey. Muhtarlığa aday olmayı düşünen var mı hakikaten? Bence doğru. Herkes bence aday olmalı. Ve seçilmek, halkın önüne çıkmak ve beğenilmek, beğenilmemek, takdir edilmek, edilmemek, desteklenmek, desteklenmemek, bu işte demokrasinin nimeti. Fevkalade bir şey. Bir hezimete uğrayın demiyorum yanlış anlaşılmasın.
Ben Fatih’te pek etkili olabileceğimi düşünmüyorum.
Vali: Niye?
Fatih!
Camide bile ben bayramlarda, cumalarda şu haline bak diye tepki topluyorsam, beni muhtar yapacaklarını düşünmüyorum.
Vali: Yok ya, öyle bir şey yok.
Nasıl yok? Kendi yaşadığım şeyden bahsediyorum
Vali: Yapma Allah’ını seviyorsan. Camide senin gibi, hem sakalı olan hem küpesi olan, gelin istediğiniz camiye birlikte gidelim, sizin gibi saçı topuz, sakallı, sakalsız, küpeli dünya kadar arkadaş var. Ve hiç kimse de camiye girdiği vakit bu arkadaşlara bir şey demiyor. İstanbul’da yaşıyoruz. İstanbul’da kim kimin saçına sakalına küpesine karışıyor. Böyle bir şey yok. Siz yolda gezerken İstanbul’da kaç kişinin küpenize veya saçınıza baktığını gördünüz?
Semtimde yaşıyorum
Ben bıçaklandım
Vali: Şöyle söyleyeyim Türkiye’nin bir 20 yıl evveliyle mukayese ettiğiniz vakit..
Ama etmememiz lazım çünkü gelişmemiz lazım.
Vali: Gelişiyoruz. Ama siz şimdi her yerde aynı standardı bekleyemezsiniz.
Uzun yıllar önceydi hatırlıyorum, ordunun da vesayet günleri, devlete karşı yapılan bütün tepkilerde hep dış mihrak lafı kullanılırdı. Siz de eminim hatırlarsanız. Şimdi yine aynı retorik kullanıldığı için soruyorum sizin kişisel fikriniz, yani biz sizce dış mihrak mıyız? Dış mihrak oyunu muyuz biz direnişçiler olarak? Faiz lobisi miyiz?
Vali: Bakın size söylenen bir şey değil bunlar. Size yönelik dış mihrakların ajanları gibi hareket ettiler gibi bir söylem yok ki. Dün veya evvelki gün de söyledi Sayın Başbakanımız, dedi ki, bu olayın arka planında nelerin olduğunu ileride de açıklayacağız dedi. Ve bu senaryoyu paylaşacağız dediler. Sizin bunun içerisinde dış mihraklara su taşımak için, malzeme taşımak için, dış mihrakların bir elemanı gibi hareket ettiğiniz ve böyle bir niyetle hareket ettiğiniz şeklinde asla söylenmedi size. Size karşı, sizle ilgili dış mihrakların maşası olarak bilerek böyle bir hareketin içerisinde bulundular şeklinde herhangi bir değerlendirme yapılmadı, yanlış anlamayın. Ama bu olayların arka planıyla ilgili nelerin olduğunu sizlerin de bilebilme imkanınız yoktur. Ben size az evvel ne dedim, şu olayları siz şiddet, polis vs. sarmalında değerlendirdiniz. Ama başarılı veya başarılı olma noktasında gördükleriniz üzerinden beni değerlendireceksiniz. Ama benim bu olaylara bu kadar sıkıntılar olmakla birlikte daha büyük hadiselerin neresinden dönülüp de gelindiği noktasındaki bilgilerimi siz bilmediğiniz için, bilemezsiniz, bunu paylaşacak durumda da değiliz şu anda, siz bu işin arka planın ne olduğu konusuyla ilgili devletin kendi arşivinde nelerin olduğunu da bilmeniz mümkün değil. Ama hiç kimse size dış mihrakların maşası, ajanı, bilerek dış mihraklara malzeme oldular falan, böyle bir şey söylenmedi. Çapulcular kelimesi de mesela gündeme geldi, ben Dolmabahçe’de de bu soru sorulduğunda ifade ettim. Dedim ki, başbakanımızın çapulcular kelimesiyle ilgili ifade ettiği değerlendirmenin muhatabı olan sizler değilsiniz. Gezi Parkı’nda kalan gençler değil. Çapulcular denilen araçları yakan, belediye otobüslerini yakan..
Başbakan bu lafı daha önce kullandı. O zaman bir şey yakılmamıştı, yıkılmamıştı.
Vali: Yok yok. Bunu izah ettiler. Burada söylenen bu ifade, çapulcu zaten lugat karşılığı yakan yıkan demek. Yağmalayan demek. Dolayısıyla yakana yıkana söylenilmiş olan bir sözdür. Sizin böyle bir duruşunuz olmadığına göre bu işin muhatabı değilsiniz. Kendi üzerinize asla alınmamanız gerekiyor. Ama yakan yıkan yok mu, var. Siz şimdi emniyetin yaptıklarını elbette ki söylüyorsunuz. Ben de diyorum ki yanlış olanlarla ilgili söyledikleriniz doğrudur. Ama öbür tarafta hakikaten yakılan, yıkılan dünya kadar şey oldu.
Yanlış demişken, bu başörtüsü taciziyle ilgili yapanların bulunması için gelişmeler var mı? Biz de çok istiyoruz yakalanmasını.
Vali: Açıklanmadı daha galiba bununla ilgili sonuç. Diyanetin müfettişleri geldi bu konuyla ilgili. Diyanetin müfettişleri bununla ilgili, hem cami görevlileri, hem ilgili kayıtlar, hem bulabildikleri şahitler üzerinden bir soruştutmayı, incelemeyi hala sürdürüyorlar.
Siz bir video gördünüz mü peki?
Vali: Yok. Bir video görmedim. Şunu söyleyeyim orada da kayıtlar alındı, bakıldı. Ama mobese kameralarından bazılarının kırık olması, her yerde mobese kamerasının olmaması olay mahallinde, bu nedenle herhangi bir kayıtlı şu ana kadar… Ama yarın öbür gün birisinin çektiği bir görüntü olabilir, çıkabilir. Yarın bir gün biri ben cep telefonuyla çektiğim bir görüntüyü şimdiye kadar beklettim ama şu veriyorum diyebilir, bilemem. Bağlayıcı olmamak kaydıyla şu ana kadar mevcut mobese kameraları üzerinden ortaya çıkmış bir şey yok. Ama şu var, hukukta karine diye bir şey var. Bir bayan, hele ki bu toplumda ismi olan birisinin çok yakınıysa, böyle bir şeyi söylüyorsa bu hakikaten dikkate almaya değer bir şeydir. Benim eşimin başıma bir şey gelse, böyle bir ahlaki saldırı gibi, kızımın, bırak ya rezalet, oldu bitti dersiniz. Yani kolay kolay insanlar kendilerini üzecek, toplumun önünde kendilerinin, isimlerinin çok fazla sakız yapılmasına sebebiyet verecek meseleyi konuşmazlar. Ama fevkalade vahim bir şeyse, saklanılamayacak kadar ağır bir vakaysa bunu paylaşırsınız. Dolayısıyla ortada böyle bir vaka olmadan bir insanın durup dururken böyle bir şeyi söylemesi ve bunun muhatabı olması çok kötüdür. Kendini böyle bir hadiseye muhatap kılmış olması nedeniyle toplumun hep gözünün önünde olacak birisidir. Bu çok üzücüdür. Hele ki bir bayan böyle bir şeyi kolay kolay yapmaz. Bir bayan gelse bana dese ki, Vali Bey ben senin memurun, personelin olarak böyle bir şeyle karşı karşıyayım, ben vallahi o bayana öncelikle inanırım. İftira atıyor bir başkasına demem. Çünkü bir bayan her şeyden evvel kendisiyle ilgili hassasiyetinden dolayı çıkıp böyle bir şeyi bir başkasıyla paylaşmaz. Paylaşıyorsa ortada bir sıkıntı vardır diye düşünürüm. İlk bakış açım budur bir bayan için. Bir bayan kendini çünkü neden sıkıntıya soksun. Doğrudur diye bakarım olaya ve doğruluğunu tespit edebilecek bir şeyler var mı, bunu da getir derim. Böyle şeyler yaşadık da.
Şunu açıklığa kavuşturalım. Böyle bir görüntü hiç mi yok, siz mi görmediniz?
Vali: Ben şu ana kadar böyle bir görüntü görmedim. Olsaydı mutlaka çıkartılırdı ama varsa nerede var onu bilemiyorum. İnceleme hala devam ediyor. Bir vatandaş belki bir görüntü çekmiş olabilir, sonra da getirebilir. Dolayısıyla hiçbir zaman bizim elimizde şu ana kadar mevcut mobese kameraları üzerinden herhangi bir şey yoktur dedim. Ama hiç yoktur manasında demiyorum. Birinin elinde olabilir, bunu bilemiyorum.
Teşekkür edelim biz artık size. Zaman ayırdınız bize.
Vali: Ben de sizi çok tuttum aslında. Size karşı zaman zaman hafif ses tonumu yükseltmiş olabilir. Kusura bakmayın, kırgınlığınız olmasın olur mu? Çok teşekkür ediyorum. İnşallah tekrar görüşürüz.
Vali'nin konuşmasının tam metni
Haber Merkezi
- Yazıları büyüt
- Yazıları küçült
- Standart boyut