Yıllardır yazar dururum, kadına şiddet konusunda nihayet küçük de olsa olumlu gelişmeler görmek sevindirici.
Kadına şiddet konusuna dikkat çekmek amacıyla popüler dizilere eklenmeye başlanan sahneler gerçekten umut verici ve çok önemli.
Çok büyük kalabalıklar ciddi bir dikkatle izliyor bu dizileri çünkü.
Ancak bir diziye kadına şiddetle ilgili sahne eklenmesi konusunda çok çalışılması ve özellikle bu konunun uzmanlarından danışmanlık alınması gerekiyor.
Mesela ‘Poyraz Karayel’ dizisinde, Bahri Baba’nın evinde çalışan kadın üzerine yazılan eş şiddeti hikayesinde konu döndü dolaştı adaleti kendin sağla, polise sakın gitme noktasına geldi.
Sonunda da adamın cezasını mafya vermiş oldu.
Bir diğer kadına şiddet sahnesi de hafta başında ‘Paramparça’ dizisine eklenmişti.
Nurgül Yeşilçay sokakta yürürken, bir adamın bir kadını önce hırpalayıp sonra da bıçakladığını görüp o adama saldırdı. Elindeki bıçağı alıp adamı rehin aldı ve bıçağı boğazına dayadı.
Bu sahne ilk anda -Nurgül Yeşilçay’ın gösterişli oyunculuğunun da etkisiyle- müthiş bir kahramanlık gösterisi gibi görünse de aslında yine adaleti kendiniz sağlayın alt mesajını içeriyor.
Ki bu çok tehlikeli bir mesaj.
Bu mesajın, “Şiddet gören kadınlara silah dağıtalım” diyen Şefkat- Der yöneticilerinin tuhaf ve şiddet gören kadını tehlikeye atacak önerisinden hiç farkı yok.
Başta da söylediğim gibi dizi yazarlarının bu konuya uyanması muhteşem. Ama konuya gazeteden okudukları haberlere kişisel yorumlarıyla dalmaları ne yazık ki yarar yerine zarar getirecek gibi görünüyor.


Yak  işlet devret!


Sözcü bu kadar üzerine gitmese kimsenin haberi olmayacak. Ülkenin dört bir yanında görülmemiş bir doğa katliamı yaşanıyor.
Şimdi de Muğla’nın Pina Yarımadası’nda dokuz yıl önce yanan arazide tamı tamına dört otel yükseliyormuş.
Fotoğraflar, bu ülkeyi azıcık bile olsa seven insanların yüreğini delik deşik edecek cinsten.
Hem eski ormanlık arazi betona kesiyor, hem de oteller hafriyatlarını denize dökerek doğa katliamını bir de denizin tabanına taşıyorlar.
“Orman vasfını yitirmiş arazi” diye popomuzdan uydurduğumuz bir kavram var.
Hiçbir toprak orman vasfını yitirmez. Sen yakarsın, birkaç yıl sonra yeniden yeşermeye başlar ortalık.
Ya da birileri yakar ama devlet oraya sahip çıkar!
Yeniden ağaç eker, bir güzel orman olur!
Ama bizde yok böyle şeyler. Zaten dünyanın en çirkin tatil yöresine dönüştürdüğümüz ve artık deniz yerinde insanların beton içinde yüzdüğü Bodrum’a bu dört otel çok mu lazımdı?
Hani çevrecinin daniskasıydınız?