Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Yapısalsa çaresi yok mudur?

28 Şubat 2019

Merkez Bankası iktisatçıları “Türkiye imalat sanayisinin ithalat yapısını” incelemişler. Ekonomi yazını taramışlar, anketler yoluyla da pekiştirilmiş saha araştırmaları yapmışlar. Ayrıntılı bir rapor hazırlamışlar. Bulgulara dayalı olarak akıl yürütmüşler ve vardıkları hükmü şöyle ifade etmişler: “Türkiye ekonomisinde ithalata bağımlılık sorunu, esas itibarıyla yapısal bir nitelik taşıyor. Ülkemizin doğal kaynak yapısı, hammadde ve ara malı üretimine yeterli kaynak ayrılamaması, kaliteli ara malı temininde güçlükler, firmaların üretimlerinin yüksek katma değerli aşamalarında uzmanlaşmamış olması gibi nedenlerle ithalata bağımlılık yüksektir.”

Bu ifadenin anlamı şudur:

1. Ekonominin dışa bağımlı olması “yapısaldır”.

2. Dolayısıyla cari açık yani döviz açığı devam edecektir.

3.Döviz açığı kapanamayacağından, dış borçlanma da sonsuza kadar devam edecektir. Finanse edildiği sürece bunda bir sakınca yoktur.

4. Merkez Bankası'nın, bu yapısal çarpıklığın değiştirilmesi konusunda yapacağı hiçbir şey yoktur. Niyeti de yoktur zaten.

5. Hatta hükümetin de yapabileceği bir şey yoktur.

6. Olsaydı bu raporun sonunda dışa bağımlılıktan kurtulmak için gerekli “para ve maliye” politikası hakkında öneride bulunurduk.

7. Bu yapı değiştirilemez; kötüyse bırak kader utansın.

GAYRİ İKTİSADİ İKTİSATÇILIK

Merkez Bankası iktisatçılarının yukarıda yer alan tespit ve sonuç ifadesini tekrar okuyun. İçinde “dışa bağımlı yapının” niçin oluştuğu ile ilgili bir tek iktisadi veya mali gerekçe bulamazsınız. Yok, ülkenin doğal kaynak yapısıymış, yok firmalarımızın yüksek katma değerli üretim düzeyine ulaşmamış olmalarıymış. Peki, enflasyonu dizginlemek için, baskılanmış döviz fiyatını çıpa olarak kullanmanın, ekonominin dışa bağımlı hale gelmesiyle bir ilgisi yok mu? Türkiye'de döviz fiyatı yüksek faizli dış borçla sağlanan döviz arzı sayesinde çoğu zaman düşük kalmadı mı? Bu ülke ucuz döviz yüzünden Osmanlı'dan beri “ithalatçı cenneti” olmadı mı? Çiftçi ve yerli sanayici, bu yüzden içte ve dışta yeterince rekabetçi olamadı mı? Köylü fakir düşmedi mi?  Yurtdışından gelen doğrudan veya dolaylı sermayenin, ihraç edilebilir (tradable) mal üretiminden ziyade, ihracatı olmayan (non-tradable) sahalara yatırılmasında izlenen para politikasının hiç mi etkisi yoktur? Başımızın belası devalüasyon krizleri TL'nin fazla değerlenmiş olmasından kaynaklanmadı mı?

SORUN YAPISAL İSE ÇÖZÜM YAPISAL REFORMDUR

Şimdi ben buraya “yapısal reform” yazınca ülkemin saf aydınları “hukuk, eğitim, basın özgürlüğü, gelir dağılımı adaletini” diye zikre başlayacaktır. Üzgünüm arkadaşlar! Türkiye ekonomisinin dışa bağımlılıktan kurtulması için bu reformlara ihtiyaç yoktur. Dikkat edin lütfen: “Bu reformlara hiç ihtiyaç yoktur” demiyorum. “Cari açıksız bir kalkınma modeline geçmek için bu reformların yapılması ön şart değildir” diyorum.  Ama Merkez Bankası'nın “ucuz dövizden”, hükümetin “çılgın projelerden”, halkın da “az kazanıp çok harcama” alışkanlığından vazgeçmesi şarttır.

Son söz: Sorunu dert edinmeyen, “Sorun yapısaldır” der.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more