Trump’ın dedesi, genelev işletiyordu... Aslında Alman’dı, 16 yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ye göç etmişti, New York’ta eniştesinin yanında berber çırağı olarak çalışıyordu, altına hücum başlayınca, altın arayanların peşine takıldı, kovboy filmlerinde “Vahşi Batı” tabir edilen bölgeye gitti, önce lokanta açtı, sonra genelev açtı, altın arayanlara kadın sattı, Amerikan vatandaşı oldu, sonra yeteri kadar para kazandığını düşünüp Almanya’ya geri döndü, ama, asker kaçağı olduğu için Alman vatandaşlığına geri kabul edilmedi, sınırdışı edildi, mecburen gene ABD’ye geldi, bir oğlu oldu, Trump’ın babası doğdu, Trump’ın babası Trump’ın dedesinin genelevden kazandığı parayla müteahhitliğe başladı, ırkçıydı, beyazları üstün ırk, siyahları insan bile olmayan köleler olarak görüyordu, Ku Klux Klan’a katıldı, ırkçı suçlara karıştığı için tutuklandı, hapis yattı, sonra New York’ta konut işine girdi, siyahlara daire satmıyordu, iki oğlu oldu, Donald Trump ve kardeşi doğdu, Donald’ın kardeşi sabıkalıydı, alkol bağımlısıydı, alkol komasından öldü, dedesi ve babası yüzünden berbat bir çocukluk yaşayan Donald’ı hapçı olmasın, adam olsun diye askeri okula gönderdiler, gitti, mezun oldu ama, subay olmak istemedi, hatta “ayağımda topuk dikeni var” filan mazeretiyle Vietnam Savaşı’na bile katılmadı, oradan da kaçtı, babası gibi müteahhit oldu, eski binalar alıp, otel yaptı, yüklü para kazandı, gökdelenler dikmeye başladı, zenginlik yetmiyordu, şöhret olmak istiyordu, NBC televizyonunda program yapmaya başladı, televizyon ünlüsü oldu, üç defa evlendi, beş çocuğu oldu, on torunu oldu, ilk evliliğini Çek model Ivana’yla yaptı, bu demir perde evliliği sırasında KGB’nin radarına girdi, Ivana vesilesiyle Rus istihbaratı tarafından siyasete atılması için yönlendirildiği öne sürüldü, bu iddia elbette doğrulanmadı ama, bu evlilikten itibaren ufak ufak siyasete yöneldi, hem Demokrat Parti’yi destekledi, hem Cumhuriyetçi Parti’yi destekledi, herhangi bir ideolojisi yoktu, şahsi çıkarları için ikili oynadı, hem Demokrat Parti adaylarına para verdi, hem Cumhuriyetçi Parti adaylarına para verdi, 2000 yılında Reform Partisi’nden ABD başkan adayı oldu, bu adaylığını popülaritesini arttırmak için kullandı, seçimden önce yarıştan çekildi, gitti Cumhuriyetçi Parti’ye girdi, oradan başkan adayı oldu, orası da kabul etmeseydi, eminim Demokrat Parti’den aday olurdu, müteahhitliği sırasında 400 milyon dolarlık bir kredinin altından kalkamadı, iflas etti, konkordato ilan etti, sıyırmayı başardı, havayolu şirketi kurdu, orası da iflas etti, casino işine girdi, Atlantic City’de kumarhane açtı, sevdi o işi, dört beş tane kumarhane otel satın aldı, aşırı müsrif harcamaları ve laylaylom yaşantısı yüzünden kumarhane işinde de batma noktasına geldi, hepsini sattı, golf sahaları açmaya başladı, Amerikan futbol liginden kulüp satın aldı, aslında sporla filan ilgili değildi, her sektöre para gözüyle bakıyordu, güzellik yarışmaları organize etti, bir başka havayolu şirketi aldı, sonra sattı, bu ticari trafiği sırasında paravan şirketler kurduğu ortaya çıktı, devletle mahkemelik oldu, kendi adıyla Trump Üniversitesi kurdu, aslında üniversite filan değildi, emlakçı sertifikası veren eğitim kursuydu, New York eyalet yönetimi tarafından “üniversite” sıfatını kullanması yasaklandı, üniversite adıyla para topladığı öğrenciler ve eyalet yönetimi tarafından “tüketiciyi kandırdığı” gerekçesiyle mahkemeye verildi, 25 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldı, sonra gitti kendi adıyla vakıf kurdu, güya hayır kurumuydu ama, habire bağış topluyordu, hiçbir yere hayır işi yapmıyordu, hadi bakalım New York Eyalet Başsavcılığı tarafından dava açıldı, hayır kurumları yasasını ihlal etmek ve vergi kaçakçılığından yargılandı, hapse girmemek için bağış toplama faaliyetini derhal durdurdu, vakfını apar topar feshetti, vakfın tüm malvarlığını hayır kurumlarına bağışlamak zorunda kaldı, üstüne iki milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldı, USA Today gazetesinin derleme haberine göre, ABD başkanı oluncaya kadar 4.000’den fazla eyalet ve federal davaya konu oldu, tıpkı babası gibi, kendi mülklerinde ırk ayrımcılığı yapmakla bile suçlandı, defalarca battı çıktı, altı kez iflas koruma başvurusunda bulundu, antin kuntin işleri yüzünden çoğu büyük Amerikan bankası kredi vermeyi reddetti, finans veya politika üzerine 19 tane kitap yazdı, best seller bile oldu ama, 19 kitabında da hayalet yazar kullandı, kitaplarının hiçbirini kendisi yazmadı, başkalarına yazdırdı, kendisi yazmış gibi kendi adını koydu, çocuklara cinsel istismar ve seks ticaretiyle tanınan Epstein’in en yakın arkadaşlarından biriydi, porno yıldızıyla ilişkisi olduğu ortaya çıktı, medyaya konuşmasın diye porno yıldızına 130 bin dolar verdiği ortaya çıktı, bundan önceki başkanlık seçimini kaybettiğinde, Washington darbenin eşiğinden döndü, kafasına bizon boynuzlu samur kürkten şapka takan, suratını Amerikan bayrağına boyamış Arizona çomarları Kongre Binası’nı bastı, silahlı çatışma çıktı.

Elalemin devlet başkanını yatak odasından kaçırıp, torbacı gibi kelepçeleyip, “Venezuela’yı artık biz yöneteceğiz” diyen Trump işte bu.

Dedesi genelevci, babası Ku Klux Klan, böyle bir ailede büyümüş, iflastan dolandırıcılığa, vergi kaçakçılığından pornoya kadar, her türlü pisliğe adı bulaşmış, bir yandan kumarhane, öbür yandan sahte hayır kurumu, diğer yandan paravan vakıf, daha öbür yandan çakma üniversite, böylesine ahlaki zafiyetlere sahip fırıldak bir işadamı, iflasları bile şaibeli, hangi parti olursa oradan aday olan, cahili cühelayı maşa olarak kullanan, omurgasız bir politikacı sicili... ABD’yi işte bu profil yönetiyor.

Böyle birinin, başka türlü davranması beklenebilir miydi?

Böyle birinin, haydut gibi saldırarak, elalemin devlet başkanını kaçırması, elalemin ülkesine çökmesi, anormal midir?

Gayet normaldir.

Ama...

Trump’ın kötü adam olması, Maduro’yu iyi adam yapar mı?

Madalyonun öbür tarafını da iyi okumak gerekiyor.

(ABD’yle ilişki kurarken de, Venezuela’yla ilişki kurarken de, Rusya’yla İsrail’le İran’la veya Çin’le ilişki kurarken de, hayata daima Ankara penceresinden bakmak gerekiyor.)

Venezuela nüfusu 28 milyon kişiydi, sekiz milyon kişi ülkeden kaçtı, şu anda Venezuela’da 20 milyon kişi yaşıyor.

Suudi Arabistan’ın bile 265 milyar varil petrol rezervi varken, Venezuela’nın 300 milyar varil petrol rezervi var. Varilini şu anki fiyatlarla 60 dolardan hesapla bak ne çıkıyor... Venezuela halkının en az Kanadalılar kadar, en az Norveçliler kadar refah olması gerekiyor.

Venezuela’da başkanlık sistemi var. Ama... ABD’deki başkanlık sistemi gibi değil, meclis veya devlet kurumları tarafından dengelenen, Fransa’daki gibi yarı başkanlık sistemi değil, çakma bir başkanlık sistemi var.

1998 yılıydı, Hugo Chavez başkan seçildi, yoksul ve cahil ahali çok seviyordu, çünkü, gıda kolisi dağıtıyordu, millete ait olan parayı kendi iktidarı için sebil gibi kullanıyordu, açlıktan nefesi kokan halkın “kurtarıcısı” olarak görülüyordu, sosyal demokrasi kavramını idrak edemeyen tahta kafalı bazı arkadaşlar tarafından “devrimci” diye alkışlanıyordu.

Şak... Anayasayı değiştirdi, devletin yönetim şeklini değiştirdi.

Artık onu sevip sevmemelerinin önemi yoktu, çünkü artık onu başkanlıktan indirmek hukuken mümkün değildi.

Muhalefeti susturdu, basını susturdu, iş dünyasını sustalı maymuna çevirdi. Bu baskılar yüzünden bir milyondan fazla kişi ülkeden kaçtı. Bunca insan Venezuela’dan kaçarken, Chaves ne yapıyordu, sosyal medyadan kendisini takip eden üç milyonuncu takipçisine ev hediye ediyordu.

Gel zaman git zaman, hastalandı, kansere yakalandı, ağır durumdaydı, kendisinin yerine halefi olarak başkan yardımcısı Maduro’yu seçti, başkanlığa dair tüm yetkilerini Maduro’ya devretti.

Maduro aslında otobüs şoförüydü, lise mezunu deniyordu ama, olmadığı da söyleniyordu, devlete dair herhangi bir konuda liyakat sahibi değildi, şoför olarak sendikaya girmişti, sendikacılığı merdiven olarak kullanmıştı, tırmana tırmana Chavez’in sağkolu olmuştu.

Chavez’e sordular, “liyakattan bu kadar uzak birinin koskoca devlete başkan olması normal mi?”

Chavez cevap verdi, “neden olmasın, iktidar halkındır, elitler ve seçkinciler istemese de otobüs şoförü ülkeye gayet güzel başkan olur” dedi.

Gıda kolisiyle bağımlı hale getirilen cahil cühela pek memnundu, “vatandaşa tepeden bakan elitler kıskanıyor” diyorlardı.

İşte bunlar konuşulurken, Chavez öldü, Maduro geçici başkan oldu.

2013’te yeni başkanı seçmek üzere seçim yapıldı. Başkanlık imkanlarını sonuna kadar kullanan Maduro, yüzde 50.6 oyla kılpayı kazandı.

Seçimde şaibe olduğunu, oyların çalındığını elbette herkes biliyordu ama, itirazlar işe yaramadı, çünkü, yüksek seçim kurulu ve yüksek yargı, komple Maduro’nun kontrolündeydi. “Ben kazandım” dedi, seçim bitti.

Seçim böyle bitti ama, toplum karpuz gibi ikiye bölündü, protesto gösterileri başladı, halka ateş açıldı, evet, bu şimdi mağdur zannedilen Maduro, kendi halkına ateş açtırdı, polis araçlarıyla insanları ezdiler, öldürdüler, muhalefet lideri Harvard mezunuydu, şak diye tutuklandı, hapse atıldı.

Maduro tarafından tarihte görülmemiş bir yasa tasarısı hazırlandı, “başkanlığını kabul etmeyenlere konuşma yasağı” getirmek istedi, Venezuela meclisi bu yasayı kabul etti iyi mi... Muhalefete kanunen konuşma yasağı getirildi.

Bununla yetinmedi, başkanlık yetkilerini daha da arttıran, kendisini her konuda tek yetkili yapan yasalar çıkarttı. Mesela, petrol ve madenler konusunda meclise sormadan karar verme yetkisini kendisine aldı!

Korkutarak veya satın alarak, yandaş medya oluşturdu. Maduro dışında hiçbir şey yazmamaya başladılar, 24 saat kesintisiz Maduro’yu anlatıyorlardı. Bağımsız medyayı komple susturdu, yayınlarını beğenmediği televizyon kanallarını kablolu kanaldan bile çıkardı attı.

Avanta gıda kolisine yüklendi, milyonlarca kişiye düzenli olarak gıda kolisi dağıtıyordu, ama, ülke liyakatsiz kadrolar tarafından yönetildiği için, et, un, şeker, pirinç, süt gibi temel gıda maddeleri karaborsaya düştü, ekmek için bile kuyruk vardı, hadi bakalım başkanlık bünyesinde komisyon kurdu, karaborsanın sebebini araştırın dedi, yalaka komisyon araştırdı, ne buldular biliyor musunuz, “halkımızın yüzde 95’i günde dört beş öğün yemek yiyor, bu kadar çok yedikleri için temel gıda maddelerinde sıkıntı yaşanıyor” sonucunu buldular, evet, karaborsanın sebebi Venezuela halkının çok yemesiydi yani, başkanın kusuru yoktu, hiç utanmadan bunu yayınladılar.

İki yıl geçti, 2015 oldu, parlamento seçimi yapıldı, Maduro her türlü katakulliyi yaptı ama, hezimete uğramaktan kurtulamadı, muhalefet ezici çoğunlukla kazandı, muhalefet parlamentoyu kazanmıştı ama, başkan hala Maduro’ydu, ordu, polis, yargı, heeepsi onun elindeydi, bakanlar kurulunu hala o kuruyordu.

Meclis çoğunluğunu ele geçiren muhalefet partileri, 2019’da yapılması gereken başkanlık seçimlerini öne çekmek için, erken seçim talebinde bulundu, yok öyle tabii, Maduro reddetti.

Bunun üzerine, yine muhalefet tarafından, erken seçime gidilmesi konusunda referandum yapılması için anayasal süreç başlatıldı, anayasaya göre, referanduma gidilmesi için seçmenin yüzde 20’sinden imza toplanması gerekiyordu, altı milyon imza toplandı, fazla fazla yetiyordu, ama nafile, Maduro’nun emrindeki yüksek seçim kurulu, imzaları kabul etmedi, referandum meferandum yapamazsınız dedi, anayasa dediğin artık Maduro’ydu.

Bunun üzerine, muhalefet bir başka yol aradı, meclisten, Maduro’nun başkanlıktan azledilmesini talep eden karar çıkarıldı, gel gör ki, tüm üyeleri Maduro tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi bu kararı da reddetti, meclisin anayasaya aykırı olduğu açıklandı!

Bunlar yetmezmiş gibi, Aragua eyaletinin valisini, kendisine başkan yardımcısı yaptı, kimdi bu arkadaş, bildiğin uyuşturucu baronuydu.

Netice?

Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olması gereken Venezuela’nın ekonomisi, bu kadar liyakatsiz, bu kadar hukuksuz şekilde yönetilince, allak bullak oldu, enflasyon yüzde 100 bine fırladı, yanlış okumadınız, yüzde 100 değil, yüzde 100 bine fırladı, demeye kalmadı, yüzde 500 bine fırladı, demeye kalmadı, enflasyon yüzde bir milyonu aştı.

Venezuela’da asgari ücret ne kadardı biliyor musunuz, bir doların altındaydı, inanılması gerçekten güçtü ama, insanlar bir ay boyunca çalışıyor, asgari ücret olarak kazandıkları maaş bir dolar bile etmiyordu!

Maduro devalüasyonla eriyen banknotları tedavülden kaldırıp, yerine yenilerini sürmek istedi, para basmak için bile para bulamadı.

İnsanlar günde sekiz saat çalışıyorlar, kazandıkları parayla bir tek yumurta bile alamıyorlardı, tartıyorlardı, bir rulo tuvalet kağıdı almak için gerekli olan para, o bir rulo tuvalet kağıdından daha ağır geliyordu, bir tek tavuk satın alabilmek için üç ay çalışmak gerekiyordu.

Venezuela parası işe yaramadığı için takasla alışveriş yapılıyordu, mesela saç tıraşı oluyordun, berbere domates ödüyordun.

Ahaliye açlıktan ölmesinler diye avanta gıda kolisi dağıtılıyordu ama, bu avanta gıda kolilerinden alabilmen için iktidar partisine gidip “kimlik” alman gerekiyordu, yaşamak istiyorsan Maduro’yu desteklemek zorundaydın.

Sekiz milyon kişi ülkeden kaçtı.

Hırsızlık, gasp, yağma ve soygunda rekor kırılıyordu, nakit para taşıyanı vuruyorlardı, her 21 dakikada bir cinayet işleniyordu.

Marketlerde ağır silahlı polisler nöbet tutuyordu, yoksa yağma oluyordu, eczane rafları boşaldı, temel ilaçların yüzde 85’i bulunamıyordu, hâlâ bulunamıyor, sağlık sistemi çöktü, ameliyat malzemesi yok, son bir yılda bebek ölümleri yüzde 40 arttı.

Suudi Arabistan’dan bile fazla petrol rezervi varken, böylesine enerji zenginliğiyle Kanada kadar, Norveç kadar refah bir ülke olması gerekirken, Venezuela’da günde dört saat elektrik kesintisi yapılıyor, özellikle taşra şehirlerinde her gün sekiz saat su kesintisi yapılıyor.

Memleketin içine etti, halkını mahvetti, başkan hâlâ başkandı.

E olacağı buydu.

Biliyorsunuz, asrın liderimizin bir numaralı arkadaşıydı, sosyalist ayaklarına yatıyordu ama, özel uçağıyla dolaşıyordu, Çin’den dönerken mesela, iki saatliğine İstanbul’a uğradı, Nusret’te ziyafet çekti, tuz serpti, üstünde adının yazılı olduğu özel purolardan tüttürdü, TRT’de yayınlanan Diriliş Ertuğrul dizisinin setine götürdüler, demir dövdü, Osmanlı kıyafetleri filan giydi, tahta kılıçla poz verdi, “bana Sultan Maduro diyorlar” dedi.

Trump’ın yatak odasından aldırdığı Maduro işte bu.

Trump’ın kötü adam olması, Maduro’yu iyi adam yapar mı?

Takım tutar gibi ülke tutmak yerine, hayata daima Ankara penceresinden bakmak gerekiyor... Savaşları, petrol/doğalgaz paylaşımlarını, stratejik ortaklıkları analiz ederken, saçma sapan ideoloji gözlükleriyle değil, Türk milletinin gözüyle bakmak gerekiyor.