Gaziantep, sözde, yoksulluğu kör etmiş şehir sayılır. Bu şehirde yaşayan 6 kişilik ailenin reisi baba işsiz.
Anne çaresiz.
Çocuklar ezik.
15 yaşında Dilan, 13 yaşında Sergen, 10 yaşında Hatice, 7 yaşında Meryem, sabah çay ve ekmekle karın doyurup okula gidiyorlardı. Babaları ve anneleri onlara ilk yarıda okul kıyafeti alamadı.
Yarıyıl tatili bitti.
Okul yöneticileri “kıyafetin yoksa okula gelme” demişler. Onlar da okula gidemedi. 4 kardeş 2 çift ayakkabıyı ortak kullanıyor. Çevreden yardım bekliyorlar.
Bu aile sadece örnek.
Ekonomi iyi değil.
Yalan söyleniyor.
Tuzu kurular yazılıyor.
Yoksulun yazanı yok.
* * *
Türkiye nüfusu 78 milyona çıktı.
22 milyon kişinin ayda ancak 600 TL geliri var. 600 TL ile bir aile bir ayda ancak ekmek ve su alabilir. Bu ülkede her gün 29 milyon kişi gece yatağına ertesi gün yiyecek bulup bulamayacağı korkusuyla giriyor. Ekonomi kitapları bu durumda olan insanlara “yoksulluk sınırındaki nüfus” diyorlar. İşte Gaziantep’ deki aile yoksulluk sınırında yaşayanların duyulabilen örneğidir. Türkiye’nin yoksulluk sınırındaki 29 milyon nüfusu, örgütsüz, lidersiz, başsız, bilinçsiz, çaresiz ve arkasız kaldığı için kaderci olmuş.
Ne yapsın?
Yardım alıyorlar.
İktidara oy veriyorlar.
Bu yardımların parasal tutarının 30 milyar TL’ye çıktığı yazıldı. Dağıtımın nasıl yapıldığı ise bilinmiyor.
Ekonomi çök kötü.
Yatırımlar durdu.
Sanayi üretimi azaldı.
İşsizi en bol ülke olduk.
“Türkiye Orta Gelir Tuzağına Düştü“ diyerek bir başarı kazanılmış da orada durulmuş gibi yalan söyleniyor, gerçekte “Türkiye Düşük Gelir Tuzağına” düşürüldü. 34 OECD ülkesinin kişi başına en düşük gelirli ülkesi biziz. Akaryakıt kaçakçılığı, et kaçakçılığı, sigara, çay, tuz, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı tarihinin en parlak günlerini yaşıyor.
* * *
Devlet bankaları hortumlanıyor.
Rüşvetçiler Meclis’te aklanıyor.
Lekelenmiş ihale düzeni sürüyor.
Türkiye’de zenginlerin milli gelirden aldığı pay yüzde 38’den yüzde 54’e çıktı.
78 milyonluk Türkiye’de sadece 77 bin zenginin (1 milyon TL’den fazla hesabı olanlar) bankalardaki mevduat tutarı 88.5 milyar TL’yi geçti. Paralarını İsviçre’ye kaçırıp gizli hesap açan Türk pasaportu sahipleri 3 bin 105 kişiye çıktı.
Bir yanda mutsuz yoksulluk.
Bir yanda yeni mutlu azınlık.
* * *
Bu, “yoksulu mutsuz ve örgütsüz, mutlu azınlığı arsız ve hırsız” yapı üzerine bir de “hukuk devletini yıkan, özgürlükleri iktidarın ve polisin insafına terk eden baskıcı rejim değişikliğine” kapı aralanıyor.
Barolar uyarı yaptılar.
Tehlikeyi haber veriyorlar.
Türkiye, dini levye yapmış “diktatör başkanlı” ve halkının özgürlükleri elinden alınmış bir “geri faşist rejime” çekiliyor.
Gidişi görmeyenin!
Gözü kör olsun!
Münafık uçak!
Bu uçak bu milletin parasıyla yaklaşık 200 milyon dolara alındı. 7 bin metre havada münafık (ara bozucu) uçağına döndü. Her seferinde tamamı iktidar kalemi gazetecilere yazsınlar diye münafıklık malzemesi sunuluyor. Bu kez Latin Amerika’ya giderken; “MİT Başkanı Hakan Fidan’ın milletvekili olmasını Cumhurbaşkanı istemiyor” diye üfürükten bir malzeme verildi. Münafık uçak yazıcıları da denileni yazdılar, “MİT Başkanı’nın ne başarısı var ki...” diye sormaya bile cesaret edemediler. Anlayacağınız pahalı uçakta bu kez “Başbakan ile MİT Başkanı’nın arasını soğutacak münafık telkinler” uçuruldu. Asrın yolsuzluk davası Deniz Feneri e.V’nin Türkiye ayağında yer aldığı için 3 ay hapis yatıp çıkan ve yargılanması halen devam eden Zahid Akman da gazeteci sıfatıyla uçağa bindirilerek münafıklık uçuşlarında seçkin yerini aldı.