‘Koca Türkiye, bir Muğla’ya bakamadı’

Yeşil ormanlar yerini kül rengine bıraktı. Muğla’daki yangın 40 kilometrelik bir alanda hızla ilerliyor. Gözü yaşlı bölge halkı, “Cennetimiz cehenneme döndü. Helikopter geldi ama iş işten geçmişti” dedi.

‘Koca Türkiye, bir Muğla’ya bakamadı’

Yanıyor… Yanıyor… Çok da bir şey yapılamıyor. Muğla'daki yangın neredeyse 40 kilometrelik bir alanda ilerliyor. Bir yerden koyu dumanlar çıkmaya başladığında yeni ağaçlar tutuşuyor demektir.

Yangın bakıyorsunuz bir derede, bir tepede ilerliyor. Hem de ışık hızıyla… Yangın, Muğla'nın merkez ilçesi Menteşe'ye doğru ilerliyordu.Yangını durdurmak, kente sokmamak için yollar açılıyor, binlerce ağaç kesiliyor, toprak barikatlar oluşturuluyordu.

Üç-beş ağaç için insan dozerlerin, greyderlerin, hızarcıların önüne yatarken, gözlerimizin önünde yüz binlerce ağaç kül oluyordu. Fedakar orman işçileri can veriyor. Ormanları mesken tutmuş hayvanlar, börtü-böcek kavrulup gidiyor. Ormanlar gitmiş, bitmiş, yerinde kalın bir kül tabakası oluşmuştu. Ayağınız küllere gömülüyor, o arada kökü kalmış çamlar arasında için için yanan, etrafında ağaç bulsa sıçramaya hazır alevler son kütükleri de yakıyor.

HER YER SİYAH

O yeşil ormanların yerini bazen kömür karası, bazen kül rengi almış. “Taşlar bile yanmış, kavrulmuş” desem yeridir. “Vah vah” diyorsunuz. İçiniz yanıyor. Yangın yerine Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz'le birlikte gittik. Manzara karşısında gözlerimiz doluyor. Biliyoruz ki insanların gözü kulağı buradan gelecek “Evet, yüzbinlerce ağacımız yandı ama sonunda yangın da söndü” haberinde. Ancak o haber Muğla'dan bir türlü gelmiyor…

Böylesi olmadı, sabotaj bu
Saygı Öztürk köylülerle bir araya geldi. Bölge halkı “Yalnız bırakıldık” dedi.

Bu kadar geniş alana yayılmasına başta seyirci kalanlar da biliyor ki yangın genişledikçe söndürmek de zorlaşıyor. Çok sayıda yerde yangın çıkınca helikopteriniz, uçağınız yetişemiyor. Akşam olunca, gece görüş dürbünü olmadığı için uçaklar, helikopter sabahın olmasını bekliyor. Çok ilginç durumlardan birisi de gece rüzgar olmuyor ve yangın “uyumaya” geçiyor. Yangın söndürmede görevlileri de o sürede birazcık dinlenebilirse dinleniyor. Yani, tam anlamıyla “Yangınla savaş” var.

HEP “SABOTAJ” DİYORLAR

“Aynı anda bu kadar yerde yangın çıkmaz. 62 yaşındayım hiç böyle olmadı. Bu bir sabotajdır” diyor. Sonra, ne yaptıklarını da anlatıyor:

“Bu bir normal orman yangını değil, sabotajdır. O sabotajcıları yakalamak için tüfeğini, tabancasını alan gençler ormanlık alanda hatta alevlerin neredeyse içinde bile onları aradı. Kimlik kontrolü de yapan var. Bu tehlikeli duruma karşı belediye yetkilileri uyarıyor, ‘Sadece şüpheli bir durum varsa bildirin' diyor. Aksi halde, İstenmeyen olayların yaşanabileceğinden de endişe ediliyor.”

Yangının ilk üç günü büyük bir karmaşa yaşandı. Valilik ayrı, belediye ayrı çalıştı dersek yeridir. Uçaktan vazgeçtik, helikopterler neredeydi? Orman içinde kalan köylüler hayvanlarını belediyenin yardımıyla kurtardı ama kendileri köylerini terk etmedi. Neden mi? Onlar evlerini kurtarmak için çalıştılar. Bunu yaparken deneyimi olmayan bazı ormancılarla da karşı karşıya geldiler. Ama, köylerini ağaç keserek, her tarafı sürekli sulayarak alevlerin girmesine engel oldular.

Orman köylüsünün deneyimlerinden, ormanla ilgisi olmayan bazı yönetici pozisyonunda olanlar da “Sen anlamazsın” tartışması yaşadı. Açıkçası orman içindeki Sungur ve Muratlar köylüleri deneyimlerini konuşturup yangını köylerine sokmadı…

Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş de, “Bu bir normal yangın değil, sabotaj” olduğuna inananlardan. Aynı şekilde Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün de, bu kadar yangının çıkmasının akla sabotajı getirdiğini belirtiyor. Peki sabotajcı diye yakalanan var mı? Yok öyle bir şey.

UYUYAN YANGIN ‘TIP' DEYİP PATLADI

Yangının kontrol altına alınması, soğumaya bırakılmasında da büyük hatalar yaşandı. Bunun nedeni iş bilmezliğinden değil, diğer yangın yerlerine yetişmek içindi. Bu yüzden söndürülmüşken, soğumaya bırakılmışken yeniden başlayan yangınlar olmuş. Bunu şöyle anlatıyorlar:

“Soğutulmaya başlanmış yangınlar tam anlamıyla soğutma, söndürme işlemli yapılmadan bırakılırsa, en küçük rüzgarda bile yeniden alevlenmeye başlıyor. ‘Uyuyan' yani soğutulmaya başlanmış orman yangınları için ‘Uyutulmuş yangın' deriz. İşte o uyuyan yangın ‘tıp' diye birden patlıyor. Bakıyorsunuz, patlayan kozalak mermi gibi 200-300 metreye fırlıyor ve orada yangını çıkartıyor. İşte bunun sıkıntısını çok çektik.”

Soğutmada da, yangında da yanmayan eldiven, yanmayan ayakkabı çok önemli. Ama gelin görün ki yangın söndürmeye terlikle gelenler de vardı. Onların bir kısmı için köylülerden “Gelip orada resim paylaşıyor, yangınla mücadele ettiğini söylüyor. Hadi oradan…Bari kalabalık etmeyin. Onlar reklam derdinde, biz can-mal, orman derdindeyiz” sözlerini dinliyorum.

BİR MUĞLA'YA BAKAMADI

İkizce Köyünün 57 yaşındaki muhtarı Fatih Çakır, “Yangının Kavaklıdere'den köyümüze kadar yaklaşacağınız hiç düşünmemiştik. Ama öyle bir yangın geliyor ki tarif edemem. Dedelerimizin anlattığına göre 1945 yılında buralarda büyük bir yangın çıkmış ve 6 ay sonra söndürülmüş. Şimdi uçak, helikopter geldi ama geç geldi” diye isyan ediyor. Muhtar ve köylüleri o an bir çardağın altındaydı. Bir çok yerde olduğu gibi köylüler gece-gündüz nöbet tutuyor, onlar da kendilerine doğru yaklaşan yangını çaresizce izliyor.

Muhtar ve köylüleri ile sohbet ederken, sık sık, “Bir Muğla, Türkiye'nin turizm cennetidir. Türkiye'ye bakar. Ama koca Türkiye, bir Muğla'ya bakamadı. Cennetimizi cehenneme döndü. Hayatımız bitti. Her yer kömür karası., kül yığını. Hayvan otlakları yandı. Doğa bitti, cennet bitti” diyorlar.

YUMURTA KAPIYA DAYANINCA

Köylüler uyumuyor, çoğu tüm çabalara rağmen köylerinden ayrılmıyor. Hele yaşlılar bu konuda hiç söz dinlemiyor. Türkiye'nin dört yanından yangın bölgesine yardımlar geliyor. Değişik şirketlerin iş makineleri, arasözleri çalışıyor. Çalıyor ama öyle böyle değil, genişleyen, rüzgarla birlikte atak yapan yangınla baş etmek öyle kolay olmuyor.

İlk günlerde yaşanan organizasyon bozukluğunu Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün de belirtiyor. Uykusuz olduğu her halinden belli İkizceli de yaşanan kargaşayı şöyle anlatıyordu:

“Hani yumurta kapıya dayandı derler ya, burada da yangın iyice kapıya dayanmaya başlayınca, Muğla il merkezine yaklaşınca her taraftan dozerler, iş makineleri geldi. Ama, koca memlekette orman kalkmadıktan sonra bunlar yapılıyor. Şimdi yapılanlar, ilk günlerde yapılmış olsa yangın bu kadar büyüyemeyecekti.”

Yanınla mücadele edenler açlığı düşünmüyor. Onlara su verin yeter… Yürekleri yangın yeri olmuş. “Ben 1,5 gün yemedim ama tam 30 litre su içtim. Ama içimin ateşi sönmedi” diyordu.