Saltanat kayığı…

Yarın 1 Kasım 2021… 1 Kasım 1922 yılının üzerinden 99 yıl geçti. 100 yıla 1 kaldı!

Tavlada mars olmak üzere olanlara söylendiği gibi ‘deprem olup pulların yerlere saçılmasını bekler gibi' bekliyordu Vahdettin, son bir ümit!

1 Kasım 1922'de Ankara'da, TBMM'nin bir salonunda komisyon toplantısı vardı ve bir köşede sessizce izliyordu olanları Mustafa Kemal. Dayanamadı, söz istedi. Sonra, kendi deyimiyle, “Önümdeki sıranın üstüne çıktım ve yüksek sesle konuştum” dedi:

“Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından, hiç kimseye ilim gereğidir diye, görüşme ve tartışmayla verilmez! Hakimiyet, saltanat, kuvvetle ve zorla alınır! Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına el koymuşlardır! Bu zorbalıklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdir… Şimdi de Türk milleti bu saldırganlara isyan ederek ve artık dur diyerek, hakimiyet ve saltanatını fiilen kendi eline almış bulunuyor! Bu bir oldubittidir! Söz konusu olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir! Mesele, zaten oldubitti haline gelmiş olan bir gerçeği kanunla ifadeden ibarettir… Bu mutlaka olacaktır! Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabii olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek usulüne uygun olarak ifade edilecektir. Fakat, belki de bazı kafalar kesilecektir!”

Aynı gün yasa önerisi hazırlandı ve TBMM'de okundu. Ad okunarak oylanması önerilince bu kez kürsüye çıktı, “Buna gerek yoktur. Memleket ve milletin istiklalini ebedi olarak koruyacak ilkeleri, yüce Meclis'in oy birliği ile kabul edeceğini sanırım” dedi!

Ve böylece 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı! Ümidi tükenen Vahdettin 17 Kasım'da İngiliz gemisine binip kaçtı… 99 yıl önce olan, aslında Mustafa Kemal Atatürk'ün göz kamaştıran direncinin zaferlerinden biri…

***

Aklımdaki yazı konusunu düşünürken bir yandan da 29 Ekim günü televizyonda Anıtkabir'e, bu dünyadan ayrılmış bir insana, ‘sanki hala yaşıyormuş' gibi ‘umutla' çoluk çocuk koşanlara bakıp şu soruyu sordum kendime: Birileri ‘uzaklaştırmaya' çalıştıkça bize daha da yaklaşıyor, daha sıkı sarılıyoruz, yaptıklarına minnetimiz artıyor, daha çok seviyoruz, daha çok bağlanıyoruz… Mustafa Kemal Atatürk de bir insan… Nasıl oluyor bu? Onun kıskandıran farkı nereden geliyor?

Cesur… Kelle koltukta yaşamış.

Dahi… Savaş meydanında da siyasette de defalarca kanıtlamış.

Uzak görüşlü… Devrimlerine bak anla.

Hatip… Konuşması ile ‘ben size ölmeyi emrediyorum' dese bile ikiletmeden yapılmış.

Bilgili… Cephede bile fırsat yaratıp okumuş.

Çağdaş… Yemesi, içmesi, giyim tarzını bırak birileri kağnıya razıyken o ‘İstikbal göklerdedir' demiş.

Akıllı… Savaşta yenip vatan topraklarından kovdukları ile ilk fırsatta barışmış!

Sayacak öyle çok şey geliyor aklıma… Fakat, onun diğer insanlardan farkını anlatmaya yetmiyor bunlar! Başka bir şey olmalı?

Tam o sırada babasının omuzlarına aldığı güzeller güzeli bir kız çocuğu geldi ekrana. Elinde minik bir Türk Bayrağı var, sallıyor sağa sola. Muhabir mikrofonu ona uzatıyor. Şunu söylüyor o saf güzellik: Atatürk'ü çok seviyorum!

Üç dört yaşlarında bir çocuk Atatürk'ü çok sevdiğini söylüyor. Çocuk bu, anasından babasından ne görürse onu tekrar ediyor diyenler çıkabilir. Öyle mi?

Hadi o çocuk. 15 yaşındaki de benzer şeyi söylüyor. 25 yaşındaki de, 45 yaşındaki de, 75 yaşındaki de, “Atatürk ne sağlam bir temel atmış 100 senedir yıkamadılar” diyen onurumuz, 108 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ da…

Minicik bir çocuğun gösterdiği dünyanın en saf ve temiz sevgisiyle, 108 yaşındaki Çığ'ın bilgi dolu sevgisinin gerçek nedeni, Atatürk'ün aklıdır… Akıldır ama o da yetmez Atatürk'ü anlatmaya. Akıllı insanlar geçmişte de oldu, şimdi de var. Mesela Bill Gates var. Akıllı adam. Serveti 137 milyar dolar! Memleketimizde ve dünyada onlarca siyasetçi var. Her biri en azından bizlerden akıllı! Her biri 7 sülalesine yetecek para kazandı. İş aleminde aklının ve alnının teri ile çalışıp Karun kadar zengin olanlar var.

Ya yaşamı boyunca ‘akılla' hareket eden Atatürk'ün neyi var? 7 sülalesine servet mi bıraktı mesela? Yakın arkadaşları köşe mi oldu mesela? Dünyanın başka ülkelerinde banka hesapları mı var mesela?

Hayır yok! Bir canı vardı, savaşta, pusuda yitip gidebilirdi. Savaşların en haklısına önder oldu aklıyla. Zaferlerin en hayırlısına önderlik yaptı aklıyla. Devrimler yaptı aklıyla. Koca ülkede ‘kul' olarak yaşayanları ‘özgürleştirdi' aklıyla. 600 yıllık saltanatı neredeyse ‘tek başına' yıkıp geçti aklıyla. Neyi var neyi yok, toplu iğnesini bile millete bırakıp gitti sonra!

İşte bu yüzden farklı o… 7'den 77'ye bu yüzden katlanıyor sevgisi… Millet bu yüzden ayırıyor diğerlerinden onu. Bakıyor yıllardır olan bitene, kendisini yönetenlere, idareci tayfasına. Hiçbir insan onun gibi değil, hiç kimse onun gibi ‘önce milletim, hep milletim' demiyor!

99 yıl önce hakimiyeti kendisine bırakmasını da seviyor ama, Türk Milleti günümüzdeki saltanata bakıp, bıkıp O'nun ‘saltanat kayığına' binmemesini seviyor…

Loading...