Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Fikret Otyam, Türkiye’dir

16 Ağustos 2015

Sünnidir; Alevi ruhuna sahiptir; Hacı Bektaş'ta gömülmeyi vasiyet etmiştir. Türk'tür; Güneydoğu'daki Kürt'ün çaresizliğini Türkmen göçerin çilesini ilk dile getiren Anadolu sevdalısıdır. “Gide Gide” dağları, ırmakları aştığı can yoldaşı Ermeni Ara Güler'dir; kimi zaman William Saroyan. Mektup arkadaşı Rum Pavlos Moshakis ya da sosyalist gerçekçi Orhan Kemal'dir. Doğa insanıdır. Gazetecidir. Şairdir. Ressamdır. Yazardır. Düşün insanı aydındır. Bugün tüm çabamız Türkiye'yi, Fikret Otyam gibi apaydınlık yapmak değil midir?..

Eylen Yolcum

Eylen yolcum eylen bir su vereyim
Susuz çöller aşmadın mı yaralı
Hüseyin cemali vardır yüzünde
Beni mahrum etme dost ellerinden şah yollarından
Ben de ayrı düştüm sevdiklerimden
Ok yedim zamane yezitlerinden
Dileğim var Kerbela'nın çölünden
Beni mahrum etme dost ellerinden şah yollarından
Sensin zeynel canım Kabe dediğim
Sana gelen oklar sinemi deldi
Bak ben de susuzum o günden beri
Beni mahrum etme dost ellerinden şah yollarından*

Eczacı yüzbaşı İbrahim Vasıf…
İstanbul Kuruçeşmelidir.
12 yıl Yemen'de savaşan bir yorgun savaşçıdır.
Duyar ki eşi vereme yakalanmıştır; San'a'dan iki ayda gelir İstanbul'a; bir ay önce dünyadan göçmüştür eşi. Döner Yemen'e…
Yemen'de bir dul kadın… Beyşehirli Kolağası Osman kızı Naciye. Eşi savaşta ölünce tek oğlu (ileride ressam olacak) Mehdi ve çiçek hastalığı nedeniyle gözleri pek görmeyen kız kardeşi Zülfiye ile kalakalmıştır. Eczacı yüzbaşı Vasıf'ı evlendirirler…
Savaş sona erdiğinde, yurda dönmek için Hüdeyde Limanı'ndan Alman bandralı Baron Bek vapuruna binerler.
Aksilik! Gemide Naciye'nin doğum sancısı başlar. Askeri doktor Nedim Bey doğumu gerçekleştirir, doğan oğlandır; adını subaylar “Nedim” koyar. Gemi kaptanı da geminin adını verir; “Baron Bek!” Ve gemi çalışanları “Bahri” adını uygun görür!
Nedim Bahri Baron Bek Otyam; ileride ünlü bir besteci, orkestra şefi olacaktır…

Aksaray'da bir eczacı

Kurtuluş Savaşı günleri…
Eczacı Vasıf, Konya 2. Ordu'da görevlidir.
İzmir'in kurtarıldığı gün bir oğulları daha dünyaya gelir:
Nusret Kemal Otyam… Baba mesleğini seçip eczacı olacaktır, ama iyi bir şair ve yazar olarak tanınacaktır.
Sonra bir kızları doğar; Sevim.
O günlerde Konya'ya, Aksaray'dan heyet gelir; “bizim bir eczanemiz var, gelin başına geçin, çalıştıkça ödersiniz borcunuzu.” Anlaşırlar. Vasıf askerlikten emekli olur.
Aile Aksaray'a taşınır.
Vasıf, Aksaray Vilayeti Hususi Muhasebe'nin eczanesinin sahibidir.
Aynı zamanda Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı'dır; Halkevi Başkanı'dır…
Ve…
Tarih: 19 Aralık 1926.
Aileye bir oğlan daha katılır: Fikret Vesim Otyam…
Nüfus memuru kayıtlara “Vesim diye isim olmaz” diye düşünüp “Vezin” diye geçirir. Oysa…
Ahmet Vesim Paşa ya da Hacı Vesim Paşa (1824-1910) Osmanlı'nın son Kaptan-ı Deryası'dır.
II. Abdülhamit'in donanmanın silahsızlandırılması teklifini kabul etmediği için görevinden alınarak 1879'dan itibaren on beş yıl boyunca evinde ikamete mecbur edildi. “Ev hapsini” resim yaparak geçirdi.
Üsküdar'daki yalısı ünlü ressam Hoca Ali Rıza'nın tablosuna konu oldu…
Kırım Savaşı'nda müttefik donanmasına kılavuzluk etmektedir. Savaşta hayatını kurtaran Boyatlı asker Ömer'i evladı gibi sever.
Ömer, eczacı Vasıf'ın babasıdır. Fikret Otyam'a “Vesim” adı bu nedenle verilir!
Yıllar sonra anlatır:
“Babamlar İstanbul'a gelmişlerdi, beğendiğim pahalı kumaştan güzel bir palto diktirip gitmişlerdi. Üsküdar/Kızkulesi arkasında yangın gözüme ilişti. İlk arabalı vapuruyla oradaydım ve tahminim doğru çıktı, üst kat cayır cayır yanıyordu, içeri daldım. Hoca Ali Rıza Bey'in eserini kurtarayım dedim, yüksekteydi olmadı; resimde çok şık giysili, iri cüsseli Hacı Vesim Paşa dümen başındaydı; bu tarihi eseri kurtaramadığıma çok üzüldüm ama neyleyim, alevler alt kata iniyordu; çıkmam için bağırmalar yükseliyordu; güzel bir masa üzerinde duran dört beş albümü kucakladım, sular altında dışarı fırladım…
Birisine yaşlı hanımları sordum, yandaki yalıda imişler; çıktım; ikisinin sırtlarında şal vardı ve ayakta dimdik yangını seyrediyorlardı, gözleri yaşsız! Albümleri bıraktım, ikisi de hayretle baktılar, baktıkları yere baktım kucakladığım albümlerin kapaklarının rengi yeni paltomu neşelendirmişlerdi renkten yana; ikisini de sarılıp öptüm, teselli ettim; bir tarih yanıp kül oluyordu paltonun sözü mü olurdu? Hacı Vesim Paşa'nın kızları Ayşe ve Saime teyzeler; Vesim'in Vezin olduğunu hiç bilmediler; babalarının adını taşıyan bu delikanlıyı torunları gibi sevdiler…”

Zor günlerin çırağı

Fikret Otyam'dan sonra aileye bir kız çocuğu katıldı; Neş'ecan… (İleride yazar Erhan Bener'in eşi; yazar Yiğit Bener'in annesi olacaktır.)
Çocuklukları Aksaray'da geçti.
Fikret Otyam, altı yaşında -ağabeyleri gibi- babasına çıraklık yapmayı öğrendi; ilaç şişe ya da kutularına yapıştırılacak etiketleri keserek…
Sonra birinci sınıf kalfa oldu. O zaman, şimdiki gibi fabrika ilacı pek azdı, çoğu eczanede imal edilen ilaçlardı.
Zor günler; akıl almaz fakirlik, parasızlık, yokluk yılları…
Karasu bataklığından kaynaklanan sıtma, halkı kırıp geçiriyordur. Uyuza, tarahoma ilaç yapmayı öğrenir babasından. Bir de…
Dürüst olmayı, insan sevgisini, insanlarla sıcak ilişki kurmayı…
Söz verir; “bir gün büyürsem bu insanlara işe yarayacak birisi olacağım..!”

İlk soyadları; “Artur”

Okuma aşkı babasından miras.
Eve -Hakkı Tarık ve Rasim Us kardeşlerin çıkardığı- Vakit gazetesi geliyordur. 30 kupona Rus Edebiyatı klasikleri kitaplar veriyordur.
İlk okuduğu kitaplar bunlardır. En çok Maksim Gorki'yi sever.
Ağabeyi Nusret İstanbul'da eczacılık okuyordur ve aynı zamanda şairdir. Şiirleri o zamanın ilerici dergilerinde çıkar. Bir gün… Nusret ağabeyinin “Tutuşan Ağaç” adlı şiiri yüzünden başının polisle derde girdiğini öğrenirler.
Babası hemen oturup mektup yazar; “Bolşeviklerden uzak dur!” Çünkü…

Yemen'de birlikte savaştığı Cumhurbaşkanı İsmet (İnönü) Paşa ve Başbakan Dr. Refik Saydam'ın kulağına gitmesinden üzülür. Öyle ki…
Refik Saydam bir gün Aksaray'a gelir; arkadaşını ziyaret eder. “Artur” soyadını aldığını öğrenince şaşırır.
Eczacı Vasıf müziğe tutkundur; bir oğlu Nedim; nefesli ve telli sazlar; diğer oğlu Nusret; keman çalıyordur. Eczacı Vasıf Arapça ve Fransızca biliyordur; Almanca'yı da anlıyordur! “Ar”; sanat ve “tur” da tavaftı; “Artur” ise sanat tavafı!
Refik Saydam Ankara'ya dönünce Aksaray'a soyadı gönderir; “Otyam!”
Bolşevikliğe karşı olsa da çocuklarının o dergileri okumalarına izin verir Vasıf Bey.
Fikret Otyam, o “Bolşevik” dergilerde görür; Abidin Dino'nun desenlerini ve
vurulur…

EN BÜYÜK RAKİBİ YAŞAR KEMAL

Tarih: 6 Haziran 1936.
Yer: Aksaray…
Eczacı Vasıf Bey, eşi Naciye Hanım ve çocukları

Fikret Otyam…
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde İbrahim Çallı'nın öğrencisi olur. Aklı fikri başka atölyededir. Ağabeyi Nusret yakın arkadaşına “kardeşiyle ilgilenilmesi ricasıyla” mektup gönderir. Arkadaşı; Bedri Rahmi Eyüpoğlu!
Fikret Otyam bu atölyede çalışacak; ve öykülerini büyük bir aşk ve sevgiyle okuduğu yazarlarla tanışacaktır. İlki Sabahattin Ali'dir…
Orhan Veli, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Ali Aybar, Aşık Veysel, Orhan Kemal…
Atölye okuldur. Öncelikle öğrendiği karşılıksız halk sevgisidir…
Bir gün…
Beyoğlu'nda Yorgo'nun Meyhanesi'nde arkadaşına yazdığı öyküyü okumaktadır Sarı saçlı, kirli pardesülü biri arka masadan onları izler. Polis sanırlar. Bedri Rahmi'yi takip ettiğini düşünürler. Yine de öyküsünü bitirir. Sarı saçlı o adam çıkışarak; “anlattığın gibi yazsana” der. Ölünceye kadar dost kalacağı Sait Faik'tir o…
Sadece öykü değildir yazdığı; gazeteciliğe başlar. Yıl, 1950'dir. Son Saat, Dünya ve Ulus'ta çalışır.
İlk röportajı yayınlanır; “Mapushane İçinde Üç Ağaç İncir.” Üsküdar Cezaevi'nde röportaj yaptığı kişi Aziz Nesin'dir!
Ve yazıda röportaj türüne tutkun olur…
Yıl, 1953…
Akademi Yüksek Resim Bölümü'nü bitirir.
Dünya gazetesi patronu Falih Rıfkı Atay, Anadolu'ya gidip gördüklerini yazmasını ister. Orta Anadolu çocuğudur ama ülkesinin doğusunu bilmemektedir. Fakat…
Duyar ki Cumhuriyet gazetesi de Yaşar Kemal'i bölgeyi göndermektedir. Korkar! Ya bölgeyi çok iyi bilen Yaşar Kemal kadar başarılı olamaz ise…
Can arkadaşı Orhan Kemal'e koşar, ne yapacaktır. “Korkma” der; “Yalan yazma, kim için, ne için, kime yazdığını çıkarma aklından. Sade bir dille gördüklerini yaz, uydurma hepsi bu.”
Çok başarılı olur; fotoğraflı röportajları bir ay tam sayfa yayınlanır. Yabancı ajanslar yazılarından bölümleri dünyaya yayar.
Rekabet nedeniyle Yaşar Kemal'le yıllarca bir darılırlar bir barışırlar. Son olarak barışık veda ederler dünyaya…
Ne var ki, ikisi de fişlenmeştir: “Kürtçü Komünist!”
Türkiye gibi bir ülkede gazetecilik zordur; gün gelir gözünü korkutmak için, bavulunda kaçak çay bulundurduğu için hapse konulur.
Geri adım atmaz; ihtilal dönemlerinde bile…
1961'de Ankara Radyosu'na “Doğu Röportajları” hazırlar. 20 gün süren röportajı Diyarbakır istasyonunda şöyle bitirir: “Ey bu ülkeyi idare edenler 20 gün olanları dinlediniz. Bu halkın üstüne kılıçla gidiniz, ama sevgi kılıcıyla. Değilse bayrağımızın ve sınırlarımızın şekli değişir.”
Toplam 15 kitap olan “Gide Gide” röportaj serisi dokuz ödül alır.
Ve Fikret Otyam, Ayten Hanım'la 1953'te evlenir; üç kızı olur, Elvan, İrep ve Döne…
1977'de Filiz Hanım'la evlenir.
Damadı Ali Baransel 12 Eylül Paşası Kenan Evren'in basın müşaviridir. Evren, bir fotoğrafını izinsiz tuvale aktarınca 1 TL'lik tazminat davası açar!
Fikret Otyam budur.
Ödünsüz aydındır…

ERMENİ YAZARIN MEKTUBU

William Saroyan…
Bitlis'ten ABD'ye göç etmiş bir Ermeni ailesinin çocuğudur. 1908'de Kaliforniya'da dünyaya gelir. Babası ölünce yetimhanede büyür.
Dünyaca ünlü yazar olur; hep insanı anlatır ve düzyazıda kendine özgü bir tarz yaratır. Pulitzer Ödülü'nü alır ama ödülü reddeder. Unesco 2008 yılını Saroyan yılı ilan eder. Vasiyeti üzerine, naaşının bir bölümü Ermenistan'a götürülerek Erivan'daki ünlüler panteonuna gömülür.
Saroyan 1960'lı yıllarda Türkiye'ye gelir. Fikret Otyam ile bölgeyi geçer ve Otyam'ın “Can Pazarı” adlı kitabına şöyle yazar:
“Bir Dost; Büyük ruh sahibi ve akıcı üsluplu bir yazar ve fotoğraf sanatçısı olan Fikret Otyam ile birlikte Türkiye'de dolaşmak mutluluğuna eriştim. Bilhassa, Otyam'ın mükemmel önderliği ve hazırlıkları Bitlis ve Muş'a yaptığım ziyaretlerimi unutulmaz bir anı haline getirmiştir.
O'nun bir dostu olabildiğimi ümit edebilirim.
O'nun sanatının, insanlığının ve kişisel yakınlığının hayranıyım.
Türkiye'ye yaptığım ziyareti, hayatımın en büyük tecrübelerinden biri haline getirdi. Bugün Türk Ulusu'nun alçak gönüllülüğünü, konukseverliğini ve vekarını Fikret'in önderliği sonucunda öğrendiğime inanıyorum.
Daima derin şükran ve içten dileklerimle…
20 Mayıs 1964… William Saroyan.”

RUM RESSAMIN MEKTUBU

Pavlos Moshakis…
İstanbul 1915 doğumludur.
İlk mektebi bitirince Beyoğlu'ndaki ünlü tabelacı Özcan'ın yanında çalışmaya başlar ve 14 yıl sürer bu işi. 13 yıl da askerlik yapar.
1955'te 6-7 Eylül olayları, bir süre sonra da Kıbrıs olayları patlak verince 1964'te Türkiye'yi terk etmek zorunda kalır:
‘'Ne zaman kati kararımı aldım, günlerce, gecelerce ağladım. Kendimi idama mahkum ederek, vatanımı bıraktım. Atina'ya yerleştim. İlk yıllarda İstanbul'dan gelenlerle çalışmaya başladım, resim yapıyor, tabela yazıyordum. Sıla hasreti mideme vurmuştu. Sancılarım beni bırakmıyordu ki çalışayım…''
İstanbul özlemeni tuvallere yansıtarak gidermeye çalışır. Bir de…
Sık sık Fikret Otyam'a mektuplar yazar:
“Ne Türkler Türk olduğumu inanın söylemezlerdi, ne de şu gavurlar beni Yunan isimletiyorlar. Yani Türkiye'de iken herkes bana gavur derdi, burada ise episi Türk derler. Hiç olmazsa burada gurur duyuyorum bana Türkolos, Türk tohumu derlerken. Çünkü ben halis Türk vatandaşıyım ve daima böyle kalacağım. Sana bunları mahsustan söylüyorum. Zannetmeyesin senden kötü vaziyette insan yoktur. Senin ruhun benim ruhuma benzer. Biz Türkü, Arabı, Yahudisini ayırmayız, episi Allah'ın kulları, fakat gelgelim ki yaşamak vermezler.”
Fikret Otyam bu mektupları “Pavli Kardeş” kitabında toplar…
Pavlos Moshakis…
1998'de Türkiye'ye gelir; İstanbul Deniz Müzesi Sanat Galerisi'nde sergi açar.
Hatta Fikret Otyam…
Mersin SSK Hastanesi'nde yapılan ameliyatını da üstlenir…
Fikret Otyam can'dır…
Pavli için şunu der; “O her türlü sevgiye ve ilgiye değer. Bilgili, bol anılı, neşeli, usta avcı, has bir naif ressam ve Atatürk sevdalısı; yetmez mi sevilmesi için?”

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more