Reklamsız Sözcü
NECATİ DOĞRU

Kavuk sahibini arıyor!

28 Aralık 2015

“Ne verecek bir karış toprağımız, ne vuracak bir tek yurttaşımız” vardır. Bu sözler Murat Karayalçın'a ait.
Büyük alkış aldı.
Destek buldu.
Doğu'da ve Batı'da büyük çoğunluk çözümü; “Ne bölünelim ne de birbirimizi öldürelim” formülünde görüyor.
Vuruşmayalım.
Kardeş kalalım.
Ütopya oldu.
Önceki gün 300'ü dağ kadrosundan 2000 PKK'lının denetim altına aldığı Cizre'nin Sur Mahallesi Sukanalı Sokak'ta çatışmalar devam ediyordu. Sokağa çıkma yasağı vardı. PKK'lılar evleri, camileri, okulları, kültür merkezlerini rehin alarak “örgüt karakolu” haline getiriyor ve asker ile polise ateş ediyorlar. İşte bu sokakta önceki akşam saat 22.45 sıralarında Rukiye İnce adlı bir hanım, kucağında 3 aylık yeğeni Miray İnce ile evinin içinde merdivenden aşağı iniyordu. 3 aylık bebeğin başına kurşun (muhtemelen PKK ateşi) isabet etti, öldü. Polise telefon ettiler. Ambulans istendi. Ambulans zamanında geldi. Bebeğin halası ile dedesi onu ambulansa taşırlarken uzun namlulu silahla açılan bir ateşle 73 yaşındaki dede Ramazan İnce de öldü. Doğru mu, değil mi bilmiyorum. Türkiye İnsan Hakları Vakfı, sokağa çıkma yasakları sırasında toplam 124 sivilin açılan ateşle öldüğünü açıkladı.
***
Nereden nereye?
“Cama gelsin, cana gelmesin“ dediği zaman Diyarbakır Valisi idi. Şimdi İçişleri Bakanı oldu. Efkan Ala, hem kedini aldattı, hem toplumu kandırmış oldu.
3 aylık torun.
73 yaşında dede.
Aynı anda vuruluyor.
Cama da geliyor, cana da geliyor. “Cama gelsin, cana gelmesin” diye yola çıkıldı; “sokağa çıkma yasağına uy, kendini bana öldürtme” noktasına geldi. Efkan Ala, Başbakanlık konutunda “Dolmabahçe mutabakatı” görüşmelerine hükümeti temsilen katılan 3 bakandan biriydi. Söylenenler doğruysa Dolmabahçe mutabakatının içinde “Özerklik ve Özyönetim Yasası ile Sivil Toplum Yasası” da vardı. Meclis'ten çıkarılacak barış gelecekti. Kandil'in, HDP'nin, Abdullah Öcalan'ın yani hepsinin “Özerklik ya da özyönetim“den amaçları PKK'nın üniformalı ordu haline getirilip özyönetime geçecek şehirleri korumasıydı. Kürtlere türkülerini söyletelim, sokaklara isimlerini verdirelim, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Spor'un adını “Amed Sportif Faaliyetler Kulübü” olarak değiştirip tescilini TFF'ye yaptıralım, “analar ağlamasın” diyelim, Apo'yu arabulucu kılalım; böylece hem bizden önceki “Ulus devletçilerin 100 yıldır çözemediği sorunu çözme uyanıklığını” biz gösterelim ve hem de “AKP'yi 400 milletvekili çıkaracak kıvama oturtalım” derken bugün “PKK'yı ikinci ordu” noktasına getirdiler. Bugün Kandil ile HDP; “Özyönetimi mutlaka öz savunmayla (PKK) birlikte düşündüklerini“ hendekleri destekleyerek açıkça ilan ettiler.
Ne oldu?
100 yıllık sorunu “Ne mutlu Müslümanım diyene” diyenler çözer uyanıklığı her anlamda çuvalladı.
***
Şimdi kavuk sahibini arıyor.
Kavuk, pamuk ipliğinden örülmüş beyaz kumaştan yapılmış, üzerine sarık sarılan bir eski şapka. Osmanlı zamanında alimler, ulemalar, akıllı insanlar, sosyal statü sembolü olarak kavuk giyerdi. Barış sürecinin akıllı adamlarını (akil insanlar) Başbakan (şimdiki Cumhurbaşkanı) tek tek seçmiş, görevlendirmişti. Siz okurlar bu isimleri mutlaka hatırlayacaksınız. Şimdi kavuğu akil adamların giyme ve görüşlerini net olarak açıklama zamanı: Özyönetim kabul edilsin mi, edilmesin mi? Kabul edilmezse ne yapılsın?
***
Akiller susmayın.
Saklanmak rezillik.
Susmak kurnazlık.
Akiller konuşun.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp