Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

Kobani

Kobani olayları soruşturmasında Hdp'ye yönelik operasyon yapıldı, aralarında eski milletvekillerinin de bulunduğu 82 kişi gözaltına alındı, halen milletvekili olanlar hakkında fezleke hazırlandı.

Bunu herkes yazdı.

Ama, Kobani olayları neydi?

Onu kimse yazmadı.

Tee altı yıl sonra hesap soruluyorsa, tee altı yıl önce yaşananların da bir muhasebesini yapmak gerekir herhalde değil mi?

Makarayı geri saralım…

2014 yılıydı.

Işid, Kobani'yi kuşattı.

Suriye'nin Kürt kantonlarından biriydi.

Orijinal adı Ayn el-Arab'tı.

Türkiye sınırına çok yakındı.

Hdp çağrı yapıyor, Kobani'nin Işid tarafından ele geçirilmemesi için, Türkiye topraklarında koridor açılmasını, Barzani'ye ait askeri güçlerin Türkiye üzerinden Kobani'ye yardıma gitmesini istiyordu.

Şak…

Işid baskınıyla kaçırılan Musul konsolomuz ve 45 Türk rehine, 101 günlük esaretten sonra serbest bırakıldı.

Asrın liderimiz, rehinelerin serbest bırakılmadığını, kurtarıldığını söyledi, “MİT başarılı bir kurtarma yaptı” dedi.

Oysa, kurtarma operasyonu filan yapılmadığını, takas yapıldığını, rehinelerimize karşılık Türkiye'de tutuklu bulunan Işid militanlarının serbest bırakıldığını cümle alem biliyordu.

Zaten hemen ertesi gün asrın liderimiz çıktı, “velev ki takas bile olsa, hamdolsun vatandaşlarımız kurtuldu, ben ona bakarım” dedi.

46 rehineye karşılık 180 Işidlinin serbest bırakıldığı öne sürülüyordu, asla doğrulanmadı ama, asla yalanlanmadı.

İddialara göre, hapishanelerdeki Işidliler kafileler halinde Van'a getirilmiş, topluca Suriye sınırına götürülerek teslim edilmişti.

“Takas” nedeniyle Danimarka'yla Türkiye arasında kriz çıktı.

Çünkü, Danimarka vatandaşı bir Işid militanı, İslam karşıtı görüşleriyle tanınan gazeteci Lars Hedegaard'ı öldürme teşebbüsünde bulunmuş, kaçmış, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda sahte pasaportla yakalanmıştı.

Danimarka'nın resmi talebine rağmen, iade edilmemişti.

İşte bu Işidlinin takas edilen Işidlilerden biri olduğu ortaya çıktı. Danimarka basını, Akp hükümetini yerden yere vurdu.

Şak…

Suriye tezkeresi çıktı.

Tbmm'de kabul edilen tezkere, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne Suriye'de sınırötesi harekat yapma yetkisi veriyordu, ama aynı zamanda, yabancı askerlerin Türkiye'de bulunmasına da imkan sağlıyordu.

Kimse merak etmedi, kim bu yabancı askerler?

Niye Türkiye'de bulunacaklar?

Tam olarak 29 Ekim'de herkes bu soruların cevabını öğrenecekti!

Tbmm'deki tezkere görüşmeleri sırasında Abdullah Öcalan'ın mesajı Tbmm kürsüsünden okundu iyi mi!

Hdp adına konuşan Ertuğrul Kürkçü, “İmralı'da heyetimizle görüşen Abdullah Öcalan'ın Kobani'yle ilgili sözlerini aktarmak isterim” dedi.

Öcalan'ın mesajını okudu.

Ne Akp itiraz etti, ne Chp itiraz etti, ne Mhp itiraz etti.

Türkiye maalesef bunu da görmüştü.

Apo'nun “memleket yönetimine dair” önerileri, tarihte ilk kez Meclis tutanaklarına girdi, Tbmm arşivindeki yerini aldı.

Aynı gün… ABD başkan yardımcısı Joe Biden, Harvard Üniversitesi'nde konuştu, Ankara'ya adeta bomba düştü.

Çünkü, Işid konusunda Katar'ı ve Türkiye'yi suçluyordu.

“Yardım etmeyin diye uyardık, dinletemedik, Esad'ı devirmek için cihatçılara milyonlarca dolar, binlerce ton silah akıttılar, Işid bu sayede güçlendi, şimdi nihayet yaptıkları hatayı anladılar, Tayyip Erdoğan bana ‘siz haklıydınız, Suriye'ye geçişlerine izin verdik, şimdi sınırı mühürlemeye çalışıyoruz' dedi, Işid'in aslında Türkiye'ye yönelik bir tehdit olduğunu farketmesi epey zaman aldı” diyordu!

Kurban bayramıydı.

Asrın liderimiz Gaziantep'e gitti, Suriyeli sığınmacıların kampını ziyaret etti, burada konuştu, “Kobani düştü düşüyor” dedi.

Asrın liderimizin konuşmasından hemen sonra Hdp merkez yönetim kurulu çağrı yaptı, “Akp hükümetinin Kobani ambargosunu protesto etmek üzere herkesi sokağa çağırıyoruz” denildi.

Biri “düşüyor” dedi, öbürü “yetişin” dedi, yangın çıktı!

İki gecede 46 kişi öldürüldü.

682 kişi yaralandı.

Sopalarla dövülerek, silahla vurularak, otomobille ezilerek, dördüncü kattan atılarak, benzinle yakılarak öldürülenler vardı.

35 şehirde, 68 ilçede çatışma yaşandı.

22 şehirde cenaze kaldırıldı.

Öldürülenler arasında Pkk'lılar vardı, Hdp'liler vardı ama, çoğunluk Hüda-Par'lıydı, Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen, 2013 yılında resmileşen siyasi partiydi.

Cenazeler arasında belediye işçisi vardı, esnaf vardı, henüz 16 yaşında imam hatip öğrencisi vardı, Suriyeli mülteci vardı. Olaylarla hiç alakası olmayan, evinin penceresinden bakarken, serseri kurşuna kurban giden ev kadını bile vardı.

Sokaklarda barikatlar kuruldu.

Tabancalı, pompalı, satırlı, bıçaklı tipler kol geziyordu.

Kimisi tekbir getiriyordu, kimisi biji naraları atıyordu.

212 okul, üç bin işyeri, 263 kamu binası, 190 banka şubesi, 75 Ptt şubesi, 80 siyasi parti binası, 340 sivil otomobil, 216 resmi otomobil, 30 dernek binası kullanılamaz hale geldi.

Müzeler, spor salonları saldırıya uğradı. Elektrik trafoları, mobese kameraları, trafik lambaları ateşe verildi.

Kuran kursu binalarına molotof atıldı.

Marketler yağmalandı.

Thy'nin Diyarbakır seferleri iptal edildi.

Yedi şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır, Batman, Muş, Siirt, Mardin, Bitlis, Van… 12 Eylül darbesinden 34 yıl sonra ilk defa sokağa çıkma yasağı uygulanmıştı.

Bingöl emniyet müdürüne şehir merkezinde pusu kuruldu, uzun namlulu silahlarla tarandı, emniyet müdür yardımcısı ve bir komiser şehit oldu, emniyet müdürü ve koruması ağır yaralandı.

(Şehit düşen emniyet müdür yardımcısı Atıf Şahin, aslında Nazilli emniyet müdürüydü, Akp milletvekili tarafından “paralelci” ilan edilince Bingöl'e sürülmüştü. Neydi bu mesele? Akp milletvekili Ali Gültekin Kılınç, Aydın-Denizli yolunda seyir halindeyken, bir otomobilin kendisini sıkıştırdığını, kaza yapmaya zorladığını, dört defa Alo 155'i, iki defa Nazilli emniyet müdürünü arayarak yardım istediğini, ancak müdahale edilmediğini anlatmış, “paralel polisler beni öldürüp, kaza süsü verecekti” demişti. Yandaş medya “suikast” çığlıkları atmıştı. Atıf Şahin bu hadise üzerine Bingöl'e sürülmüştü.)

Memleketin ne hale geldiğinin çarpıcı bir göstergesi, Van'da yaşandı.

Gevaş savcısı, neler yaşadığını Sözcü gazetesine anlattı.

“Otomobilimle Diyarbakır istikametinden Gevaş'a doğru seyir halindeydim, dumanları gördüm, barikat kurmuşlardı, lastik yakıyorlardı, araçları durduruyorlardı, yolumu değiştirdim, Muş yönüne döndüm, Muş'a 20 kilometre kala, yüzleri poşulu, kalaşnikoflu dört Pkk'lı tarafından durduruldum, kimliğimi istediler, soğukkanlılığımı kaybetmedim, savcı kimliğini vermedim, nüfus cüzdanımı uzattım, kimliğimi kontrol ettiler, ne iş yaptığımı sormadılar, ‘Kobani'deki kardeşlerimiz ölüyor, bize yardım edeceksiniz, sessiz kalmayacaksınız' dediler, bir süre bu şekilde propaganda yapıp, gittiler, maalesef bunlar basına yansımıyor, eşkıya bölgeyi kontrol ediyor” dedi!

Türkiye'nin çivisi çıkmıştı.

Amerikan haber kanalı CNN International, Kobani olaylarını aktarırken bir harita yayınladı, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi “Kürdistan” olarak gösteriyordu.

Hem Türkiye'den hem de ABD'de yaşayan Türklerden “derhal düzeltin, özür dileyin” mesajları yağdı.

Bunun üzerine CNN International resmi açıklama yaptı, “düzeltilecek bir şey yok, çünkü haritada hata yok” denildi!

Akil insanlar heyeti 15 ay sonra tekrar toplantıya çağırıldı.

Bunları 15 aydır ne arıyorlardı, ne de soruyorlardı.

Çarşı karışınca, gene sahaya sürmüşlerdi.

Ahmet Davutoğlu başbakandı.

Akilleri Dolmabahçe'de topladı, milletten gizlenen gerçeği itiraf etti.

“Pkk'nın ülke dışına çekilmediğini, çok az unsurun sembolik olarak çekildiğini biliyorduk ama, çözüm süreci zaafa uğramasın diye topluma deklare etmedik” dedi!

Hem itiraf, hem rezaletti.

Açılım saçmalığı sırasında “Pkk'lılar silahlarıyla birlikte sınır dışına çekiliyor” diyerek, millete resmen enayi muamelesi yapmışlardı.

Ve, Apo cep telefonundan mesaj attı!

HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş basın toplantısı düzenledi, Abdullah Öcalan'ın kendisine telefonla mesaj gönderdiğini, Kobani olayları için “sağduyu çağrısı” yaptığını söyledi.

Peki nasıl gelmişti bu mesaj?

Yalanlanmayan iddialara göre… Memlekette kan gövdeyi götürünce, MİT Müsteşarı Hakan Fidan apar topar İmralı'ya gitmiş, olayların durdurulması için Öcalan'la konuşmuştu, her ne pazarlık yapıldıysa, neticede anlaşmaya varılmış, Öcalan avukatlarından birinin cep telefonuyla, WhatsApp üzerinden Selahattin Demirtaş'la yazışmıştı, “tansiyonun düşürülmesi” çağrısı yapmıştı.

Olaylar bıçak gibi kesildi.

“Apo ne derse, o olur” havası yaratılmıştı.

İmralı “otorite merkezi” haline getirilmişti.

Bugün utanmadan “milli” ayaklarına yatan yandaş medya, o gün utanmadan Apo'yu alkışlıyordu.

Neredeyse “barış güvercini” diyeceklerdi!

Şak…

Pentagon resmi açıklama yaptı.

“Işid'le mücadele etmek için Pyd'yle temas halindeyiz” dedi.

Maalesef olacağı buydu…

Akp hükümetinin saçma sapan Suriye politikası, bölücü örgütün ekmeğine yağ sürmüş, ABD-Pkk ortaklığına zemin hazırlamıştı.

Amerikan televizyonları Işid'le çarpışan Pyd'lileri “kahraman” ilan ediyordu, Ortadoğu barışı için mücadele eden “kurtarıcılar” gibi gösteriyorlardı.

ABD başkanı Trump'ın 2019'da asrın liderimize gönderdiği mektup sayesinde Türkiye gündemine gelen “general Mazlum Kobani” adı, tee 2014'te Amerikan televizyonlarında parlatılmaya başlanmıştı.

Kobani olayları sayın hükümetimiz tarafından fırsat olarak değerlendirildi, “makul şüphe yasası” çıkarıldı.

Güya memlekette güvenliği sağlamak için çıkarılmıştı ama, elbette Pkk'yla alakası yoktu, hedef Akp muhalifleriydi.

Bundan böyle, evlerin-işyerlerinin aranması için, telefonların dinlenmesi için somut delil gerekmeyecekti, makul şüphe yeterli sayılacaktı.

Malvarlıklarına el koymanın kapsamı genişletildi. Hükümete karşı işlenen suçlar, el koyma gerekçesi haline getirildi.

Özetle, Akp'ye karşıysan “makul şüpheli”ydin.

Bu yasanın hemen peşinden, başbakan Ahmet Davutoğlu açıklama yaptı, “jandarma'nın ve sahil güvenlik'in içişleri bakanlığına bağlanacağını” söyledi.

Jandarma bölge komutanlıkları lağvedilecek, jandarma alay komutanları doğrudan valilere bağlanacaktı.

Jandarmalar, klasik haki renkli askeri üniformayı çıkaracak, silahlı kuvvetlerden farklı üniforma giyecekti.

Kobani olayları nedeniyle kimse sesini çıkarmadı, sesini çıkaran “makul şüpheli” olacaktı, sesini çıkarana “vatan haini” deniyordu.

Şak…

Koridor açıldı!

Obama, asrın liderimize telefon etti.

O güne kadar açılmayan koridor aniden ardına kadar açıldı.

Obama'nın telefonundan önce “Pyd terör örgütüdür, Pkk'yla eştir, Pyd'ye yardım edilmesine asla izin vermeyiz” diyen asrın liderimiz… Obama'nın telefonundan sonra ne dedi biliyor musunuz?

“Koridor açılmasını, peşmergelerin Türkiye üzerinden Kobani'ye geçmesini, sayın Obama'ya zaten ben teklif etmiştim” dedi!

New York Times gazetesi, asrın liderimizi karikatürize etti, semazen kıyafetleriyle çizdi, devamlı dönüyor, döne döne ilerlemeye çalışıyordu.

29 Ekim 2014…

Kobani olaylarından hemen sonra, Barzani'nin silahlı kuvvetleri, takvimde başka gün yokmuş gibi, tam Cumhuriyet Bayramı'nda topuyla tüfeğiyle Türkiye topraklarında resmi geçit yaptı.

Tarihimizin dönüm noktalarından biriydi.

Suriye tezkeresi Tbmm'de oylanırken kimse farkında değildi ama, o tezkere aslında işte bunun için çıkarılmıştı, o tezkerede yeralan ve Türkiye'de bulunmasına izin verilen “yabancı askerler” bunlardı.

Erbil'den yola çıkan silahlı konvoy, Habur'dan Türkiye'ye girdi, Şırnak, Mardin, Şanlıurfa güzergahını katedip, Kobani'ye geçti.

Bir bölümü de uçakla geldi, Thy uçaklarıyla taşındılar, Erbil'den havalandılar, Şanlıurfa'ya indiler.

Karadan havadan şov yaptılar.

İmkan olsa, denizden de gireceklerdi.

Türkiye topraklarında Kürdistan bayraklarıyla karşılandılar, kurbanlar kesildi, yüzlerce otomobil kornalarla askeri konvoya eşlik etti, havayi fişekler atıldı, halaylar çekildi.

Şanlıurfa'da benzin istasyonunda mola verdiler, lahmacun yediler, o lahmacunların parasını bile Şanlıurfa Valiliği ödedi.

Kobani olaylarının başlangıcında, bu koridorun açılmasını, Barzani kuvvetlerinin Türkiye üzerinden Kobani'ye geçmesini, Hdp istiyordu.

Kobani olaylarının sonunda, Hdp'nin istediği kabul edilmiş oldu.

Kobani olaylarının başlangıcında, Hdp bu koridorun açılmasını ve böylece Kobani'nin Pyd'nin kontrolünde kalmasını istiyordu.

Kobani olaylarının sonunda, tam olarak böyle oldu.

E şimdi, tee altı yıl sonra bakıyoruz…

Tee altı yıl önce yaşanan Kobani olayları soruşturması kapsamında Hdp milletvekilleri gözaltına alınıyor filan.

Nasıl olsa “yahu bu Kobani olayları neydi?” diye merak eden olmuyor.

Nasıl olsa “gözümünün önünde adeta iç savaş provası yaşanmasına rağmen, her şey apaçık ortadayken, hangi deliller eksikti de, soruşturma için altı yıl beklendi?” diye merak eden olmuyor.

Nasıl olsa “Hdpliler tamam da, 35 şehirde 68 ilçede sokak sokak çatışan Hüda-Parlılar nerede?” diye merak eden olmuyor.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more