Tümel ilkeler ışığında İslam’ı yeniden anlamak (7)

Fıtrat önemli bir ayraçtır, varlığı bu ayraç üzerinden tanırız. Peki, nedir fıtrat? Fıtrat, varlığın doğasıdır. Canlı-cansız tüm türlerin temel yapısının ve karakterinin herhangi bir müdahaleye uğramamış/bozulmamış/yalın halinin adıdır. Aynı kökten gelen “Fâtır” kelimesi, Allah'ın isimlerindendir. Keza İslam'ın fıtrat dini olarak Kur'an'da dikkatlere sunulması (Rum/30), yazı dizimiz temelinde üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir bahsi diğerdir.

İnsan fıtratı (doğası) bir tarafıyla diğer canlılarla benzerlik taşır; aynı ekosistemi paylaşan ve fiziksel ihtiyaçlarında onlarla benzerlik oluşturan, canlılığının devamında ise onlara ihtiyaç duyan insanın sorumluluğu, fıtratı gereği en üst seviyededir. Bunun idrakinde değilse insan, hayvansı bir yaşam sürer. Sorumluluğunu tahakküme çevirirse bu sefer de varlığın insicamını, dünyanın dengesini bozar. Oysa insanın görevi, kendi neslini ve doğadaki tüm canlıların neslini-genomunu geleceğe aktarmaktır. (Ahzap/72) İslam'ın fıtrat dini olması ile, insanın kendiyle, ötekiyle ve diğer canlı türleriyle ahenk içinde yaşaması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu; insanın, varlığın ve Tanrısal olanın bütünleşmesi demektir. Bugün ise insanlık bir ahenk bozumu yaşıyor. Kan, şiddet, katliamlar, savaşlar, seller, depremler, kuraklık, salgın hastalıklar, gölet ve denizlerde toplu canlı ölümleri ya da kürkleri için canlı canlı yüzülen ve nesilleri tükenen hayvanlar vb. tümel ilkelerden sapmanın sonuçlarıdır. Bu sorunları görmeyip, “nesli koruma” ilkesini sadece zinaya, sapkın ilişkilere indirgemek hayati espriyi kaçırmak demektir.

NESLİ KORUMA TÜMELİ

Diğer taraftan fıtrat ayracı, dinin ortaya koyduğu hükümlerin insan fıtratına aykırı olamayacağını da gösterir. Dolayısıyla İslam ile ilişkilendirilecek her konuda (itikâdî ya da amelî) fıtrata uygunluk aramak, dinin bir gereği olmalıdır. Bu durum bize neyin din neyin kültür olduğu konusunda muhteşem bir imkân sağlar. Örneğin, din değiştiren birinin veya dinin içinde farklı düşünen kişinin öldürülmesi konusunda geleneksel fıkhın ortaya koyduğu sürgün ya da ölüm cezası, fıtrat dininin doğasıyla ne kadar örtüşür? (Kara kaplı kitaplarda verilmiş cezaların tamamı siyasidir.)  Keza fıkıh kitaplarında yer alan namaz kılmayan bir kişiye verilecek cezanın, (ki, mezheplere göre değişir, hapis, dayak, ölüm vs.) bugün için hiçbir vicdanda karşılık yoktur. Akıl sağlığı yerinde olan herkes bilir ki, kimse Tanrı rolü oynayamaz.

Geçen hafta bahsettiğim, burka giymedi diye bir kadının taşlanarak öldürülmesini hangi bozulmamış insan doğası savunabilir?

Demem o ki, fıtrat ile “nesli/nesilleri koruma” tümeli arasındaki kopmaz bağ, günümüz dini düşüncesini yenilemede yeni bir bakış açısı ortaya koyabilir. İslam'ın fıtrat dini olması ve insanın doğasına uygun bir değerler sistemini bünyesinde barındırması (iddiası), bugün insanlığın geldiği çizgide temel insan hakları, özgürlükler, din ve vicdan özgürlüğü, eşitlik, demokrasi, laiklik gibi kavramları savunmayı zorunlu kılar.

Ezcümle, varlıktaki fıtratların birbirinden farklı olması onların ferdiyetlerini gösterir ama bu ferdiyetlerin bir bütün halinde birbiriyle uyumlu çalışması gerekir. Tıpkı bir orkestra şefinin orkestradaki farklı çalgıları ahenkli bir şekilde çaldırdığında ortaya çıkan sanat eseri gibi. Tersi kakofonidir, ortaya kaos çıkar. Devam edeceğiz.