Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Maaşallah zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkmakta çok mahirler

11 Haziran 2019

BUNU YAZMAK GEREK

Maaşallah zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkmakta çok mahirler

Önce Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan, HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli'nin parti grubunda yaptığı konuşmada ‘Kürdistan' demesi üzerine çok öfkelenmişti.
Erdoğan aynen şunları söylemişti; “Şimdi bu adam Kürt bile değil. ‘Kürdistan' diyor. Şimdi ben söylüyorum. Kürdistan diye bir yer benim ülkemde var mı? Güneydoğu var, Orta Anadolu var. Ege var, Marmara var. Ama Kürdistan yok. Ey Sezai, sen Kürdistan istiyorsan Irak'ın kuzeyinde var. Oraya defol, orada yaşa. Şimdi ben Kürt kardeşlerimize söylüyorum bunlar ülkemizi bölmeye çalışıyorlar.”
Sezai Temelli'nin Meclis televizyonundan da canlı olarak verilen bu konuşmasını yayınladığı için Tele1'e ceza verilmişti.
Çünkü Erdoğan'ın öfkesinden sonra RTÜK, ‘Kürdistan' denilmesini suç olarak görmüş ve diğer partilerin olduğu gibi HDP'nin de grup toplantısını yayınlayan Tele1'i cezalandırmakta sakınca görmemişti.
Erdoğan'ın bu “Kürdistan öfkesinin” sesi henüz kulaklardan silinmemişken, İstanbul'a aday olarak atanan Binali Yıldırım'ın Diyarbakır'da “Kürdistan” demesi bir anda herkesi şaşırttı.
Yıldırım şöyle konuşmuştu Diyarbakır'da; “İstiklal mücadelesini başlatırken, daha savaş yıllarında bile Ankara'da Büyük Millet Meclisi'ni toplayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün davet ettiği millet temsilcilerinin arasında Kürdistan mebusu da vardı, Lazistan mebusu da vardı, Anadolu'nun her tarafından temsilci vardı.”
Doğal olarak bu konuşma tartışılmaya başlandı.
Çünkü birincisi, Binali Yıldırım ile onu atayan Cumhurbaşkanı aynı konuda farklı düşünüyordu.
İkincisi, AKP'liler Kürdistan tanımı kullanınca iyi oluyor da muhalefet aynı kelimeyi kullandığında niye suç kabul ediliyordu?
Gerçi AKP'nin hemen her konudaki yaklaşımı bu, bunu biliyoruz.
AKP yönetimi tabii özellikle saray, her konuyu işine nasıl geliyorsa öyle değerlendiriyor.
Ancak buna rağmen sözleri sarayda biraz rahatsızlık yaratmış olmalı ki, Binali Yıldırım bir açıklama yapma gereği duydu.
Ama ne açıklama.
Dedi ki; “PKK terör örgütüdür. Bundan şüphesi olan varsa tepki göstersin. Kürdistan sözü Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet'in kurulmasından önce istiklal mücadelesinde bölgeden gelen temsilciler için kullandığı sözdür. Benim ifadem ondan ibarettir. Bu ülkenin her karış toprağında yaşayan insanlar, bizim birinci sınıf vatandaşımızdır. Kimse Kürtleri ötekileştirmeye, ayrıştırmaya çalışmasın. Biz etle kemik gibiyiz. Birbirimizden ayrılmayız. Binlerce yıldır bu topraklarda birlikte yaşadık, kader birliği yaptık. İnadına bir olacağız, beraber olacağız, kardeş olacağız, ay yıldızlı bayrağımızın altında hür ve bağımsız yaşayacağız. Bu kadar açık ve net söylüyorum.”
Yıldırım, durumu kurtarmak isterken Kürt popülizmine sapıyor hemen. Belli ki telaşlanmış.
Oysa kimse ona, “Kürtlere hakaret ediyorsun, ayrımcılık yapıyorsun, ayrı yaşamak istiyorsun” demiyor ki.
Söylenen basit; “Çok kısa süre önce başkanınız ‘Kürdistan' denemeyeceğini, bunu diyenlerin defolup gitmesi gerektiğini söyledi. Siz buna rağmen ‘Kürdistan' dediniz. Bu durumla başkanınızla çelişkiye düşmüş oldunuz.”
Ama zeytinyağı gibi üste çıkmayı çok iyi beceren AKP taktiği ile Yıldırım, “Kürtleri ne kadar sevdiğini, inadına onlarla birlik içinde olacaklarını” falan anlatmaya kalktı.
Siyasetimiz ne kadar komik değil mi?

Bİ SORALIM BAKALIM

Sayın Akar söyler misiniz sorun ne?

Amerika ile S-400 gerilimi sürüyor.
Son olarak Amerikan'nın Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'a bir mektup gönderdiği ortaya çıktı.
ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan imzası ile yazılan mektupta, S-400 anlaşmasının bitirilmemesi halinde Türkiye'nin F-35 projesinden çıkarılacağı, eğitim alan pilotların Türkiye'ye gönderileceği ve eğitim için başka pilot kabul edilmeyeceği belirtiliyor.
Amerika'dan gelen bu “terbiyesiz” mektuba, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın bir cevap yazdığını öğrendik.
Akar mektubunda “Siz kim oluyorsunuz da bizi tehdit etme cüreti gösteriyorsunuz” demiyor.
Belli ki diyemiyor.
Onun yerine şunu söylüyor; “Mektupta bir çözüm bulunması yönünde beklenti dile getirilmekte.”
Yani Akar, “Amerika'dan gelen mektup sanıldığı gibi bize bir tehdit değil, tam tersine Amerika uzlaşmak ve sorunu çözmek için çaba harcıyor” demiş oluyor.
O halde sayın bakana şunları sormak istiyorum;
– Sorun nedir?
– S-400'leri almadık mı?
– Parasını ödemedik mi?
– Her fırsatta kimsenin bize karışamayacağını, her şeye rağmen füzelerin söz verilen tarihte geleceğini açıklamıyor musunuz?
– O halde Amerika ile niye görüşmek istiyoruz?
– Amerika hangi sorunu çözmek istiyor?
– Amerika'nın sorun dediği S-400'leri almak istememiz olduğuna göre, çözüm bu füze sistemini almamamız değil mi?
– Bütün bunları bildiğiniz halde bu milletin aklını niye karıştırıyorsunuz?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

46 saniye olunca ayıp olmuyormuş

Gaziantep Şahinbey'deki İyinacar Camii'ndeki bayram namazında, imam Fadıl Yılan, rezalet bir konuşma yapmıştı.
İmam Yılan, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmadığını, yalan söylendiğini, aslında Yunan'ın kazanmış olmasının daha iyi olacağını söylemişti.
Doğal olarak AKP'lilerin bile bazılarının tepki gösterdiği bu konuşmadan sonra Diyanet kılını bile kıpırdatmadı.
Diyanet'ten bir tepki gelmezken imam Yılan, evlere şenlik bir savunma açıklaması yaptı.
Yılan şöyle dedi; “50 dakika vaaz verdim, 46 saniyelik bir konuşma ile linç edildim. Bu ülke için canımı seve seve vereceğimi beni tanıyan herkes bilir. Çok üzgünüm. İdari soruşturma nedeniyle bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.”
Akla mantığa bakar mısınız.
Konuşma 50 dakika sürmüş ama eleştirilen sözler sadece 46 saniyeden ibaretmiş.
İmam Yılan'ın mantığına göre yapılan bir hadsizlik, terbiyesizlik, ahlaksızlık saniyelerle ölçülebiliyor.
50 dakikada 46 saniye ise bir sakınca yok.
Bu imama göre acaba Türkiye aleyhine kaç saniye konuşulursa ayıp edilmiş, suç işlenmiş olur?

DEDİKODU

Soylu'nun biletinin kesildiği söyleniyor

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu son günlerde çok ortalıkta.
Adeta bir cengaver gibi geziyor.
Zannedersiniz ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım değil de kendisi.
O kadar çaba harcıyor bu seçimler için.
Gerçi sürekli doğru olmayan şeyler söylüyor.
Örneğin İmamoğlu'nun kendisiyle aynı görüşte olmayan bir genci tokatladığını söyledi.
Oysa o görüntüleri herkes izledi.
Tokat atılmadığını herkes gördü.
Sonra İmamoğlu'nun Ordu Valisi'ne “it” dediğini ileri sürdü.
Bu da anında, üstelik kamera görüntüleriyle yalanlandı.
Bakan hızını alamadı, Türkiye'nin en büyük sanayici ailesini hedef aldı.
İmamoğlu'na uçak tahsis edildiğini söyledi.
Bu da bizzat Koç grubu tarafından anında yalanlandı.
İmamoğlu'nun uçağı kiraladığını, aynı şekilde kısa bir süre önce Binali Yıldırım'ın kendilerinden helikopter kiraladığını açıkladı.
Garip olan şu ki, hiçbir sözü doğru çıkmayan Bakan Soylu, bunlara aldırmıyor bile.
Ne utanması var, ne de özür dilemesi.
AKP'ye yakın bir kaynağım, “Galiba Soylu'nun bileti kesildi” dedi hafta sonu buluşup bir kahve içtiğimizde.
Şöyle açıkladı durumu; “Dikkat edersen Soylu çok sert açıklamalar yapıyor. PKK'nın İmamoğlu ile İstanbul'a sızacağını ve kendisini bunu engellemek için ensesinde durduğunu bile söylüyor. Şimdi de Koç'a saldırıyor. Böylelikle görevden alınmasını erteletmeye çalışıyor. Erdoğan Soylu'yu kenara çekerse; ‘Koç'u eleştirdiği için' dedikodusu yayacaklar.”
AKP'ye yakın dostum “Soylu için siyasetin ilkesi pek yoktur. Görevden alınacağını hissederse yeni kurulacak partide bile görebiliriz kendisini” dedi.

OKURDAN MESAJ

Okluk'ta işler bildiğimiz gibi olmayabilir

İki gündür Gökova'daki Okluk Koyu'na yapılan muazzam sarayı anlatıyorum.
Bugün Bodrum'da günübirlik teknecilik yapan bir okurumdan aldığım mesajı özetleyerek size sunmak istiyorum;
Sayın Can Bey,
Okluk sarayını yazmışsınız, Allah razı olsun.
Ben Bodrumlu bir tekneci olarak oraya çok sık giden biriyim.
Okluk'a çok yakın bir koydaki bir lokantacı ile sohbet ettim.
Söylediğine göre, Değirmen Bükü Koyu da istimlak ediliyormuş. Lokantalar ve arsa sahiplerine son derece düşük değerden paralar hesaplarına yatmış. Örneğin 60 milyonluk araziye 2.5 milyon ödeyip mal sahibini çıkarmışlar bile.
Bu koyların turizme kapanması demek, mavi yolculuğun en önemli noktasının yok olması demektir.
Binlerce turist ve bizim gibi buralara alışmış insanların doğal hakkının gaspı demektir.
Çok yazık!
Kimsenin şahsi çıkarı için böyle bir katliam ve zulme hakkı olmamalı.
Ayrıca buradaki yaygın söylentiye göre, istimlak edilen arsalar daha sonra Katarlılara lüks konut olarak satılacakmış. Hiç şaşırmam…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more