Sözcü Plus Giriş

Kırılgan ekonomimiz büyümeyi hissetmiyor

Üniversite eğitimi olmayan çalışanların yaşadığı sıkıntıların yıkıcı etkisinin bir çok ülkeye göre Türkiye’de daha ağır olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, “Türkiye’nin kırılgan ekonomisi, büyümenin etkisini hissedemiyor” dedi.

Mehtap ÖZCAN ERTÜRK
Güncellenme: 08:58, 28/03/2021
Kırılgan ekonomimiz büyümeyi hissetmiyor

Pandeminin Türkiye ekonomisine de ağır zarar verdiğini belirten Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, dünya ekonomisinin 2020'de yaklaşık yüzde 3,4 büyümesi beklenirken yüzde 4,3 küçüldüğü düşünüldüğünde bu küresel krizin sonuçlarının vahametinin daha net anlaşılacağını söyledi. Han, “Türkiye yüzde 1.8 büyüme ile bu alanda 2020'yi en iyi geçiren G20 üyelerinden biri olsa da kendine has kırılganlıkları nedeniyle, ekonomisinde bu rakamların karşılık gelmesi gereken yüksek performansı bu düzeyde hissetmiyor” dedi. Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, pandeminin bir yılını ekonomiden diplomasiye geniş bir perspektifte SÖZCÜ'ye değerlendirdi.

Prof. Dr. Ahmet Kasım Han

TOPLUMSAL YARA KOLAY GEÇMEZ

Pandeminin insanlığı gerçeklerin soğuk yüzüyle çok sert ve trajik biçimde karşı karşıya bıraktığını ifade eden Han, “Nasıl açlık ve fakirlik birer küresel sorun ise ve sonuçları da dünyanın dört bir yanına yayılıyorsa, pandemi de öyle. Netice itibariyle bugünün sorunları, pandemi dahil ama onunla kısıtlı kalmamak kaydıyla küresel çözümler gerektiriyor” dedi.

Han, üniversite eğitimi olmayan çalışanlar açısından istihdamın şu an olduğu gibi gelecekte de kolay olmayacağını belirterek, bu kesimlerin çok önemli sıkıntılar yaşadığını ve bunun yıkıcı etkisinin, dünyanın diğer taraflarına göre Türkiye'de daha ağır olduğunu söyledi.

“Burada önemli olan toplumun önemli kesimlerinin geleceğe güvenle bakabilmesi sorunu” diyen Han'a göre bu sorun sosyolojik açıdan ciddi sonuçlar doğuracak. Han, ortaya çıkacak toplumsal yaranın kolay kolay geçmeyeceğini ifade ederken, “Türkiye'nin son on yıldır ciddi biçimde göç aldığı düşünülürse, yönetilmesi dikkat gerektiren bir kırılganlıktan bahsediyoruz demektir” ifadelerini kullandı.

AÇLIK VE FAKİRLİK PANDEMİSİ
Entegre bir dünyada, neredeyse her sosyo-ekonomik kararın kuvvetli bir kelebek etkisi yaratma potansiyelinin bulunduğunu ifade eden Han, şu değerlendirmeyi yaptı: “ABD Başkanlık koltuğunda oturan kişinin verdiği kararlar iklim değişikliğinden, küresel ticaret ve güvenliğe tüm dünyayı ilgilendiren, hepimizi etkileyen, sonuçlar doğuruyor. Biz uluslararası iş birliğini hangi kurallar ve kurumlar çerçevesinde var edeceğimize karar vermek ve bu kararı hayata geçirmek noktasında başarısız olduğumuzu tüm çıplaklığıyla gördük bu pandemide. Bunun bedeli, o da şimdilik kaydıyla, 2,5 milyon vefat. Nasıl açlık ve fakirlik birer küresel sorun ise ve sonuçları da dünyanın dört bir yanına yayılıyorsa, pandemi de öyle. Netice itibariyle bugünün sorunları, pandemi dahil ama onunla kısıtlı kalmamak kaydıyla, küresel çözümler gerektiriyor.”

“YÜZDE 14'LÜK ZENGİN ÜLKELER AŞININ YÜZDE 53'ÜNÜ ALDI”

Pandemi sürecinde Avrupa Birliği ve üye ülkelerin tutumunu da değerlendiren Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, “Uluslararası işbirliği dendiğinde mangalda kül bırakmayan, hatta kendini uluslararası toplumun işbirliği yönünde normlar geliştirmesinin öncüsü olma bağlamında “norm girişimcisi” (norm entrepreneur) olarak konumlayan Avrupa Birliği'nde (AB) meydana gelen olaylar bu bakımdan ilginç” şeklinde konuştu.

AB üyelerinin hem kendi aralarında aşı stoklarının kontrolü için çekiştiklerini hem de dünyanın kalanının hakkına el koymaya çalıştıklarını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, “Almanya'nın, önemli aşı üreticilerinden biriyle, AB'yi aşarak 30 milyon dozluk bir ‘tezgah altı' anlaşma yaptığını biliyoruz. Hollanda'nın ise AB üyesi başka ülke veya ülkeler için hazırlanmış 600.000 dozu kendine sattırdığı anlaşılıyor. Neticede dünya nüfusunun % 14'ünü oluşturan zengin ülkelerin aşı üretiminin % 53'ünü satın aldığını söyleyebiliriz. Bu nereden bakarsak bakalım oldukça vahim bir tablo” diye konuştu.

“GERÇEKLERİN SOĞUK YÜZÜYLE KARŞI KARŞIYA KALDIK”

Dünyada bugün, 11 Eylül saldırıları sonrası 90'ların popüler “küreselleşme” tartışmalarının sonunun gelmiş gibi durduğu ve dünya düzeninin kimi devletlerce dayatılan kurallara tâbi hale geldiği bir döneme geri dönüldüğü yorumlarının yaygınlaştığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, “Ancak Covid-19 pandemisi ile birlikte işin pek de öyle olmadığını, dünyanın kalabalık, ekonomik düzenin de oldukça entegre ağlara bağlı olarak işlediği, refah üretiminin bu ağların sürdürülebilirliğine bağlı, insan hareketliliğinin ciddi şekilde arttığı, bu bağlamda sınırların ortadan kalktığı ve küreselleşmiş bir yer olmaya çoktan evirildiğini bir kez daha idrak ettik” ifadelerini kullandı.

Pandemi dönemi dünya ticareti hakkında rakamlar paylaşan Han, şunları söyledi:

“Dünya ticareti ve küresel büyüme arasındaki korelasyon katsayısının 0,81 olduğunu, yani büyüme ve ticaret artışı arasında neredeyse birebir ilişki bulunduğunu; pandemi öncesi, 2019 yılında, dünyada yaklaşık 4,4 milyar insanın uçakla seyahat ettiğini ve nihayet dünya nüfusunun 7,7 milyara ulaştığını hatırlamak faydalı olabilir. Dünya tarihine bakıldığında salgınlar hep vardı ancak yayılımı bu kadar hızlı olmuyordu. İnsan dolaşımı sınırlıydı. Bu kadar kısa zamanda ve bu kadar büyük miktarda insanın seyahat etmesi imkânı yoktu ve bu hareketliliğin ekonomik refahla ilişkisi böylesine organik de değildi. Bir ekonomik aktivite cinsi olarak sınır aşan ticaret sosyo-ekonomik hayatın bu derece merkezi bir etkileyicisi değildi. Bu pandemi bizi bu gerçeklerin soğuk yüzüyle çok sert ve trajik biçimde karşı karşıya bıraktı.”

“DÜNYA FELAKATİ BİR AHLAKİ BAŞARISIZLIĞIN EŞİĞİNDE”

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus'un pandemide gelinen durumu ‘Dünya felaketli bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde' şeklinde ifade ettiğine dikkat çeken Prof.Dr. Ahmet Kasım Han, bu noktada 180 ülkenin üye olduğu ortak aşı dağıtım girişimi COVAX'ın umut verici olduğunu söyledi.

Han, “Şu ana kadar gördüğümüz ne yazık ki pandeminin başımıza bu kadar bela olduğu bu durumda, sorunları çözecek şekilde yapıyı dönüştürecek bizlerin, bunun için gerekli kuralları, kurumları ve süreçleri tam anlamıyla başaramadığımız. Şimdi burada sormak lazım; Asıl sorumlu kim? Bizim eylemlerimiz sonucu ortaya çıkan küresel düzen mi? Yoksa düzenin etkilerini sözde ‘yönettiğini' iddia eden veya bu yöndeki iddiaların sahiplerinin hikayelerine ‘inanan' bizler mi? Galiba cevap ikincisi. Bu sadece Covid-19 pandemisi için değil, örneğin küresel gelir eşitsizliği gibi meselelerde de kendini gösteriyor. Daha iyi bir noktaya varacağımızı ummak lazım. Ama ummak elbette yetmez, aynı zamanda buna yönelik çalışmak lazım” ifadelerini kullandı.

Yayınlanma Tarihi:05:30,