Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Bilinmeyen Atatürk

30 Eylül 2020

Hiç düşündünüz mü?

Atatürk'ün hangi yönü/tavrı insanımızı epey şaşırttı:

Her vesileyle halkın arasına karışması!

Oysa halk, -sadece İstanbullular- padişahları Cuma namazına gidişlerinde görürdü.

Atatürk ise, özellikle ülke yönetiminin halk tarafından nasıl algılandığını bilfiil, ilk elden öğrenmek için sürekli toplumsal hayatın içine girdi.

Hep halkı dinledi…

Hep halkın sorunlarına çözüm bulmaya çalıştı…

Padişahların aksine kendileriyle bütünleşen yeni lider Atatürk'ü halk çok sevdi.

Bu aslında, -altı oktan biri olan- “halkçılığa” çıkan ilk yoldu.

Bu aslında, Atatürk'ün milli egemenlik anlayışına yönelişiydi.

Bu aslında, milli mücadele halkçılığıydı; “Kuvvetin, kudretin, hâkimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesi” idi.

Halk kararını kendi verecekti; ya saltanat, ya milli egemenlik. (Bu yolda yürümeyi rehber edinen, mütevazı Bülent Ecevit'e ne deniyordu; “Halkçı Ecevit!” Ya Erdoğan'a? “Reis”, “Başkan” dışında bir şey bulamadım; bir de “Uzun Adam” vardı!)

Osmanlı'nın “cemaat” kelimesinin yerini “millet” sözcüğüne bırakmasının derin anlamı vardı: Milli egemenlik.

TBMM'nin bugün etkisiz hale dönüştürülmesinin, yaşadığımız siyasi-ekonomik sorunlara etkisini tartışmaya gerek var mı?

Egemenliği kayıtsız şartsız tekrar millete vermek şart. Ki bu demokrasinin vazgeçilmezidir.

ANTANT DAVETİ

Sorunuzu duyuyorum; “Atatürk döneminde tek parti rejimi yok muydu?”

Maurice Duverger (1917-2014)…

Tanınmış Fransız siyaset bilimci, tartışılan tek parti rejimlerin niteliği üzerinde çalıştı.

Odaklandığı ülkelerden biri de Türkiye idi…

Dünyadaki otoriter ülke rejimlerini analiz ederken, 1923-1946 arası Cumhuriyet'in tek parti yönetimini faşizmden uzak tuttu. Totaliter olmayan partilere örnek olarak Türkiye'yi gösterdi. Niye?

Duverger açıkladı:

CHP'nin başta gelen ideolojisi demokratik oluşuydu. Örneğin…

-Parti üyelerinden hiçbir zaman gözü kara iman beklemedi.

Parti içi demokrasi ileri düzedeydi; muhalefet gelişebildi, rekabet edebildi. Her kademedeki yöneticiler seçimle iş başına geldi.

-Üye olmak ve partiden ayrılmak isteğe bağlıydı. İhraç, demir disiplin, “temizleme” mekanizması yoktu…

Evet, Kemalist rejim, “egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” şiarıyla demokrasi savunuculuğu yapmıştı. Üstelik… Tek parti ideal değil, geçici zorunluluktu. Bu hâl, iki kez çok partili hayat arayışıyla kendini belli ediyordu. Ki zaten çok parti yaşama da CHP sayesinde geçilmişti.

Feodal kalıntılar bulunan, bir avuç ailenin yönettiği ve gücünü fanatik dinsel anlayıştan alan Ortadoğu siyaset yaşamının çok uzağındaydı CHP…

Duverger CHP'yi otoriter partilerden çok, Cumhuriyetçi Fransız Radikal Sosyalist Parti'ye benzetti.

Duverger'e göre, milli egemenliği ortadan kaldıran ya da güçsüz bırakan rejimlere göre, Kemalist tek parti yönetimi ilericiydi, demokratikti. Bu sebeple Avrupa demokratik partiler platformu olan Antant üyeliği için davet aldı…

EN AZ YAZILAN EN ÇOK TARTIŞILAN

Bu topraklarda -maalesef- Atatürk tanınmıyor!

Atatürk'ün entelektüel kişiliği üzerinde durulmuyor; -seveniyle sevmeyeniyle- hamaset edebiyatı aşılamıyor.

Değerli hocam Prof. Zafer Toprak'ın “Atatürk” kitabını tavsiye ederim. Şu önemli tespiti yapıyor:

-“Biyografiler tarandığında ortalama olarak kitapların; yüzde 30'u Atatürk'ün 1919'a kadarki yaşamına; yüzde 60'ı 1919-1927 arası devreye ve geriye kalan yüzde 10'u ise 1928 ertesine ayrıldı.”

En az yazılan, en çok (Harf devrimi gibi) tartıştığımız dönemdi!

Şunu kaçımız biliyor: Atatürk, 1930'lardan itibaren pek politik konuşmalar yapan lider değildi artık. 1927'de okuduğu Nutuk ertesi Atatürk'ün verdiği söylev ve demeçler son derece sınırlıydı. Cumhuriyet'in onuncu kuruluş yıldönümü dışında hatip olarak halkın karşısına da pek çıkmadı.

Sebebi vardı kuşkusuz: Milli egemenliği gerçekleştiren Atatürk, ulus devletin “yeni insanını” nasıl oluşturulacağına kafa yorduğu dönemdi bu.

İşte… Biraz çeneyi kapatıp ‘yeni'yi arama peşine düşülmesi gerekmiyor mu?

Yaşanılan bu ağır ekonomik kriz günlerinde Atatürk gibi sürekli arayış içinde olmak gerekmiyor mu?

Halkın yanına giderek, onun gözünün içine bakarak krizden çıkış yolunu anlatmak gerekmiyor mu?zBaşka türlü halkın güveni kazanılabilir mi?

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more