Reklamsız Sözcü
ZEYNEP GÜRCANLI

Ekonomik krizin bedeli

20 Ağustos 2018

Hamaseti bir tarafa bırakın.
Karşımızda apaçık duran Türkiye'nin çok ciddi bir ekonomik kriz içine giriyor olması.
AKP, kendisinden önceki koalisyon hükümetinin “acı reçeteyi” içip IMF ile anlaşması nedeniyle, 16 yıl boyunca yaptığı büyük yanlışlara rağmen, böylesine büyük bir ekonomik krizi yaşamadı.
Şimdi birden bire karşısında bulunca ise “dostlara” ya da “dost görünenlere” başvurdu, yönünü dünyada -henüz- kavga etmediği birkaç ülkeye çevirdi.
İlk gelen “müjde” Çin'den oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı, Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak, Çin'den sağlanan 3.6 milyar dolarlık krediyi büyük bir başarıymış gibi kamuoyuyla paylaştı.
Ne Albayrak'ın, ne AKP'nin, ne de yandaşların paylaşmadığı ise bu kredinin bir “bedeli” olduğuydu.

1 MİLYON UYGUR TÜRK'Ü TOPLAMA KAMPLARINDA

O “bedel”in ne olduğu ise geçen hafta BM Etnik Ayrımcılığı Önleme Komitesi'nin Cenevre'de yaptığı toplantıda kendini gösterdi. Komitede görev yapan uzman Gay McDougall, Çin'de 1 milyondan fazla Uygur Türkü'nün ülkedeki siyasi toplama kamplarında zorla tutulduğunu açıkladı.
Bitmedi; aynı uzman bu bir milyon kampa hapsedilmiş Uygur Türkü'ne ek olarak, 2.2 milyon Müslüman Uygur'un da bu kamplara günü birlik alınarak, “siyasi eğitime” tabi tutulduğunu anlattı.
Sahi, Çin'den 3.6 milyar dolar kredi alan AKP hükümetinden bu konuda herhangi bir ses duydunuz mu?

KATAR'IN YATIRIMININ BEDELİ KIBRIS MI?

AKP'nin krizi aşmak için başvurduğu ikinci ülke, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “kardeşim” dediği, hemen hemen her ay yüzyüze görüştüğü Emir El-Thani'nin yönetimindeki Katar oldu.
Katar'dan 15 milyar dolar yatırım geleceği vaadiyle, ekonominin ateşi düşürülmeye çalışıldı. (Geçen yıl yapılan resmi açıklamalarda 2018'de Katar'dan 20 milyar dolar yatırım geleceği söylenmişti. Acaba Katar yapacağı yatırım miktarını neden 15 milyar dolara düşürdü sorusu ise henüz yanıtlanmış değil.)
Peki, Emir'e “kurtarıcı” muamelesi yapan AKP hükümetinin, Katar milli petrol şirketi Amerikan Exxon Mobil ile Kıbrıs açıklarında petrol/doğalgaz aramaya başlayınca ne yapacak?
Şubat ayında İtalyan ENİ şirketi Kıbrıslı Rumlarla anlaşıp Kıbrıs adası açıklarında doğalgaz aramaya kalkınca, Türkiye bölgeye savaş gemilerini göndermiş, İtalyanlara çok sert çıkmış, sonuçta ENİ'nin araştırma gemisi geri çekilmek zorunda kalmıştı.
Aynı sertlik, Amerikan-Katar ortak petrol arama operasyonuna da gösterilebilecek mi?

TÜRKİYE'DEN KIRIM İŞGALİNİ TANIMA ADIMI

ABD ile yaşanan krizde Türkiye'nin “dost” diye yanaştığı üçüncü ülke ise Rusya. ABD ile girilen “sağırlar diyaloğunda” Moskova yönetimi Türkiye'nin yanında durdu. Türkiye üzerinden, kendisine de yaptırım uygulayan ABD'ye adeta kafa tuttu.
Ve elbette Ankara'ya bunun da bir bedeli oldu:
Basına pek yansımadı ama Ankara, Kırım konusunda çok önemli bir adım attı.
Rusya'nın Kırım'ı işgaline AKP hükümeti karşı çıkmış, Ruslar çekilmeden Kırım'la olan ekonomik ilişkileri de doğrudan feribot seferlerini de durdurmuştu.
Ve Kırım'la Türkiye arasında iki yıldır yapılmayan feribot seferlerinin -ne değiştiyse- sonbahar aylarında yeniden başlayacağı açıklandı. AKP hükümeti bu adımla, zımnen Rusya'nın Kırım'ı işgalini de “kabullenmiş” oldu.
Bizim bildiğimiz “yerli-milli” dış politika, hamasi nutuklarla, şov amaçlı telefon kırmalarla yürütülmez.
Türkiye'nin milli davasını, soydaşlarını korumaktan geçer…

İdlib konusunda uzlaşma yok

Ankara'da dış politika her yıl yapılan Büyükelçiler Konferansı nedeniyle oldukça hareketliydi. Konferansın onur konuklarından biri Rusya'nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov oldu.
Lavrov'un temaslarının perde arkası da yaptığı açıklamalar da dikkat çekiciydi.
Öncelikle…
Rusya, Lavrov'un ağzından Türkiye ile ABD arasında yaşanan krize adeta benzin döktü. Rus Dışişleri Bakanı, ABD'nin Türkiye'ye yönelik yaptırımlarını “yasadışı” ilan etti, “bu yaptırımlar, uluslararası ticarette geçerli tüm ilkeleri ihlal ediyor” dedi.
Ancak elbette, sadece birkaç yıl önce düşürülen uçak nedeniyle Ankara ile Moskova arasında yaşanan krize de o dönemde Rusya'nın domatese bile koyulan ticaret yasağından, Türk vatandaşlarına koyduğu vize kısıtlamalarına kadar onlarca yaptırıma hiç değinmedi. Belli ki, Rus Bakan'ın gözünde Moskova ile kriz yaşanırken Rusya'nın ticarete koyduğu yasaklar da vergiler de Moskova açısından “mubah” görülüyor.
Lavrov'un açıklamalarındaki daha kritik konu ise İdlib oldu.
Esad yönetimi, Türkiye sınırındaki cihatçı grupların sıkıştığı İdlib kırsalına askeri yığınak yapıp ara sıra havadan bölgeyi bombalarken, AKP hükümeti bu bölgeye geniş kapsamlı bir Rus-Esad operasyonunu engellemek için seferber olmuş durumda.
Arap basınına son yansıyan haberler Ankara'nın Rusya'ya İdlib konusunda -uygulaması hayli zorlu- bir plan koyduğuna işaret ediyor.
Plana göre Türkiye İdlib'de kontrol edebildiği grupları, Suriye'nin kuzeyinde TSK'nın kontrolündeki bölgeye aktarıp, Suriye Ulusal Ordusu'na katacak. Bu gruplar ellerindeki ağır silahları da TSK'ya teslim edecek. İdlib'deki ateşkes bölgelerinde ise hem Esad'ın, hem Rusya'nın, hem de Türkiye'nin kabul edebileceği “sivil yönetimler” oluşturulacak.
Ancak işin sıkıntılı tarafı, Türkiye'nin üzerinde çalıştığı bu planın daha ilk safhasında sıkıntılar ortaya çıkmaya başladı.
En büyük sıkıntı, hangi grubun “terörist”, hangisinin “muhalif” olduğu konusunda Ankara ile Moskova ve elbette Esad yönetimi arasında uzlaşmazlık bulunması.
İkinci sorun, daha plan kamuoyuna açıklanmadan, İdlib'in büyük bölümünü kontrol eden El Nusra'nın yeni hali Tahrir El Şam'ın hiçbir şekilde Türkiye'nin kurduğu Suriye Ulusal Ordusu'na katılmayacağını açıklaması.
Bir başka sorun, IŞİD saflarında savaşmak için -bir şekilde- Suriye'ye gidip IŞİD'in yenilmesiyle birlikte cihatçıların son kalesi konumundaki İdlib'e sığınan yabancı cihatçılar. Bunlar arasında özellikle Rusya ve Çin kökenlilerin durumu en büyük anlaşmazlık konusu. Rusya -ve elbette son dönemde gerekirse Esad ordusu ile birlikte savaşabileceğini açıklayan Çin- yabancı cihatçıların “bulundukları yerde yok edilmesi” konusunda son derece kararlı.
İşte, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, Ankara'da kendisini ağırlayan mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile düzenlediği basın toplantısında, ayrıntıya girmeden İdlib konusunda uzlaşma olmadığının pek çok işaretini verdi.
Esad ordusu adeta santim santim bölgede ilerlerken, gerilim büyük.
Bir kez daha dileyelim…
Allah, İdlib'de “ateşkes görevi” adı altında nöbet bekleyen Mehmetçik'i korusun…

plusbanner2x
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more