Her şey bozuldu
Siyasal yaşamın karanlıkları içinde her şeyin bozulduğu kanısında olduklarını çok kimseden duyuyoruz. Elbet hiçbir şey kendi kendine bozulmadı. Başta kişilik bozulması sonra bu kişilerin bozdukları geliyor. İlkelerden, değerlerden, kavramlardan, kurumlardan, ahlâktan, adaletten, eğitimden, ekonomiden, kurallardan, yollardan, ekmeğe ve suya kadar uzanan genel bir gerileme, çürümeden söz edilmektedir. Üzülerek izlenmektedir, diller, ağızlar bozuldu. Toplumsal barış bozuldu. Ulusal dayanışma kimi ayrıştırma ve ayırma oyunlarıyla yerini karşıtlıklara bıraktı. Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarının bıraktığı TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin nitelikleri bozuldu. Atatürk ve arkadaşları “...devletle millet arasına mesafe koydular” denilerek suçlandı.
Günümüz cumhurbaşkanı içinden geldiği ve başından ayrılamadığı AKP’nin seçimleri kazanması için açık, dolaylı konuşma ve çabalarını sürdürdü. Son konuşmalarının birinde “...geçen yıllarda devletle millet arasına mesafe konulduğunu...” söylemekle yetinmeyip önceki yıllarda birlikte oldukları kişileri, araya yolsuzluk ve rüşvet olayları ayrılığı girince, paralellikle suçlayıp arananlar listesinde PKK’lılardan öne alınmasına neden oldu. Kurucularıyla birlikte cumhuriyeti karalama ve suçlamalarını sürdürdü.
Ümmetten ulusa yükselmeyi, saltanatı yıkarak padişahlık ve halifeliğe son verip bugün kendilerinin bile devlet yöneticisi olmalarını sağlayan yepyeni devlet yapısını, tam bir halk demokrasisi olan cumhuriyetin önemini ve değerini yadsıdı. Osmanlı Devleti’nin kurulmasının 716. yılının kutlandığından söz ederek “...ceddini ve atasını tanımayan birtakım köksüzlerin, birtakım gafillerin aksine... - Geçmişte cumhuriyet adına millet târiz ve hattâ tâciz edildi. Kılık kıyafetiyle, diliyle, inancıyla, kültürüyle ve müziğiyle tanımladıkları bir makbul vatandaş modelinin dışında yok sayılıp cumhur olarak kabul edilmedi. Biz insanımızı istiskal eden bu tür dayatmalara son verdik. -Bir yanda fraklı, valsli, şampanyalı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yapılırken, kapının dışında yarı aç, yarı tok hayatını sürdürmeye çalışan bir millet şaşkınlıkla bu manzarayı seyretmekteydi. Cumhuriyet bir tarafta, cumhurun bir tarafta olduğu manzarayı uzun bir mücadeleden sonra ortadan kaldırdık. Artık cumhuriyetin sahibi millet, sembolü de cumhurbaşkanlığı külliyesidir. İlk 80 yılda yapılan işler ile son 12 yılda yapılanları karşılaştırdığımızda ortaya çıkan tablo kimin gerçek cumhuriyetçi kimin istismarcı olduğunu ortaya koyacaktır” dedi.
GERÇEK DEĞİL
Yılları, olanakları, sorunları, güçlükleri bilmeden yapılan bu ölçüsüz açıklamanın hiçbir yanı gerçek değildir. Kutlama coşkusunun bile azaldığı izlenen ortamda, gerçek yurtseverler, gerçek demokratlar, gerçek inançlılar ve gerçek Atatürkçüler dışında cumhuriyetin anlam ve değerini bilincine yerleştirmiş, onu bir Atatürk emaneti olarak özenle korumaya çalışanlar çok azdır. Yandaşların yazıları, alkışları ve görünme çabalı toplantılarıyla gerçeklerin üstü örtülemez. “Külliye” sözcüğü zaten amacı, aracı ve hedefi açıklamaktadır.
Cumhuriyetin kazandırdıkları, her alandaki atılım ve başarıları günümüz iktidarının başını döndürmüş olacaktır ki çok şeyi anlamamış, bilememiş, tanıyamamışlardır. Türkiye’mizin son yıllarda en büyük yitiklerinin başında cumhuriyetin niteliklerinin bozulmasıyla cumhurbaşkanlığı kurumunun saygınlığının azalması gelmektedir. Bakalım nereye ve ne zamana kadar?
İyi düşünelim, güvenlik, sağlık, eğitim ve ilgili konularda esenlik içinde miyiz? Önceki yıllar ölçüsünde rahat mıyız? İktidar akortlu devlet güçleri yönünden erinçli (huzurlu) miyiz? Hukukun ırasını (karakterini) bozan siyasetçilerle onların kullandığı sözde hukukçular yüzünden yargıya ilişkin yakınmalar nasıl olunduğunu, böyle giderse daha neler olacağını göstermiyor mu?
Bay RTE “Rejim endişesini konuşmamalıyız” demiş. Rejimin adından çok, niteliği, içeriği önemli. Türkiye dışında, adında “cumhuriyet” olup da koyu faşist-dikta rejimler görüldü (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri gibi). Günümüz de “cumhuriyet” adıyla anılan bu tür yönetimler var. Gerçek bir halk demokrasisi olan cumhuriyeti yozlaştırmak bağışlanmaz bir suçtur. Yargıdan yakınmaların arttığı günümüzde Başbakanın sözünü ettiği “Yargı reformu” bakalım neler getirecek?