Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

Babacan ile Davutoğlu arasındaki 8 fark

11 Eylül 2019

AK Parti'den koparak parti kurmaya hazırlanan Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan ilk mülakatlarını verdi. Söyleşilerin uzunluğundan ikisinin de söyleyecek çok şeyi olduğu anlaşılıyor. Ahmet Davutoğlu, 4.5 saat konuştu. Ali Babacan'ın söyleşisi ise 25 sayfaydı (55 bin 869 karekter). Aralarında şu farklar olduğunu gördüm:

1) Davutoğlu, TV kanalında canlı yayını seçti. Babacan ise gazete söyleşisini. Bu Babacan'ın canlı yayın risklerini hesaba kattığını, sağlamcı davrandığını gösteriyor.

2) Davutoğlu, 2001'deki ayrışmada Milli Görüş'te kalan ve yıllardır muhalefet eden muhafazakar cenaha seslenmeyi tercih ediyor. Babacan ise AK Parti'yle yakın olmuş, yoğun destek vermiş ama yanlış uygulamaları gerekçe göstererek yollarını ayırmış bir grubu.

3) Davutoğlu, sorulduğunda her konuda esasa girdi. Babacan ise “parlamenter sistem mi cumhurbaşkanlığı sistemi mi” gibi konularda kişisel görüşlerini açıklamak yerine genel ilkeleri sıraladı. Belli ki Davutoğlu partisinde kişisel görüşleriyle çok ön plana çıkacak. Babacan partisindeki “ortak aklın” sözcüsü olacak.

4) Davutoğlu, din ve muhafazakarlık kavramını ön plana çıkarıyor. Hatta Babacan ve ekibinin kendisini dini konulardaki tavrı nedeniyle dışladığına inanıyor. Babacan ise kimliklerle değil, ilkeleriyle daha merkezde duracak bir parti hedefliyor. Bu nedenle sadece “muhafazakar” olarak etiketlenmek istemiyor.

5) Davutoğlu, AK Parti'den gelen “ümmeti bölmek”, “trenden inmek”, “ihanet” gibi salvolara karşı hesaplaşmayı seçiyor. Kara kaplı defterleri açmaktan söz ediyor. Babacan ise “beyaz sayfa” arayışında. “AK Parti kurulurken daha kötüleri söyleniyordu” sözleriyle AK Parti'nin salvolarını önemsemediği mesajını veriyor.

6) Davutoğlu'nun belagati çok iyi. Hatta konuşmalarında yoğun bir hamaset ve ajitasyon var. Babacan ise teknokrat yanını atamamış ve daha sakin, sağduyulu bir görüntü çiziyor.

7) Davutoğlu 2014'un Ağustos ayından 2016'nın Mayıs ayına dek Başbakanlık görevinde bulunmuştu. Dış politika, iç siyaset gibi alanlarda AK Parti'nin birçok tartışmalı politikasında imzası var. (Basit bir örnek: İfade ve basın özgürlüğünün en büyük darbeyi aldığı günlerde, Hürriyet Gazetesi Davutoğlu Başbakan'ken hedef gösterildi ve iki kez fiziksel saldırıya uğradı. Camların, kapıların indirildiği saldırının failleri ceza almadığı gibi, saldırının bir numaralı sorumlusu yine Davutoğlu tarafından Bakan Yardımcısı yapıldı). Haliyle, AK Parti ile “ortak geçmiş” konusunda genellikle “savunma” pozisyonunda kalıyor. Babacan ise ekonomi alanında görev yaptığı dönemde durumun bugünkünden çok daha iyi olması nedeniyle rahat. Üstelik ekonomideki bozulma kendisi görevi bıraktıktan sonra başladı. Bu durum, Babacan'ın geleceğe odaklanıp geçmişe takılmamasının önünü açıyor.

8) Davutoğlu, Milli Görüş geleneğinden olsa gerek daha “millici” bir duruş sergiliyor. Dış politikada “ihvancılık” gibi sabitlerini değiştirmiyor. Babacan ise uluslararası toplumdan büyük destek gördüğünü saklamıyor. Ayrıca Avrupa Birliği ve Batı ittifakına sıcak mesajlar veriyor.

Siyaset doğruyu gördü, sıra yargıda

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu oluşturulduğunda “Cumhurbaşkanı'nın duymak istediklerini mi duyması gerekenleri mi söyleyecekler, önemli olan bu” demiştim. Habertürk söyleşisinde gördüm ki “Erdoğan'ın duyması gerekenleri” söylüyor. Özellikle de düşünce özgürlüğü konusunda. Kendisiyle dün yaptığım telefon görüşmesinde İmzacı Akademisyenler, SÖZCÜ ve Cumhuriyet davalarına ya da Nazlı Ilıcak gibi gazetecilerin yargılanma sürecine ilişkin eleştirilerini bir kez daha kendi sesinden duydum. Arınç, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'ün yargı reformu ve basın özgürlüğü konularında çok iyi niyetli bir çaba içinde olduğuna inandığını söyledi ve ekledi:

“Yine de yargı reformunu, Ekim'i Kasım'ı beklemeye gerek yok. Yazılı hukuku, Yargıtay, AİHM ve AYM içtihatlarını uygulamaları yeter.”

AK Parti içinden ya da dışından gelen eleştirilerin, zor zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanında durmayı seçen Arınç tarafından dillendirilmesi çok önemli. Siyasetteki bu olumlu havanın, yargı camiasına da yansıması şart!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more