Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Kolay gelsin Rıza, hayırlı başarılar!..

1 Aralık 2017

Sevgili okurlarım eğer iktidar medyasına da arada bir göz atıyorsanız, şu ilginç duruma mutlaka dikkat etmişsinizdir.
Rıza Sarraf ya da Reza Zarrab diye biri ABD'de yargılanmıyor!
AKP'li bazı Bakan Bey'lere vermiş olduğu rüşvetleri falan itiraf etmiyor!
Yaptığı vurgunları, ambargoyu nasıl deldiğini anlatmıyor!
30'lu yaşlarında milyarlarca dolarla nasıl oynamaya başladığını, Türkiye'de kendisini kimlerin koruduğunu falan da anlatmıyor!
Yani böyle bir yargılama yok!
Utanmasalar şöyle diyecekler:
“İran asıllı Reza'nın mahkemesi ABD'de başladı. Karayolunda hız yapan ve radara yakalanan Reza'yı 100 dolar para cezası bekliyor!..”

* * *

Aslında bu adamın yatacağı yer yok. Birkaç yıl önce, verdiği rüşvetlerle Türkiye'yi sallamış, üstelik ABD'nin İran'a uyguladığı ambargoyu delmeyi başarmıştı.
Günün birinde karısı Ebru Gündeş ve kızıyla birlikte ABD'ye gitti.
Niçin gitti, hangi nedenle gitti, av peşindeki o ülkeye hangi cesaretiyle adımını attı, bunlar bilinmiyor. Bu kadar mı safmış!..
Nitekim orada anında tutuklandı ve içeri tıkıldı.
Böylesine uyanık (!) geçinen İranlı'nın, herhalde basireti bağlanmıştı.
Oysa Türkiye'deki kısa bir tutuklama süreci dışında serbest bırakılmış, herhangi bir şey olmamış, malına mülküne el konulmamıştı.
İktidarın tüm desteği arkasındaydı.
Boğaz'da satın aldığı yalılarda yaşamını krallar gibi sürdürüyordu.

* * *

Bunun gibi ikinci bir “İş bitirici” sanırım Türkiye'ye gelmemiştir ve bir daha da zor gelir.
ABD'de tutuklu olduğu sürece pabucun pahalı olduğunu gördü ve itirafçı olup ötmeye, bildiklerini olduğu gibi anlatmaya karar verdi.
Şimdi ötme sürecinin en başındayız.
Ancak şunu hemen belirteyim, bizim gibi sıradan Türk vatandaşları onun bankacılık alanında neler yaptığını, İran'a uygulanan ABD ambargosunu nasıl deldiğini tam olarak anlayamaz…
Çünkü bunlar teknik konulardır.

* * *

Bizi ilgilendiren, Türkiye'de özellikle üst düzey bazı siyasetçilere vermiş olduğu iddia edilen akıl almaz rüşvetlerdir.
Bunlardan ilk ikisinin ismi daha duruşmaların hemen başında gündeme geldi ve tutanaklara geçti.
O dönemin Bakan Bey'leri Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış.
Şimdi İranlı'dan ricamız, onlara kaç para verdiğini hiç aksatmadan ve asla kıvırtmadan anlatmasıdır!

* * *

Daha duruşmaların hemen başında ortaya bir iddia atıldı:
“Hapishanedeki gardiyanlara kendisine kadın ve içki bulsunlar diye güya rüşvet vermiş!
Haberlerde bunları okuyunca “Oha artık, yalanın bu kadarı da olmaz yani” demiştim,
Ancak sonra aklıma onun bir sözü geldi:
“Orospuyla memurun bahşişini peşin vereceksin!”
Ve bu adam ABD mahkemesinde gardiyanlara rüşvet teklif ettiğini doğruladı…
Bu durumda kendi kendime “Aferin lan bu Rıza'ya, iyi itirafçı olmuş. Çok güzel ötüyor. Bütün bildiklerini böyle anlatırsa Türkiye'deki iktidarı sarsar” demek zorunda kaldım!
Hapishanede bile rahat durmayan, gardiyanları bile rüşvetle kafakola almayı başaran bu adamın, Türkiye'deki özgür günlerinde kimlere ne kadar “Bahşiş” verdiğini hep birlikte düşünelim artık!
Düşünelim de, kafamızı duvarlara vuralım.

* * *

Burada, ABD'de kendisini yargılamakta olan mahkemeden bir istirhamım olacak!.. Bu istirham onlara herhalde ulaşmaz ama yine de, içimde kalmasın diye yazmak zorundayım.
İran'a uygulanan ambargoyu nasıl deldiği, bu işten kaç milyar dolar kazandığı elbette ki sorgulansın.
Ancak bizim Türkiye olarak çok önemli bir isteğimiz olacaktır:
Kimlere, bizim hangi Bakan Bey'lere kaç para ödediğini ve karşılığında hangi avantaları elde ettiğini de kendisine sorsunlar.
Nitekim daha ilk duruşmada Zafer Çağlayan'ın adını verdi ve ortaya 40 milyon Euro gibi acayip (!) bir rakam çıktı.

* * *

Bu konuda yanıtı bugüne kadar hiç verilmeyen bir soru daha var:
Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Muammer Güler, o dönemde AKP'nin üç önemli Bakan Bey'i idi!
Üçünün de ismi İranlı'dan rüşvet alanlar listesinde ön plana çıktı.
Sonra bunlar bir daha milletvekili yapılmadı.
Soru şu:
Bunlar madem rüşvete bulaşmamıştı, madem temiz adamlardı, niçin ilk seçimde tasfiye edildiler?

* * *

Burada son bir soru daha sormak gerekiyor:
Şimdi İranlı ile birlikte yargılanmakta olan Hakan Atilla, bir devlet bankası olan Halkbank'ın genel müdür yardımcısı idi.
O dönemin genel müdürü ise Süleyman Aslan.
Evine yapılan polis baskınında ayakkabı kutularında gizlenen yaklaşık dört milyon dolar nakit para bulunan şahıs.
Rezalet patlayınca iktidar onu da görevden aldı, bu kez Ziraat Bankası yönetim kurulu üyesi yaptı!
Soru şu:
İyi güzel de kardeşim, bankanın genel müdür yardımcısı ABD'de tutuklu yargılanırken, onun amiri olan genel müdür nerede? Adı hiç geçmiyor! Acaba onu kim koruyup kolluyor?
Bizim Türkiye'de soramadığımız hesabı ne yazık ki şimdi ABD yargısı soruyor.
Bu pilav daha çoook su kaldıracak gibi görünüyor!

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp