Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Terbiye alanı: Hapishane

24 Ekim 2018

Gündemde af var…
Aklıma Fransız düşünür Michel Foucault (1926-1984) geldi! En etkili kitaplarından olan “Hapishanenin Doğuşu”nu 1975'de yazdı.
Bu çalışma aslında bir “kaybedenlerin tarihi”
Foucault antropolog, psikolog ve sosyolog olarak bu eserinde suç ve hukukun sosyolojisini ele aldı. (İran'da Şah karşıtı gösteriler 1978'de ayyuka çıktığında Foucault, Paris'te sürgün Ayetullah Humeyni ile görüştü; İran'a giderek gösteriye katılan insanlarla röportaj yaptı. Makalelerindeki “siyasi ruhanilik” kavramı “Siyasal İslam”a ilişkin ilk tespit oldu. Bu makaleleri 11 Eylül saldırıları ardından çok ilgi gördü. (Konumuza dönersek…)
Foucault… Hapishaneyi (keza okulu, kışlayı, tımarhaneyi, hastaneyi, fabrikayı); sanayileşen-şehirleşen ve iktidara ortak olup kontrol toplumu/”modern devleti” inşa eden burjuvazinin “kapalı terbiye alanı” olarak değerlendirdi!
Buralar iktidarın “gözaltı” ve “disiplin” yerleriydi. Hedef, bireyi yeniden üreterek/ şekillendirerek itaatkar-çalışkan toplum yaratmaktı.
Bundan önce Batı'da kiliseye bağlı hücreler gibi ceza yerleri ve işkence-öldürme-malına el koyma gibi cezalandırma biçimleri vardı. İktidarlar, açık alanlarda -idam gibi- gövde gösterisi şeklindeki cezalandırmayla halkın suça olan yatkınlığını dizginleme amacındaydı. Halka açık bu “şenlikli cezalandırmanın” amacı, bedeni-ruhu kökten yok etmekti.
Zamanla… Ceza yeri açık meydanlardan/”şenlikli” olmaktan çıkarıldı; yüksek duvarlarla çevrili koğuşları bulunan, eğitim verilen hapishane binaları “icat” edildi!
Artık… Ceza, yargılamanın ötesine geçip, düzeltmeyi, ıslah etmeyi, iyileştirmeyi hedefliyordu. Yani…
Cezalandırma, iş gücüne katılma projesine dönüştürüldü. Amaç; acı çektirilen-yok edilen beden değil, tek tipleştirilen beden/iş gücü/iktidarın küçük makinesini yaratmaktı.

Psikolojik baskı

Evet…
Bedene azap çektirme, aydınlanma çağından sonra “kapatılmayla” ruha verilen azaba dönüştü. “Modern devlet” insandan rasyonel fayda sağlamak için hapishanenin amacını, ruhun/zihnin terbiyesine-disiplin altına alınmasına dönüştürdü. Örneğin…
Jeremy Bentham (1748-1832), İngiliz filozof- hukukçu idi. 1791'de “dünyanın en kaba insanı” seçildi! Çünkü…
Gardiyanların, mahpusları gizlice habersiz gözetleyeceği -Silivri Cezaevi'nde yaşadığımız- “denetim ev” fikrini ortaya attı.
Bu “psikolojik baskı” yaklaşımının amacı; her yanlışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahpusun, sürekli izleniyormuş gibi hareket etmesini sağlamaktı. Böylece mahpus bizzat kendi hareketlerini kollamak durumundaydı! Yani…
Hapishaneden çıktıktan sonra da bu ruh haliyle yaşayıp topluma intibak edecekti!  Elbette bu hapishane biçimi sadece mimari olmayıp, insanların zihinlerine iktidar korkusunu yerleştiren bir yönetim anlayışıydı.
Amacı, disiplinin içselleştirilmesini sağlamaktı…
Bentham'e göre önemli olan suçun cezalandırılması değil, önlenmesiydi. (Bentham'in modeline en yakın hapishane Küba'da 1932'de inşa edildi: Presidio Modelo (Model Cezaevi)! Toplam 4 binadan oluşuyordu. Daire şeklindeki her bina 5 kata sahipti ve her binada 93 hücre bulunuyordu. Her binanın ortasındaki yüksek  gözetim kulesi mahkumları 24 saat gözetim altında tutuyordu. Bu cezaevinde kalanlar arasında Fidel Castro ve Che Guevara da vardı. Günümüzde müze olarak kullanılıyor!)
Çok detaya girmeden konuyu bize getireyim…

Parayla af

Foucault'dan Bentham'a bu filozofları yazmamın nedeni Türkiye'de af tartışmalarına bir perspektif sunmak…
Türkiye'de af hep politik rant oldu. Oy kazanmak isteyen iktidarlar-partiler seçim dönemlerinde affı gündeme getirdi!
İnsanların özgür olmasını kim istemez? Fakat…
Bugün herkes şu cümleyi kuruyor:
– Salıverilen suçlular dışarıda yine suç işler!
İnsanlar cezaevlerinin “ıslah merkezi” olmadığını biliyor. Sahiden afla çıkan insanların yüzde kaçı yine suç işleyip tekrar cezaevine dönüyor? Bu konuda istatistik çalışma bulamadım; kimi dehşet olaylar var.
Meselenin diğer açısı bu konuda bilgi veriyor:
Cezaevinden salıverilenler nerede istihdam edilecek? Örneğin… Yoksulluk yüzünden suç işleyen kişi nerede iş bulacak? Dün suça bulaşan, daha da ağırlaşmış ekonomik kriz karşısında bugün ne yapacak?
Devlet hem mahpusu dönüştüremiyor/ıslah edemiyor, hem de bedensel iş gücü olarak yararlanacağı pazarı oluşturamıyorsa, “suçlu” dışarıda nasıl “özgür” olacak? Dışarıda adalet mi var?
Çaresiz iktidar bu nedenle sürekli “idam… idam” deyip duruyor! Döndük mü, 19'uncu yüzyıl Avrupa'sının “şenlik gösterilerine”!
Bu bile devletin-ülkenin ne hale getirildiğinin işareti değil mi?
Karşımızda burjuva iktidar yok, feodal yönetim var.
Ülkeyi hapishaneye çeviren AKP iktidarının, bugün affa karşı olmasını anlamak çok mu zor? AKP, elindeki gözdağı sopası hapishaneleri niye boşaltsın?
Ama… Şunu yapabilir: Parayla af yasası!
Suçuna göre; ver parayı, al özgürlüğü!
Tam AKP'ye yakışan af teklifi değil mi? Yeter ki bir işin ucunda para olsun!

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more