Büyük umutlar, geçmişten gelen taptaze bir heyecan ve 24 yıllık özlem... Tüm bunların parıltısı 6 günde söndü. Beklenti ne kadar büyük olursa hayal kırıklığı da o derece büyüyor. 19 Temmuz'da bitecek turnuvadan 20 Haziran'da elenmek pek de izahı olan bir mesele değil.

İşin futbol tarafını ele alacak olursak; Avustralya maçında aldığımız yenilgi, Montella ve öğrencilerine ders olur diye düşünürken 2. maçlar sonunda Haiti'nin ardından turnuvaya veda eden eden ikinci takım olduk. Rakiplerimize çalıştık, ezberledik cümlelerini sık sık duyduğumuz şu 2 maçlık süreçte, ne yazık ki teknik heyetin yanlış konuya çalıştığını hep birlikte gördük. Ne kadro tercihleri rakibe göre şekillendi ne de oyun planı geri dönüşlere yetti.

Elimizde, iki maçta 62 şut atıp 1 gol dahi atamayan bir takım var. İlk 11'de bitirici rolüne olan alerji bu durumun ilk sebebi. '50 yılda bir olacak şey 2 maçta başımıza geldi' diyerek atılan şutları kadere bağlamak olur iş değil. Çünkü bu 62 şutun en az 50'si uzak mesafeden fantezi şutu, yani panik anında plansızlık sırasında yapılan doğaçlama denemeler. 

Tüm yükü Montella'nın üzerine yıkmak da doğru değil. Bu turnuvalar, yıldızların sahnesidir. A Milli Takım'da yıldız oyuncular, ne oyun planında ne de bireysel anlamda parlayabildi. Sonuçta ne demişler iş bitmeden ödemeyi yapmayacaksın. Büyük büyük cümleler, maç önü, maç sonu gelen yorumlara laf yetiştirme çabası muhteşem ama iş yeşil sahaya gelince elde var sıfır. Bizim yıldızlarımız en ufak eleştiriden etkileniyor. Çok değil 3-5 yıl önce Messi'ye ağlayarak milli takımı bıraktırdılar. Ama o Messi, öyle bir geri döndü ki milli takıma Dünya Kupası getirdi. Bazen başarıyı yakalayabilmek için önce başarısızlığı sindirmek, kabul etmek ve ders çıkarmak gerekiyor.

Kaynak olarak ekle

Bir de bu işin saha dışı var. 48 takımlı Dünya Kupası'nda kaç takımın federasyon başkanı tesislerden çıkmıyor. Başarı anında reklamını yapan, kameraların önünden ayrılmayanlar, ilk düşüşte sırra kadem basıyor. Takımla beraber idmana çıkan, takımın önüne geçen, bu planlamanın başrolü, yaşanan senaryoda sorumluluğu alması gereken ilk kişidir. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, iddialı cümlelerinin ve 6 günlük fiyaskonun hesabını öyle ya da böyle vermek zorundadır. 

Bodrum’da sıfır villa, milyon euroluk prim, özel uçaklar, özel oteller, milyonlarca takipçi ve daha niceleri var. 2 sene önceye kadar Avrupa'da çeyrek final yapan ve üzerine ekleyen takım nasıl idare edilemez deseler, yanıtı '2026 Dünya Kupası Türkiyesi' olurdu. Durum buralara bir günde gelmedi. Yasadışı bahis ve kara para bataklığına günü kurtarmalık önlemler alınırken uğruna 'adli fikstür yapılan' futbol ortamı, başarısızlığın yapıtaşıdır. Ne diyelim umarım turnuva öncesi söz verilen villalar hazırdır çünkü Bodrum tatili erken başlıyor.