Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

Ya o görüntüler olmasaydı?

15 Mayıs 2021 Yazarlar

Nisan ayının sonuydu. Emniyet Genel Müdürlüğü tuhaf bir genelge yayınladı. Genel Müdür, emrindeki teşkilata, olaylara müdahale sırasında kendi görüntülerini çekenlere de müdahale edilmesini, görüntü alınmasının engellenmesini emrediyordu.

Gerekçesi de “özel hayatın gizliliği” idi.

Biz bu meseleyi hemen gazetecilerin engellenip engellenmeyeceği üzerinden tartıştık.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, gazetecilere yönelik bir engelleme olmayacağını söyledi.

(Bakan Soylu öyle dese de genelgenin yayınlandığı gün, Ardahan'da sokağa çıkma uygulaması yapan polisleri görüntüleyen meslektaşımıza o genelge gerekçe gösterilerek müdahale edilmişti.)

Oysa, asıl mesele kanunun dışına çıkan, yetkisini aşan, orantısız güç kullanan kolluk kuvvetleri hakkında görüntülü delil üretilmesinin engellenmesiydi.

★★★

Genelge yayınlandıktan sonra yaşanan bazı olaylar, sorunun sadece gazetecilerin sorunu olmadığını, sosyal medyayla birlikte ortaya çıkan “vatandaş gazeteciliği”nin de çok önem kazandığını gösterdi.

İşte size mülki amirlerin, kolluk personeli hakkındaki şikayetleri, vatandaşın ya da güvenlik kameralarının çektiği görüntüler sayesinde ciddiye alıp soruşturma başlattığı birkaç örnek:

– Gaziantep'te Furkan Vakfı üyeleri camide ibadet ederken polis ve bekçiler duruma müdahale etti. Bir bekçi cami içinde biber gazı kullandı. Cep telefonuyla çekilen görüntülerin ardından Gaziantep Valiliği bekçiyi açığa aldı.

– Bursa Osmangazi'de geçen hafta bir grup bekçi vatandaşa evinin önünde kimlik sordu. Vatandaş göstermek istemeyince de bekçilerin hedefi oldu. Bekçilerin vatandaşa uyguladığı aşırı şiddet, yine çevredeki vatandaşın çektiği görüntüyle kayıt altına alındı.

– Yine Bursa Osmangazi'de altı bekçi maske takmayan bir vatandaşı ters kelepçe takarak etkisiz hale getirmeye çalışmış, bunu yaparken orantısız güç kullanmıştı. Esnaf olaya müdahale edince de bekçilerle esnaf arasında arbede yaşanmıştı. Olaydaki yetki aşımı, vatandaş tarafından kaydedilen görüntüler sayesinde soruşturuluyor.

– İstanbul Fatih'te Katip Kasım Mahallesi'nde dört bekçi bir vatandaşı yere yatırmıştı. Bir bekçi ters kelepçe takmaya çalışırken, diğeri yerde yatan vatandaşı yumrukluyordu. Kameraya yansıyan görüntülerde bir bekçinin duruma müdahale etmeye çalışan bir vatandaşa tekme atıp üzerine koştuğu da görülüyor. Görüntülerden, o bekçiden kaçan diğer vatandaşa doğru koşan bekçilerden birinin ateş ettiği de anlaşılıyor.

– Kapanmalardan kısa süre önce Ankara Seymenler Parkı'nda iki grup arasında kavga çıktı. Bekçiler kavgaya müdahale ediyordu. İrice bir bekçi, bugüne kadar duymadığım küfürler savuruyordu. Öfkesi çok abartılıydı. Müdahale ettiği gruptan birini yere yatırdı ve dövmeye başladı. Bunu engellemeye çalışanlara da küfürler etti, yumruk salladı. Olayı görüntüleyenler olmuştu ama üzerine giden oldu mu bilmiyorum. Ancak gitmek isteyen olursa görüntüler mevcut.

★★★

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun, Emniyet Genel Müdürü Vali Mehmet Aktaş'ın zor şartlarda çalışan personelini koruma çabası anlaşılabilir. Ancak unutmamaları gereken şey şu: Ne kadar titiz davranırlarsa davransınlar, işini hakkıyla yapan yüzbinlerce personel arasında öfke kontrolü sorunu olan, vatandaşa amansızca orantısız güç kullanan, müdahaleler sırasında yetkisini ve sınırı aşan personel mutlaka vardır. Onların denetimi açısından da bu tür delil niteliğinde görüntüler olmazsa olmazdır. “Özel yaşamın gizliliği hakkı” elbette kıymetlidir ama vatandaşın görevini ve üniformasını suiistimal edenler karşısındaki “güvenlik hakkı” da bir o kadar önemlidir.

O nedenle suiistimale müsait olan o genelge, mahkeme kararı beklenmeden geri çekilmelidir.

Araba meselesi biraz karışık!

SÖZCÜ'deki bir önceki yazımda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin AK Parti döneminde parti teşkilatlarına 70 araç tahsis ettiği iddiasını yazmıştım. Yazımda sevgili Murat Ağırel'in yayınladığı detaylı belgenin de görselini kullanmıştım. Ben zaten belgede iki araç tahsis edilmiş görünen Genel Başkan Vekili Prof. Numan Kurtulmuş'un “ben kullanmadım” açıklamasını yazmıştım. Yazım üzerine, belgede üzerine iki araç tahsis edildiği görülen AK Parti Grup Başkanı Prof. Naci Bostancı da aradı. O da “o araçları ne gördüm, ne duydum” dedi. AK Parti Genel Sekreterliği ve AK Parti'nin medya bölümünden de bu iddianın doğru olmadığına dair bir açıklama aldım.

İBB arşivinden çıkan liste çok detaylıydı. Araçların markaları, kime tahsis edildiği, şoförün adı, her şey belliydi. Peki Kurtulmuş, Bostancı bu araçları görmemişse, bu araçlar AK Parti'ye tahsis edilmemişse, kime tahsis edilmiş?

Sanırım oyun içinde oyun var.

AK Parti, “bizim dönem, üstü örtülsün” demeden bu işin üstüne gitmeli.

İçişleri müfettişleri, en azından listede ismi olanları aklamak için, CHP'li belediyelerin soruşturma azimlerinin yüzde birini gösterip bu araçlarla ilgili gerçeği ortaya çıkarmalı.

YAZARIN TÜM YAZILARI