Salgın ve sağlık harcamaları

Son iki haftada ülkenin farklı illerinde beş doktor Covid-19 sebepli yaşamını yitirdi. Onlar, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın açıkladığı günlük veriler arasında yer alamadı.

Yaşamını kaybeden sağlık çalışanlarındaki artış, iktidarı hâlâ taleplerine kulak vermeye yöneltmiyor. Ne özlük haklarını iyileştirmeye, ne de geride kalanlara yaşam güvencesi desteği sağlamaya.

Sağlık Bakanlığı'nın pandeminin başından beri sürecin dışında tuttuğu Türk Tabipleri Birliği, aktif hasta sayısının resmen açıklanan sayının 10 katı olduğunu bildiriyor.

Tutarsız önlemler, keyfi açılışlar salgının kontrolünü zorlaştırdı. Yatak kapasiteleri yetmiyor.

Branş dışı alanlardaki doktorlar da Covid-19 sahalarında görev yapıyor.

Bilkent Şehir Hastanesi'nin “kamu özel işbirliği” modeliyle işlettiği hastanede gelir kaybı yaşamaması amacıyla, Ankara'da kapatılan kamu hastanelerinin yeniden açılacağı konuşuluyor.

Doktorlara, hemşirelere ülke genelinde bütün sağlık çalışanlarına şiddet olayları artıyor.

VERİLER TUTMUYOR

Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı veriler ile bakanlığa bağlı il sağlık müdürlüklerinin paylaşımları dahi artık birbirini tutmuyor. İYİ Parti Milletvekili Aytun Çıray, 25 Ağustos'ta Malatya'da 28 ölüm vakası varken, aynı gün Türkiye genelinde 18 ölüm vakası bildirildiğine dikkat çekti.

Çıray, sahadan gelen bilgilere göre, entübe ve yoğun bakım hasta sayılarının, nisan ayı başındaki sayıların üzerine çıktığını belirtiyor:

COVID RAPORLARI İADE

“Meslektaşlarımın başının derde girmemesi için yayınlayamıyorum ancak ölüm sebebine Covid-19 yazılmış vefat raporlarından iade edilenler mevcuttur. Gaziantep'te sadece bir mezarlığa bir günde Covid-19 pozitif olan tam sekiz kişi defnedilmiştir. (…) Bunun yanında SGK özel hastanelere para ödememeye başlamıştır.”

USHAŞ NEREYE KOŞUYOR?

USHAŞ yani Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş., kuruluşuna Sağlık Bakanlığı'nın öncülük ettiği, 10 milyon TL kuruluş sermayesini Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın ödediği bir şirket.

Uluslararası sağlık hizmetleri tanıtımı, önerilerde bulunma, (demeçlere göre kısaca sağlık turizmi) amacıyla kurulduğu açıklansa da 4 Şubat 2019 tarihli Ticaret Sicil'de ilan edilen faaliyet alanlarının hayli uzun bir listeye yayıldığı görülüyor.

A harfinden Ş harfine kadar 23 madde. Bu uzun listede “tıbbi malzeme ilaç ve cihaz tedariki yapmak” da var. Bu tedarik, teknik anlamda ihaledir oysa.

Halkın parasıyla kurulduğu halde, Sayıştay denetimine tabi olmayan, tıpkı Türkiye Varlık Fonu gibi özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket olan USHAŞ, Kamu İhale Kanunu'ndan da muaf. İstediği gibi alım yapabiliyor. Yüzlerce milyona ulaşan alımlar şeffaf değil.

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, USHAŞ'ı kimin nasıl denetleyeceğini, şirketin satın aldığı test kitlerine dair soru önergeleri vermişti. Dahası, yönetiminde Medipol'den isimler olduğunu da duyurdu. Yeni bilgi:

USHAŞ A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı geçtiğimiz günlerde değişti. İki dönem üst üste  AKP Pendik Belediye Başkanlığı yapan, Medipol Üniversitesi'nde öğretim üyeliği görevinde bulunan Dr. Salih Kenan Şahin getirildi. Şahin'in Bakan Koca'nın kurucusu olduğu Medipol Üniversitesi'ndeki görevi, şirket açıklamasındaki özgeçmişte yer almadı.

USHAŞ birçok açıdan izlemeye, dikkate değer bir şirket. Özellikle de Covid-19 mücadelesinde yaşamını yitiren, ağır koşullarda görev yapan  sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmediği bir bütçe mantığı içinde, neyi nereye harcadığı belli olmadığı için.

Saray iki kere yasal değil

Resmi adı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olan Saray'la ilgili çok önemli bir yargı kararını geçen cuma günü, bu köşede paylaştım.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun oybirliğiyle aldığı karar, tarihi sit alanlarının (hepsinin) korunma şartlarını belirleyen 271 sayılı ilke kararıyla ilgiliydi. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararıydı bu.

Altı yıl önce, söz konusu ilke kararına “kamu binaları hariç”diye bir ibare eklediler. (Aslında ekleme sayısı üçtü. Hatta diğeri de sit bölgelerinde tarım yapan çiftçilere dairdi.)

“Kamu binaları hariç” ibaresiyle ne oldu, anımsatayım:

Atatürk'ün şartlı bağışı olan Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) alanına Saray'ı yapmanın önünü açtılar. Oysa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, sit alanlarına inşaatı yasaklıyordu. Muhtemelen o yıllarda AOÇ alanına Saray yapılmasıyla sonuçlanacak bir kanun değişikliğini TBMM'ye getirmek göze alınamadığı için başka bir yol bulundu. İlke kararının arasına üç beş kelime ekleyerek Saray inşaatına hukuki zemin kurgulandı.

★★★

Açıkça hukuksuz bu değişikliğe çok sayıda dava açıldı. Biri avukat Figen Albuga Çalıkuşu'nun Antalya'daki sit alanları ve çiftçileri gözeten davasıydı. Danıştay'ın 14. Dairesi bu davayı reddetti. Ama üst kurulu olan İdari Dava Daireleri Genel Kurulu ret kararını bozdu. Cumhurbaşkanlığı'nın karar düzeltme talebini de reddetti.

İKİNCİ DEFA AYNI KARAR

İşte aynı doğrultuda açılmış bir diğer davada da aynı karar çıktı. Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin açtığı davada da Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Cumhurbaşkanlığı'nın karar düzeltme talebini yine reddetti.

Avukat Çalıkuşu, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun “Bir değil iki kere ‘Külliye inşası yasal değil' dediğini” vurgulayıp şöyle dedi:

“Elimizde Külliye'nin inşası için dayanak üretmek adına kanuna aykırı ilke kararı düzenleyerek, eş anlatımla kanunu dolanarak yapılan ilke kararı değişikliğinin geçerli olmadığını saptayan, içeriği aynı, iki ayrı hüküm var.”

Bu kararla bundan böyle sit alanlarına keyfi müdahalelerin önünün kesildiğini ve bu alanlarda faaliyet yapan tarım insanlarının topraklarına keyfi el koymalarına engel olunduğunu vurgulayan Çalıkuşu, bir de davette bulunuyor:

“Hukuk adına kutlanması gereken bir karardan söz ediyorum. (…) Dileyen herkesi açtığım davaya müdahil olmaya davet ediyorum.”

CANDAN: UMUT VE MÜJDE BUDUR

Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, AOÇ'nin talan edilmesi ve Saray ile ilgili görülmekte olan açtıkları dava sayısının 150'yi geçtiğini söylüyor. “Bir ülkenin cumhurbaşkanın hukuken kaçak olduğu tescillenmiş bir yapıda oturması kabul edilemez” diyen Candan, Kültür Bakanlığı'na, Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne yazı yazarak, AOÇ alanlarında verilmiş tüm ruhsat ve iskanların iptal edilmesinin yolunun açılması nedeniyle, yapının Atatürk'ün şartlı bağışına uygun bir şekilde tahliye edilmesini isteyeceklerini belirtiyor.

Candan'ın şu sözleri, 30 Ağustos kutlamasının yasaklandığı bugünler için özel önemde:

“Adaletin belli noktalarında Cumhuriyet'e olan inanç, Atatürk'e olan saygı ve sevgi devam etmektedir. Umut ve müjde budur işte.”