Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

Siyasetçi-Sanatçı ilişkisi ve tarihten bir örnek

25 Aralık 2018

Türkiye'nin iki önemli tiyatro sanatçısının, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen'in açıklamalarını canlı yayında izlememiştim.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın tepkisi üzerine merak edip baktım.

Müjdat Gezen'in sözleri çok sertti. Ancak, Türkiye'de iktidarı desteklemeyenlere iki de bir yöneltilen “hainlik” suçlamasına yönelik, isyan edercesine bir tepkiydi.

Son zamanlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli, büyük topluluklara seslenirken kendi partileri dışındaki bütün partilere sıkça “gayri millilik”, “terör uzantısı olma”, “terörü destekleme”, “kökü dışarıda olma” gibi suçlamalar yöneltiyor.

Belki cesaret edip ulu orta ifade edemiyorlar, ama bu tür suçlamalar, o partilere destek ve oy veren vatandaşlarda da Gezen'in ifade ettiği tepkiye benzer bir duygu yaratıyor.

Keşke hem Erdoğan'ın hem Bahçeli'nin danışmanları, bu üslup ve içeriğin, seçim kampanyasında tabanları konsolide ederek oy getireceğini tavsiye ederken, uzun vadede Türkiye'de “kardeşçe birlikte yaşama” ortamına ve dolayısıyla da Türkiye'ye vereceği zararı da anlatsalar.

★★★

Metin Akpınar'ın “Kutuplaşma ve karmaşadan kurtulmamızın tek çaresi demokrasidir. O noktaya ulaşabilirsek, kavga gürültü olmadan bu işin içinden çıkarız” sözlerinin altına hemen herkes imza atar. Ancak daha sonrasında kullandığı “zehirlenerek öldürülmek”, “başka liderlerin yaşadığı kötü sonu yaşamak” ve “ayağından asılmak” gibi kavramlar ise Erdoğan'ı hedef almasa bile Türkiye'nin siyasi hafızasındaki travmatik olayları hatırlatmaktan ve iktidarı destekleyen yurttaşları rahatsız etmekten öteye gitmiyordu. Akpınar, o sözlerle belki de farkına bile varmadan yakındığı kutuplaşmanın değirmenine su taşıyordu.

★★★

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu sözlere tepki göstermekle kalmayıp, o sözlerden iyi bir propaganda malzemesi çıkarması da kaçınılmazdı. Nitekim öyle de yaptı. Çok sert sözlerle karşılık verdi ve yargı camiasını göreve çağırdı.

CHP'nin belediye seçimleri kadrosunda çalışan bir tanıdığım, “Biz kazanmak için iğne ile kuyu kazıyoruz, ekonomik sorunları işsizliği gündemde tutmaya çalışıyoruz, bizim mahalledeki bu çıkışlar Erdoğan'ın eline büyük koz veriyor” diyerek, benim de dikkat çekmeye çalıştığım siyasi sonuçlara işaret ediyordu.

Gerçi işin sonunda yargının ve kolluk kuvvetlerinin 77 yaşındaki Akpınar ile 75 yaşındaki Gezen'i polis eşliğinde karakola götürmesi, savcının apar topar mahkemeye sevk etmesi, mahkeme kapısında bekletilmeleri iktidar açısından ortaya çıkan propaganda malzemesini, bir anda muhalefetin propaganda malzemesine dönüştürdü.

★★★

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, konuyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, şunları söyledi:

“Maksat mizah olmuş olsa bile bu böyle ifade edilmez. İfadeleri okuduğunuz zaman bunlar eleştiri sözleri. Keşke bu kişiler çocukluğumuzdaki o masumiyet dönemlerinde hatırladığımız kahramanlar olarak kalsalardı. Cumhurbaşkanı zehirlenir, ipte ölür gibi galiz lafları etmeselerdi” 

Bu sözler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tepkisine göre hayli yumuşak. Daha da önemlisi, hem Akpınar'ın, hem Gezen'in “mizah ustası” ve “masumiyet dönemlerinin kahramanları” olarak haklarını teslim eden sözler.

Bana Jean Paul Sartre ve Charles De Gaulle arasındaki sanatçı-siyasetçi çekişmesini anlatılan o ünlü anekdotu anımsattı.

De Gaulle 2. Dünya Savaşı sonrasında Fransa'yı ayağa kaldıran isimdir. 1954'te, Fransız işgali altındaki Cezayir'de bağımsızlık hareketleri baş göstermiş ve Fransa bu hareketleri bastırmak için, aşırı güç kullanarak sivilleri katletmiştir. Cezayir'i “vatan toprağı” sayan Fransız milliyetçileri De Gaulle'e tam destek verirken, bazı Fransız entellektüelleri Fransa'nın yaptıklarını eleştirmeye başlar. Paris'in ünlü meydanlarında De Gaulle aleyhine ağır sözlerin olduğu bildirileri dağıtanlardan biri de Sartre'dır.  Danışmanları De Gaulle'den Sartre'a müdahale edilmesini isteyince “hayır” cevabını almış. “Neden” diye sorulduğunda De Gaulle'ün yanıtı “Sartre Fransa'dır” olmuş.

“Metin Akpınar, Müjdat Gezen Sartre değil” diyebilirsiniz.

Ancak burada isimlerden öte, bir siyasetçinin bir sanatçıya bakışını dikkate almak gerekir.

Metin Akpınar, Zeki Alasya, Kemal Sunal, Levent Kırca, Müjdat Gezen ve daha niceleri…

Hepsi, İbrahim Kalın'ın da dediği gibi yaşadığımız o eski dönemlerin “masumiyet dönemlerine” dönüşmesini sağlayan sanatçılardı.

Hepsi Türkiye'ydi.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more