Türkiye’nin ilk kadın taş işçileri, para kazanıp iş öğreniyor, geleneksel
bir sanatı modernize ediyorlar...



Şu günlerde Türkiye’de milyonların geçim ve hayat kaynağı turizmin mesut geleceğinden bahsetmek zor. Yine de bunu yapmaya çalışacağım.
İki kere ‘Avrupa’nın en iyi sosyal sorumluluk projesi’ seçilmiş, çok ödüllü bir proje var: Gelecek Turizmde.
Üç farklı yapı; Anadolu Efes, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ortak yola çıkıyorlar.
‘Sürdürülebilir turizm’e hizmet verecek, bölgede yaşayanlara kültürel ve maddi getirimleri olacak, özellikle kadın emeğini, iş gücünü değerlendirecek farklı projelerinizle başvurunuzu yapıyorsunuz. Her yıl yüzlerce başvuru arasından projeler seçiliyor, bu üç kurum tarafından destekleniyor; projenin takibi asla bırakılmıyor.
Bu yıl Adana Saimbeyli ‘Kendi Kelebeğini Keşfet’, Isparta ‘Keçiborlu Lavanta ile Kalkınıyor’ ve Balıkesir Edremit ‘Nar Kadın’ projeleri destekleniyor. İnsan, Adana’da kelebek gözlemciliği nasıl oluyor; merak ediyor.



Göbeklitepe sevdasıyla gittiğim Urfa’da hayranlıkla izlediğim projenin adıysa ‘Dünyanın En Eski Tapınağı Göbeklitepe’de Taş İşçiliği’.
Türkiye’nin ilk kadın taş işçilerini yetiştiren proje.
Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası tarafından Şanlıurfa Valiliği ortaklığıyla yürütülen projenin koordinatörü Nihal Dörtkardeş ve Urfa’da herkesin bildiği yöresel lezzetlerin merkezi Cevahir Han’ın etkileyici sahibesi Asuman Yazmacı oluşturmuş projeyi.
Eski Urfa’nın taş evlerinden, taş işçiliğinden esinlenerek...
Tarihçi Cihat Kürkçüoğlu ile Urfa desen ve motiflerini çıkarmışlar. Bu desenler artık tüm yeni binalarda kullanılacak.
Kursun hocası sülalece taş işçiliğinin erbabı olan, alaylı Ali Rıza Cihanbeyli. Başak Kayır, Sevda Alat, Ayten Dürmüş, Türkan Barut, Murat Özben, Feyzullah Yıldırım, Osman Kaba, Mehmet Yaşar, Halit Genç kursiyerler. Hepsi Harran Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri. Bu eğitimin ardından bir atölye açmak, planları... Projeyi artık Eyyübiye Belediyesi yürütüyor; taş işçiliği kursu alan kadınlara günde 20 TL veriliyor; ayda 600 TL kazanarak ‘öğreniyorsun’.
Nihal Hanım, “Turist gelsin istiyoruz ama hiçbir turistik eşyamız yok. Millet poşu alıyor, o bile ‘Made in India’. Biz modern tasarımlarla geleneksel işleri bir araya getirmek istiyoruz” diyor.


Göbeklitepe kaplanmak için 8 aylığına kapanıyor!


Bulunmasıyla dünya tarihini değiştiren, dünyanın bilinen en eski (12 bin yıl öncesi) kült yapılar topluluğu Göbeklitepe’yi gezmek bir süredir çok da keyifli değil anladığım. Benim de Türkiye’de en çok görmek istediğim yer olmasına rağmen, koruma amaçlı lalettayin üzerinin kapatılmış, eserlerin arasına girilemeyen halinin hevesimi kırdığını söylemeliyim. Türkiye’nin metrekare olarak en büyük müzesi olan Şanlıurfa Müzesi’ndeki birebir replikasında dolanmak, taş işçiliğini, üzerindeki sembolleri görmek daha tatmin edici, öyle diyeyim. (Bu arada müze gerçekten çok iyi!)
Şimdi projeler sunulmuş, ihaleler bitmiş, bu ay içinde çalışmalara başlıyormuş;



Göbeklitepe’nin üzerine koruyucu bir kapatma yapılacak. Bu nedenle de 8 ay boyunca Göbeklitepe gezilemeyecek.
Uzun bir süre; umarım yapılan örtü ferah ve işlevsel olur!


Ayşegül Tecimer, zamanında 1030 Urfa evinin kapısını aldı


Şaşırtıcı biçimde Arapça tabela sayısı Taksim Meydanı’ndakinden az da olsa, yeni Urfa da çarpık yapılaşmanın, tabela terörünün kurbanı. Oysa eski Urfa taştan evleri, serin sokaklarıyla çok etkileyici. Bir örnek, gri, metalik, plakavari kapılar o evlere yakışmayacak derecede sıradan. Urfa’da taş işçiliğinin erbabı Ali Rıza Cihanbeyli “Eski kapıları hep Ayşegül Tecimer aldı” diyor. “Ben çocukluğumda hatırlarım harika kapılar vardı. Deve, erkekler ve çocuklar için ayrı kapılar; büyüklü küçüklü, rengârenk, kimi işlemelerle bezeli, ilginç tokmakları olan kapılar... 80’lerde Ayşegül Tecimer geldi. Tek tek almaya başladı kapıları; ‘Kapılarınız eski, ben size yeni ve güvenli kapılar yaptırırım’ diyordu. Herkes ‘yeni’ hevesiyle istekle verdi kapısını.”
Görünürde tek eski kapı yok artık; Ali Usta “1030 kapı aldı Tecimer” diyerek sayı da veriyor!


Facebook’taki ilandan anla yaşam kaliteni!


Önce “Whatsapp’ta üç gündür mantar konusunda birileriyle yazışıyordum, sonra birden Facebook bana sürekli mantar reklamları göstermeye başladı” dedi biri. Mantar! Spesifik bir konu yani!
Sonra fark ettim ki Facebook, yeni tanıştığım ama iş için Whatsapp’tan ‘taze’ yazıştığım üç kişiyi hiç vakit kaybetmeden ‘Tanıyor olabileceğin kişiler’ listesinde ilk sıraya koymuş.
Sonra pek çok örnek...
Facebook malum, Whatsapp’ın sahibi; telefonda yazıştığın kişilerle ilgili bir algoritma yaratıp bunu sana karşı ‘değerlendirmesi’ beklenebilir. Yazışmandan kelime cımbızlaması yapılıyor, kimlerle yazıştığın bir şekilde izleniyor.
Fark etmesek de bu hepimize yapılıyor. Tabii ki rahatsız edici...
MESAJLARA PARALEL
OLARAK!
Ve ülkende terör ya da benzeri bir karışıklık olduğunda bunun yansıması farklılaşıyor. Bir düşün; geçen hafta Facebook’ta birdenbire ‘Kanada’da göçmen olma ya da Greencard alıp ABD’de mutlu mesut yaşama’ ilanları görmüş olabilir misin?
Neden acaba?
Ülkende bombalama varsa tebdili ülkede ferahlık aramalısın diye düşünüyor olmalılar!
E ‘saç’ dediğinde önüne şampuan ya da saç ektirme ilanları koyan Facebook, içinden terör geçen ülkenin insanlarına da göçmenlik seçeneği sunmayı ihmal etmiyor! Dev hizmet.
Doğal afet ya da terör olayları sonrasında aktif olan, arkadaşlarınıza ‘Güvendeyim’ mesajı verebileceğiniz bir buton yapıp ‘bizi düşünüyor’ görünen Facebook, sponsorlu göçmenlik ilanlarından da anlaşılıyor ki bizi fazlasıyla düşünüyor.