1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), esas itibariyle açık denizler ve okyanuslar için belirlenmiş hükümleri içeriyor. Yunanistan, bu hükümlerden bazılarını gerekçe gösterip karasularını 12 deniz miline çıkarmayı gündemde tutuyor. Mevcut 6 deniz mili karasuları genişliğine göre Ege’nin yaklaşık yüzde 7.47’si Türk, yüzde 38,66’sı Yunan, yüzde 5,37’si de Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıkların karasuları ile kaplanmış. 12 MİLE ÇIKARIRSA Yunanistan uygun koşulları bulur ve karasularını 12 deniz miline çıkarırsa (Gerçekte 6 deniz milinin ötesine genişletmesi bile kabul edilemez) kuzeyden güneye Anadolu sahillerimizin hemen önünde bulunan Yunan egemenliğindeki Doğu Ege Adaları nedeniyle Türk karasuları alanlarında fiilen son derece sınırlı bir genişleme gerçekleşecek. Türk karasularının oranı yüzde 1,29’luk bir artış ile yaklaşık yüzde 8.76’ya çıkacak. Buna karşılık Ege Denizi’nde Yunan hakimiyetinde bulunan adaların çokluğu nedeniyle Yunan karasuları alanları yüzde 21,67 oranında artış olacak. Böylece Ege’nin yaklaşık yüzde 60,33’üne ulaşacak. Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıkların adaların karasuları da yüzde 10,65’e çıkacak. Ege açık deniz alanları ise yüzde 48.85’ten, yüzde 29,14 bir kayıpla yüzde 19.71’e inecek. DENGEYİ BOZMAK İSTİYOR Tüm bunları sıraladıktan sonra, Sahil Güvenlik eski Komutanı emekli Koramiral Abdullah Can Erenoğlu’na, Yunanistan’ın bu hayalinin ne anlama geldiğini ve muhtemel sonuçlarını sordum, şöyle anlattı: “Dikkate alınması gereken önemli bir husus da Yunanistan’ın karasularını 6 deniz milinin ötesine genişletmesi Türkiye’nin yanı sıra uluslararası denizcilik alanında önemli rol oynayan ülkelerin denizlere ilişkin hak ve menfaatlerini de olumsuz etkileyecek. Yunanistan hükümetinin, Lozan’la kurulmuş dengeyi bozacak biçimde Ege’deki karasularını 6 deniz milinin ötesine genişletme kararı alması durumunda, ülkemizin hayatî çıkarlarını korumak ve TBMM’de 8 Haziran 1995 tarihinde, askerî bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin Hükümete verilmesini ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasını içeren bir bildiri yayınlanmıştı.” ETKİLİ CAYDIRICILIK “TBMM’nin 8 Haziran 1995 tarihli bildirisinde, Yunanistan’ın karasularını 6 deniz milinin ötesine genişletme kararı almasının ‘savaş sebebi’ sayılacağı açıkça belirtilmemekle birlikte bildiri etkili bir caydırıcılık sağlamaya devam ediyor. Yunanistan, bildirideki ‘Askerî bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere’ ibaresini gerekçe yaparak bildiriyi ‘savaş sebebi’ olarak algıladı ve dünyaya Türkiye’yi savaş yanlısı olarak gösterdi. Türkiye’nin, dünya denizlerine ve okyanuslara Yunan karasularından geçerek ulaşmasına yol açacak böyle bir durumu kabul etmesi asla düşünülemez. Ege’de, Yunanistan kaynaklı ve saymakla bitmeyecek sorunlar yıllardır devam ediyor. Çünkü Lozan Barış Antlaşması ile gerçekleştirilen dostluk, barış ve karşılıklı güven havasının yerini günümüzde güvensizlik ve çıkar çatışması aldı.” ÖNCE HAPSETMEK, SONRA SÜRMEK Türkiye daima emperyalistlerin tarihten gelen husumetinin hedefi oldu. Halen de oluyor. Emperyalistler ve onların tetikçisi Yunanistan, Türkiye’yi önce Anadolu’ya hapsetmek sonra da Orta Asya’ya göndermek gibi çılgın bir fikrin peşinde. Buna ne hukuk ve siyaset ne de Türkiye izin verir. Emekli Koramiral Abdullah Can Erenoğlu, bunları anlattıktan sonra, emperyalizmin gölgesinde kalındığı sürece Türk-Yunan sorunlarının çözülemeyeceği görüşünde. Erenoğlu, şöyle devam ediyor: “Çünkü emperyalizm Türk-Yunan dostluğunu asla istemez. Benzer şekilde sadece Atatürk döneminde yaşanan Türk-Yunan dostluğu benzeri bir yakınlaşmayı da istemez. Atatürk’ün bunu başarmasının temel nedeni stratejik deha olarak muhteşem liderliğiydi. Şüphesiz, Türk ve Yunan Deniz Kuvvetleri ve halkı Ege Denizi’ni ebediyen ortaklaşa kullanacaktır. Her ne kadar aramızda siyasi anlaşmazlıklar olsa da ülkelerimiz Ege Denizi’ne bağımlıdır. Bu nedenle Ege Denizi’nin bir dostluk denizine dönüşmesi için her iki taraf da samimiyetle çaba göstermelidir. Ege’de iki ulusun barış içerisinde beraberce yaşamasının mümkün olduğuna inanılmalı, iki ulusu birbirinden ayıran politik sorunlardan ziyade iki ulusu birleştiren ortak özellikler ön plana çıkarılmalıdır.” GEÇMİŞİNDEN DERS ALMALI İki ülke savunma bakanları arasında 2003 yılında ‘Kırmızı hat” olarak tanımlanabilecek direkt telefon hattının kurulması gibi dostluk ve barış yönünde sağlayabileceğimiz en önemli katkı, iki ülke silahlı kuvvetleri arasında sürekli işletilebilen bir iletişim kanalı oluşturulmalı. Yunanistan hem geçmişinden ders almalı, emperyalist güçlere güvenerek onların tetikçisi olmaktan, tahriklerden vazgeçmeli. Türkiye de Ege ve Akdeniz’den kopartılamayacağını, denizlerdeki hak ve çıkarlarını her türlü bedeli ödemeye hazır olarak koruyacağını gösterecek kararlı adımlar atmalı.