Ruhat Mengi
Ruhat Mengi

Halk, ‘Atatürk değerleri önemli, dini inancım siyasete alet edilmesin’ diyor

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile seçim gündemini, dava sürecini ve sandık güvenliğini masaya yatırdık

İstanbul'da ev ev gezerek vatandaşın nabzını tuttuklarını söyleyen Kaftancıoğlu, “Seçim olacak ve göreceksiniz bu halk sayesinde olacak, bu halk iktidarı gönderecek. Çok iddialı söylüyorum birlikte başaracağız” dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “İstanbul'u kaybetmek Türkiye'yi kaybetmektir” dediği İstanbul'da yerel yönetimin 25 yıl sonra merkez sola; Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçmesinde gösterdiği performansla büyük bir başarıya imza atan Canan Kaftancıoğlu o gün bugündür siyaset arenasının en çok konuşulan, hakkında en çok haber yapılan isimlerinden biri oldu. Onunla ilgili haberlerin, yaklaşan seçim öncesi onu siyasetten uzaklaştırmak için yargı yoluyla önüne çıkarılan engellerin sonu gelmedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili verilen hapis cezasının 4 yıl, 11 ay, 20 günlük bölümünü onadı ve siyasi parti üyeliğini düşürdüğünü CHP'ye iletti.  Kaftancıoğlu'na “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlarından verilen 4 yıl 2 ay hapis cezası ise bozuldu. CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına “Yasada olmayan bir yetkiyi kullanarak işlem tesis ettiğini, bir parti üyesini sicilden silemeyeceğini” bildiren bir yazı yazdı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Siyasi yasak kararını tanımıyoruz. Canan Kaftancıoğlu İstanbul İl Başkanımızdır” dediği bir açıklama yaptı. Canan Kaftancıoğlu ise bu karardan sonra sorulan sorulara sadece “Görevimin başındayım” diyerek cevap verdi ama konu hakkında etraflı bir açıklama yapmadı. Bugün CHP'nin ilk kadın İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu ile yaptığım röportajda bu ve merak ettiğiniz birçok konuda sorduğum sorulara verdiği cevapları okuyacaksınız.

Canan Kaftancıoğlu, 1995 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Sivas Suşehri Devlet Hastanesi'nde acil birim hekimi olarak çalışmış, İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim dalında Adli Tıp ihtisası yaparak doktorasını tamamlamıştır. 2011-2014 yılları arasında İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Kaftancıoğlu, 2016-2018 yıllarında Parti Meclisi üyeliğine seçilmiştir. 13 Ocak 2018'de yapılan CHP İstanbul 36. Olağan İl Kongresi'nde Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı seçilmiştir ve halen görevini sürdürmektedir.

“BUGÜN İKTİDARDAKİ İTTİFAK ÖNLERİNDE ENGEL GİBİ GÖRDÜKLERİ HER MUHALİFİ FARKLI ŞEKİLDE SUSTURUYOR, BENİM SÜRECİM DE BUNUN BİR PARÇASI!”

Sayın Kaftancıoğlu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın siyasi parti üyeliğinizi düşürmesinin Anayasa'ya, Türk Ceza Kanunu'na, Siyasi Partiler Kanunu'na ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu partiniz tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'na bildirildi. Bu konuyu açıklar mısınız, neden ve nasıl olduğuna inanıyorsunuz?

Sürekli davalarla beni yıldırmaya, çalışmamı ve siyaset yapmamı engellemeye çalışıyorlar. Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir kadın sürekli davalarla yıldırmaya çalışılıyorsa ve hukuk da bunun aracı yapılıyorsa bunun tek bir cevabı vardır; ya bir siyasi intikam alınmaktadır ya da bu kişinin veya partinin siyasetini risk olarak görüp başka türlü durduramadıklarını gösterir. Söylediğiniz gibi hukuk dışı yollarla bunu yapıyorlar ama hukuk dışı yollarla yapılan ilk iş değil, zaten bu nedenle bu ülkede hukuka, yargıya güven yüzde 30'ların altına inmiş durumda. Bugünün iktidarı, iktidardaki ittifakı kendileri gibi düşünmeyen, önlerinde engel gibi gördükleri, iktidarlarının devamında tehlike olarak gördükleri her muhalifi; kimilerini hukuk yoluyla, kimilerini farklı şekillerde ya susturuyorlar, ya da cezalandırıyorlar, benim sürecim de tam anlamıyla bu yaklaşımın bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

DAHA İLK İL BAŞKANI OLDUĞUMDA SALDIRIYA BAŞLADILAR, YANDAŞ MEDYA “BÖYLE BİR İL BAŞKANIYLA SEÇİMİ KAYBEDERLER” DEMİŞTİ, SONUÇ ÖYLE ÇIKMADI, İSTANBUL'U KAYBETTİLER!

“İSTANBUL'U KAYBETMENİN ÖFKESİ VE HER GEÇEN GÜN KAN KAYBETMENİN HIRSIYLA BENİ VE KENDİLERİNCE CEZALANDIRILMASI GEREKEN HERKESİ CEZALANDIRMAYA BAŞLADILAR!”

Burada şu hatırlatmayı da yapmak isterim, çünkü biz siyasette de, toplumsal olaylarda da kimi zaman geçmişi unutuyoruz; ben ilk İl Başkanı olduğumda iktidar siyasetçileri söylüyordu ve yandaş medyada manşet manşet haberler çıkıyordu, siz de hatırlayacaksınız; “Böyle bir il başkanıyla İstanbul kaybedilir, kazanması mümkün değil” diye o günden saldırılar başlamıştı, henüz dava yoktu. O günlerde bir açıklama yapmıştım ve ‘Madem benim gibi bir il başkanıyla iktidar emin adımlarla yürüyor, İstanbul'u sayemde yeniden kazanacaklar, niye bana saldırıyorlar, tam aksine bana övgüler dizmeleri lazım' demiştim. Nitekim o gün onlar söylendi ama sonuç söyledikleri gibi çıkmadı, İstanbul'u kaybettiler. Nasıl kaybettiler; çünkü orada inançlı, bilinçli ve sistematik çalışan bir örgüt vardı.

BURADAKİ ASIL MESELE YARGININ “CUMHUR İTTİFAKI'NIN CEZALANDIRMA ARACI” HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ OLMASI!

Şimdi, o gün bu şekilde saldırıyorlardı, biz o saldırılara kulak asmadık, işimizi yaptık, sonuç aldık, sonra baktılar ki İstanbul'u kaybetmenin öfkesiyle ve gelecekte siyasette her geçen gün kan kaybetmelerinin hırsıyla Canan Kaftancıoğlu'nu ve kendilerince “cezalandırılması gereken herkesi” cezalandırmaya başladılar. Buradaki mesele şu aslında, yargının ya da hukukun, “iktidarın ya da Cumhur İttifakı'nın veya sarayın cezalandırma aracı” haline dönüştürülmüş olması. Devletlerin dini adalettir, adalet bir siyasi düşünceye ya da iktidarın bakışına göre ya da herhangi birinin isteğine göre şekillenemez. Hukuk herkese eşit şekilde uygulanmalıyken AKP iktidarı döneminde hukuk öylesine araçsallaştırıldı ki Cumhurbaşkanı rahatlıkla “Ben savcılara talimat verdim, Bronson çıkmayacak” diyebiliyor, daha acı olan; yargıda görev alan yargı mensupları da kendilerini kraldan çok kralcı yaklaşımlarıyla da hukuka göre değil “Acaba hangi kararı alırsak saray bize kızar veya sarayın hoşuna gider” anlayışına göre karar vermek zorunda kalabiliyorlar.

CHP ÜYELİĞİNDEN DÜŞMEMİ GEREKTİRECEK BİR DURUM OLSAYDI BİLE BUNU YARGITAY BAŞSAVCISI YAPAMAZDI!

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI ÜYELİĞİMİ DÜŞÜRMEKLE “HÜKÜM KURUYOR”, HÜKÜM KURMAK SAVCININ DEĞİL, HAKİMİN GÖREVİDİR!

“O KADAR YOZLAŞTILAR VE FÜTURSUZLAŞTILAR Kİ HUKUKA UYGUN DAVRANMA GİBİ BİR YAKLAŞIMLARI KALMADI!”

Siyasi baskıyla olsa da Yargıtay gibi bir yüksek mahkeme Başsavcısı Anayasa'ya ve birçok yasaya aykırı karar verebiliyor, bunun cevabını öğrenebildiniz mi?

Şöyle, yasanın vermediği bir yetkiyi kullanma var, daha da ilginç bir durum var; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı benim üyeliğimi düşürmekle “hüküm kuruyor”, hukuki olarak şöyle; hüküm kurmak savcının görevi değil, hakimin görevidir. Benim Cumhuriyet Halk Parti üyeliğinden düşmemi gerektirecek bir durum olsaydı -bir anlık bunu kabul edelim- savcı yine benim üyeliğimi düşüremez, onunla ilgili Anayasa Mahkemesi'ne “Şu suçlardan, şu gerekliliklerden dolayı üyeliğinin düşürülmesi için” yazı yazıp AYM'nin bu yönde karar alıp, kendisinin de düşürmeyip CHP Genel Merkezi'ne bunu bildirmesi lazım ve Parti'nin de Siyasi Partiler Yasası'na göre 6 ay içinde eğer üyeliğinin düşmesi yönünde AYM kararı varsa kendisini üyelikten silmesi lazım. Bunları niye yapmıyorlar? Çünkü o kadar hukuktan, ahlaktan uzaklaştılar, o kadar yozlaştılar ve fütursuzlaştılar ki akıl baştan gidince hukuka uygun davranma gibi artık bir kolektif yaklaşımları, bilinçleri kalmadı. Hukuka uygun karar verirken sanıkla ilgilenmezsiniz, süreçle ilgilenmezsiniz, biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamak zorundayız ama onun kararlarını uygulamayan bir iktidar ve bu iktidarın sebep olduğu bir hukuksuzluk sürecinde yaşıyoruz.

İKTİDARIN TEK İLGİLENDİĞİ ŞEY RANT İTTİFAKIYLA OLUŞTURDUKLARI ÇETE DEVLETİYLE KENDİ İKTİDARLARININ GELECEĞİNİ SAĞLAMAK!

“O KADAR SUÇA VE KARAGAŞAYA BATMIŞ DURUMDALAR Kİ HUKUKU UYGULAYAMIYORLAR”

O yüzden “Nasıl “öyle olur, bunu nasıl yaparlar” gibi soruların cevabı “Her şeyi yaparlar, çünkü hukukla, vatandaşın derdiyle tasasıyla ilgileri yok, tek ilgilendikleri şey var; hala rant ittifakıyla birlikte oluşturdukları çete devletiyle birlikte buradaki bütün kendi iktidar ve istikballerinin geleceğini sağlamak. Bunu da başka türlü yapamayacaklarını görüyorlar, böyle de hiç yapamayacaklarının farkındalar –onu da söyleyeyim- ama başka bir çareleri yok. O kadar suça ve kargaşaya batmış durumdalar ki hukuku uygulayamıyorlar zaten!

Siyaset kurumu değişmeden şu ana kadar olan veya bundan sonra olacak hukuksuzluklarla ilgili hukuka uygun bir karar çıkmayacağını bekliyoruz, bu benim davamla da ilgili, diğer davalarla da ilgili ama başka bir şey söylüyoruz, benim davamda örneğin şu anda Anayasa Mahkemesi süreci devam ediyor, oradan “hak ihlali” kararı verileceği beklentim var ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden döneceğini zaten biliyorum ama buradaki mesele bu ülkede yeniden hukukun üstünlüğünü tesis edebilme meselesi. Hukuku 84 milyon için aynı eşitlikte işler hale getiremezsek hiçbir süreç hukuka uygun şekilde işleyemiyor, bu siyasetin hukukta oluşturduğu bir durum ama bunların düzelmesi kolay ve bütüncül olarak düzeltmek gibi bir sorumluluğumuz var.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ OLURSA TEK ADAMLAR OLMAZ, O NEDENLE ÇIKMAKTA ISRAR EDİYORLAR!

“EĞİTİMDE, SİYASETTE VAR OLAN, EŞİTLİĞİ SAĞLANMIŞ KADINLA ÜLKE ATATÜRK'ÜN BİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞU ÇİZGİYE GİDER”

Yargıtay'ın burada yaptığı ile Danıştay'ın İstanbul Sözleşmesi'nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı kararının iptal istemini reddetmesi birbirine benziyor, ikisi de uluslararası sözleşmelere aykırı olarak yapıldı.

Danıştay Savcısı ne dedi, aslında iptal edemez dedi ama 2 üyenin olumsuz oyuna rağmen karar 3 üyenin oyuyla  “iptal edebilir” olarak çıktı. Şimdi bunun akılla, mantıkla ya da hukukla bağdaşan bir yanı var mı, yok ama siyasi olarak şöyle bir gerçekliği var; İstanbul Sözleşmesi nedir; Kadını toplumsal yaşamda güçlendiren, şiddet görmesini engelleyen, eğer kadın şiddet görürse şiddet uygulayanları etkin cezalandıran ve kadını toplumsal yaşamda güçlendirecek araçların da yayılmasını sağlayan bir sözleşme. Bu olduğu zaman, siyasi olarak düşündüğümüzde; toplumsal yaşamda güçlü kadın, istihdamda, eğitimde var olan kadın, siyasette var olan kadın, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmış bir kadının olduğu yerde demokrasi, özgürlükler daha gelişmiş olur, bu ülke daha ileriye; Atatürk'ün bize göstermiş olduğu çizgiye gitmiş olur, işte o zaman tek adamlar ve tek adam anlayışları olmaz, zaten o nedenle İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili bu kadar ısrar var ama Cumhur İttifakı'na oy veren kadın seçmenin de yüzde 60.9'u “İstanbul Sözleşmesi kaldırılmasın” diyorsa bu iktidarın sonu gelmiştir ve ölen, öldürülen her kadının vebali de bu iktidarın vebalidir.

“ÇOK İDDİALI ŞEKİLDE SÖYLÜYORUM; TAHMİN EDECEĞİNİZİN ÇOK ÜSTÜNDE BİR FARKLA İKTİDARDAN GİDECEKLER!”

Meclis etkisiz kılındı, üst mahkemelerden de baskıyla istenen kararlar çıkarttırılıyorsa seçim öncesi de mühürsüz oylarda olduğu gibi her türlü yasa dışı olay beklenemez mi? Yüksek Seçim Kurulu da o seçimde olduğu gibi haksız, hukuksuz bir karar verebiliyorsa halk nasıl güvenecek?

Şöyle, halk şu anda iktidardakilere zaten güvenmiyor, onlara güvenmeyecek de ama halk kendisine güvensin, bir de bu ülkede demokrasi mücadelesi veren Millet İttifakı, 6'lı masa ve demokrasi mücadelesi veren diğer partilere güvensin, neden güvensin biliyor musunuz; dediğiniz gibi her şeyi yapabilirler ama mesele vatandaşın ve bizlerin ne yapacağı kısmı, bu daha önemli. Bu ülkede hala demokrasiye sahip çıkanlar her geçen gün artarak devam ediyor, bir. İkincisi, halkın çok büyük bir çoğunluğu bu iktidarın yaptıklarını görüyor ve bir an önce artık seçim olsun da bu yozlaşmış, iyice çeteleşmiş devlet yönetimi iktidardan gitsin diye düşünüyor, üçüncüsü; seçim döneminde de hem vatandaşın sandığa gidip oyunu vermesiyle, hem de bizlerin “vatandaşın oyuna sahip çıkmak için” yapacağımız her şeyle birlikte göreceksiniz –bunu oldukça iddialı bir şekilde söylüyorum- tahmin edeceğinizin çok üstünde bir farkla gidecekler.

HALKIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU İKTİDARIN GİTMESİ İÇİN OY VERDİĞİNDE “MÜHÜRSÜZ OYLAR” BENZERİ BİR OLAY İHTİMALİ OLMAYACAK, OY HIRSIZLIĞI OLAMAYACAK!

Mühürsüz oylarda hiçbir şey yapılamadı, toplum bu büyük hukuksuzluğu kabul etmeye zorlandı, şimdi buna benzer bir durum yaratılırsa neden sonuç farklı olacak?

Çünkü artık halkın büyük çoğunluğu bu iktidarın gitmesi için kendisinin sandığa giderek oy vereceğini gösterdiğinde ve aradaki fark çok büyük olduğunda mühürsüz oylar gibi ya da aklımıza gelmeyen ne yaparlarsa yapsınlar farkı kapatacak kadar manipülasyon ya da oy çalma gibi bir şey yapma ihtimalleri yok. Hep söylediğim bir şey var; halkın desteğini almadan hiçbir şeyi başarıya ulaştıramazsınız, örneğin bir usulsüzlük yaptıklarında ve halka da bunu anlatıp büyük bir çoğunluğu usulsüzlük yapmadıklarına ikna ediyor olsalar o zaman size “endişelenin” derdim ama bugün artık o gün değil. Vatandaş her şeyi görüyor, ne yaptıklarını biliyor.

“6'LI MASA İKİTDARIN BÜTÜN HUKUKSUZ ADIMLARIYLA İLGİLİ SÜREÇLERİ OLMAYAN YARGIYA RAĞMEN YÜRÜTÜYOR!”

“OLMAYAN YARGI VE HUKUKA RAĞMEN ÇEKMEKÖY'DE ÇOCUK PARKINI AKARYAKIT İSTASYONUNA ÇEVİRMELERİNİ YARGIYLA ENGELLEDİK!”

Seçime kadar bir yıl var, bu zaman içinde değerli kamu varlıkları yok ediliyor, Suriyeliler vatandaş yapılıyor, seçime kadar kaç yüz bin mülteci vatandaş yapılır bilmiyoruz, Bodrum Cennet Koyu Cengiz İnşaat'a veriliyor ve onlar da “Danıştay'ın aldığı ‘özelleştirme ihalesinin iptaline yönelik karar' bizi etkilemiyor” diyorlar. Erdoğan 17 özelleştirme kararına daha imza atmış. 6'lı masanın ve diğer muhalefet partilerinin yapabileceği ne var?

Birincisi bu yapılanlar tamamen gideceklerini kendileri de görüp giderayak yangından nasıl mal kaçırabiliriz duygusuyla yapılıyor, bu tespiti yapalım. İkincisi; 6'lı masa iktidarın bütün bu olanlarla, hukuksuz adımlarıyla ilgili süreçleri olmayan yargıya, hukuka rağmen yürütüyor. İstanbul'dan bir örnek vereyim; Bodrum Cennet Koyu'yla elbette kıyaslanamaz ama süreç benzeştiği için söylüyorum; Çekmeköy'de çocukların oynadığı ve çok aktif kullandıkları bir çocuk parkına akaryakıt istasyonu için plan değişikliği yapılmıştı, oraya ihtiyaç olmamasına rağmen birilerine rant oluşturmak için ruhsat çıkmıştı. Olmayan yargı ve hukuka rağmen biz olması gerektiği gibi yargıya başvurduk ve Perşembe günü yargı oradaki plan değişikliğini iptal etti, orası park olarak şimdilik kalıyor. Ancak, 2 gün sonra yine orada bir plan değişikliği yapıp yeniden bir imar izni çıkarabilirler, bunu niye söylüyorum; Hukuk yoksa, siyasette yetki elinizde değilse bunun nasıl düzelteceğinizi anlatırsınız, iktidara geldiğinizde nasıl düzelteceğinizi bilirsiniz ki biliyoruz ama bugünden bunu yargı yollarına taşımak ve toplumsal duyarlılığı arttırmak “iktidara geldiğimizde bunlardan hukuk karşısında hesap soracağız” demenin haricinde yapabileceğiniz başka bir şey yoktur. Bunlara sebep olan iktidarı gönderdiğimizde bunların tamamını ortadan kaldıracak süreçleri bugünden yürüteceğiz. Zamanları az kaldı, seçim kararını verecekler, ben erken seçimin olmak zorunda kalacağını düşünenlerdenim.

VATANDAŞ EVİNE EKMEK GÖTÜREMİYOR VE SİYASİ DÜZEN DEĞİŞMEDEN CEBİNE DAHA FAZLA PARA GİRMEYECEĞİNİ GÖRÜYOR!

“VATANDAŞ İSTEDİĞİ VE BİZE İLETTİĞİ İÇİN DERHAL, HEMEN, ACİL SEÇİM DİYORUZ!”

“ERKEN SEÇİM KARARI ALMAK ZORUNDA KALACAKLAR, ÇÜNKÜ HER GEÇEN GÜN OYLARI HIZLANARAK AZALIYOR!”

Bir önceki genel seçimi hatırlayalım, bir sabah kalktık, Bahçeli cumhurbaşkanlığı seçimi için “Biz seçim istiyoruz, seçim tarihi şu” dedi, biz hemen seçim, acil seçim diye uzun süredir çağrı yapıyoruz, vatandaşın büyük bir kesiminin de erken seçim beklentisi var, çünkü evine ekmek götüremiyor ve vatandaş bu ülkede yeniden bir siyasi düzen inşa edilmeden ekonominin düzelmeyeceğini, cebine birkaç kuruş daha fazla giremeyeceğini görüyor.  Vatandaşın bunu gördüğünü iktidar da biliyor ama onların derdi vatandaşın cebi değil, o yüzden biz; Cumhuriyet Halk Partisi artık erken seçim filan değil vatandaş istediği ve bize ilettiği, biz de gerekli gördüğümüz için derhal, hemen, acil seçim diyoruz ve kararlarını bekliyoruz. Erken seçim kararı almak zorunda kalacaklarını düşünüyorum, çünkü her geçen gün oyları toplum nezdindeki karşılıkları her geçen gün azalıyor ve gittikçe de hızlanarak oyları ve karşılıkları düşmeye başlıyor.

İSTANBUL'DAKİ 4,5 MİLYON HANENİN KAPISINI ÇALIYORUZ, BİZE “NEDEN DAHA ÖNCE GELMEDİNİZ DE BİZİ AK PARTİ İKTİDARINA MAHKUM ETTİNİZ” DİYORLAR!

HALKIN KAPISINI ÇALIP “VERDİĞİNİZ YETKİYİ SİZİ ZENGİN ETMEK İÇİN KULLANACAĞIZ, BİZİM ZENGİNLEŞME DERDİMİZ YOK” DİYORUZ!

Seçimin gerekliliğini şöyle paylaşacağım; İstanbul'da yaklaşık 11 milyon seçmenin, 4 milyon 560 hanede –İstanbul'da 4,5 milyon hane var- yaklaşık 27 bin partilimizle birlikte tek tek kapılarını çalıyoruz. Kapıları çaldığımızda tek eleştiri geliyor, düşünün 100 yıllık parti, “Neden 20 yıl, 10 yıl, 5 yıl öncesinde böyle kapılarımızı çalmadınız da bizi Ak Parti iktidarına mahkum ettiniz” diyorlar. Bunun dışında insanların yoksulluğu, seçim beklentisi, artık kendisini koruması gereken devletin ve devleti yönetenlerin kendisinden uzaklaşması, en önemlisi insanların bir umutsuzluğu ve hayal kırıklığı var. Biz insanlara uzun uzun siyasi propaganda filan yapmıyoruz, onlara “Nasılsın” diyoruz, “Senin yaşadıklarını görüyoruz, biliyoruz, bu gerçekliği toplumda birçok kesim yaşıyor, bize güvenip yetkiyi verdiğinde biz bunu Halk Partisi iktidarında değiştireceğiz. Bu yetkiyi kendimiz için kullanmayacağız, bizim zenginleşme gibi bir derdimiz yok, toplumu zenginleştirme gibi bir sorumluluğumuz var, bu sorunları çözeceğiz, seçim gününe kadar da belediyelerimiz aracılığıyla elimizden gelen katkıyı sana sunacağız ama bu siyasi iktidar değişmeden senin sorunlarını kalıcı ve sürekli çözemeyiz” dediğimizde insanlar “Bir an önce seçim olsun” diyor.

9 yıl önceki mesajları nedeniyle hapse çarptırılıp siyaset yasağı getirilen Kaftancıoğlu, muhalif seslerin susturulduğunu söyledi

“KANAL İSTANBUL'U YAPAMAYACAKLAR, RAHAT OLUN, VERİLEN TÜM İZİNLERİ İPTAL EDECEĞİZ!”

BU HASTANELERİ, KÖPRÜLERİ NEDEN YAPTIN DEMİYORUZ, KAÇA MAL ETTİN, KİMLERE YAPTIRDIN, KAÇ HASTA VE YOLCU GARANTİSİ VERDİN DİYORUZ!

Çekmeköy'deki parkın yıkılmasını engellemeniz büyük başarı ama iktidar Atatürk Havalimanı'nı tüm tepkilere rağmen yıktı ve şimdi Bakan “Kanal İstanbul, olmazsa olmazımız” diyor, belki seçime kadar İstanbul'u delik deşik etmeye başlayacaklar, muhalefet bunu nasıl önleyecek?

Muhalefet aynen biraz önce anlattığım gibi vatandaşları sokakta tek tek gezecek, seçim günü sandıkta bu yaptıklarının cezasını verdirecek. Kanal İstanbul'u yapamayacaklar rahat olun, neden yapamayacaklarını size söyleyeyim; Kanal İstanbul büyük bir rant projesi ama Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu çıktı ne dedi “Kanal İstanbul'la ilgili herhangi bir şey aldığınızda iktidara gelir gelmez hepsini, imar izinlerini iptal edeceğiz” dedi, bunlar seçime kadar yapılacak önemli şeyler. Şimdi biz neden yol, köprü, hastane yaptın demiyoruz, “Bu hastaneleri, köprüleri kaç liraya mal ettin, kimlere yaptırdın ve bunlara ne kadar hasta, yolcu, araç garantisi verdin” diyoruz. Buraları yapan firmaların maliyetleri, kar ve zararları çıkarılıp geriye kalanın gereği tamamen yapılacak, bugünden bunları yapıyoruz.

İstanbul Belediyesi Kanal İstanbul konusunda hiçbir söz sahibi değil, böyle bir şey olabilir mi?

Olamaz ama iktidarı değiştirmediğinizde hiçbir şey yapamazsınız, bu yüzden de hepimizin Cumhuriyet'in 100'üncü yılında çok büyük sorumluluğu var ve buradan şunu da söylemek isterim; şu anda MHP'de yönetimde olan biriyle bu konuları konuşurken ona “Aynı şeyleri düşünüyor olmamız çok kıymetli ama aramızda büyük bir fark var, bizim Genel Başkanımız bunları savunuyor ve hayata geçsin diye uğraşıyor, ben bir siyasi partinin il başkanı olarak sokakta ne söylüyorsam Genel Başkanım da aynı şeyleri söylüyor ve mücadelesini veriyor, sizinle aramızdaki fark şu anda söylediğiniz şeylerin hiçbirini sizin Genel Başkanınız savunmuyor, keşke sizin gibi vicdanıyla aklıyla davranan kişiler partinizde ve diğer partilerde daha fazla olsa” dedim.

TÜRKİYE'DE 11 MİLYONA YAKIN GENÇ SEÇMEN VAR, PARMAK SALLAMAYAN, AHKÂM KESMEYEN SİYASETÇİ ARIYORLAR!

İSTANBUL'DAKİ 700 BİN İLK KEZ OY VERECEK GENÇ SEÇMENİN SADECE YÜZDE 10'U “BU İKTİDARA OY VEREBİLİRİM” DİYOR.

“BU SEÇİMİN KADERİNİ 30 YAŞ ALTI GENÇLERİN BELİRLEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM!”

Türkiye'de genel başkanlar ne derse o oluyor, yönetimdekilerin bile etkisi olmuyor ki.

Sistem böyle ama gençler artık siyasette kimde ümit görüyorlarsa ona bakıyorlar. Kendilerine kimi zaman rol model olarak kimi seçmişse onun sesini duymak istiyor. Onların sırtlarında bagajları, travmaları yok, kendilerine parmak sallamayan, her şeye ahkâm kesmeyen siyasetçi arıyorlar, bu seçimin kaderini 30 yaş altı gençlerin belirleyeceğini düşünüyorum, 11 milyona yakın genç seçmen var, İstanbul'da 700 bine yakın ilk defa oy kullanacak seçmen var, onları tek tek ziyaret ediyoruz, toplumu kandırmaya ihtiyacımız yok, biz toplumu anlamayı tercih ettik. İstanbul'daki 700 bin ilk defa oy verecek seçmenin sadece yüzde 10'u “Ben bu iktidara oy verebilirim”, yüzde 60'ı “Halk Partisi'ne oy veririm” diyor. Biz bunları daha fazla arttırmak ve örgütlemek için çalışıyoruz.

BÜTÜN PARTİLERE OY VERMİŞ HALKI KAST EDİYORUM; BİRİLERİ SEÇİM ÖNLEMEYE KALKASA DA HALK İZİN VERMEYECEKTİR!

Siz normal bir seçim olacağını düşünüyorsunuz ve 6'lı masa da buna inanıyor ama Kemal Kılıçdaroğlu SADAT'ın önüne gitti, “Sakın bir şeye kalkışmayın” diye uyarı yaptı, Afganlar gelirken “İslami cihat var dediler, geldik” demişlerdi, şimdi bir de son olarak Cübbeli Ahmet yaygın bir şekilde tartışılan “Türkiye'deki Vehhabiler çok tehlikeli, iç savaş hazırlığındalar” uyarısını yaptı. Böyle bir sorun varsa, bir gecede 15 Temmuz darbe girişimi yapılan ülkede halk ne düşünmeli?

Hiçbir şey olmayacağını ben size çok iddialı bir şekilde söyleyeyim, bu halkın ferasetine ve basiretine güvenmek lazım, altını çizerek söylüyorum; bu ülkede 1923 yılında kurulmuş bir cumhuriyet var,  zaman zaman sekteye uğrasa da halkın bu uzun sürede oluşmuş bir demokrasi bilinci ve birikimi var, bunu hiç hafife almayalım. Daha da önemlisi; bu halk 100 yıldır bir arada yaşamayı başarmış, bu topraklarda zorluklara karşı basiretli davranarak seçimlerde hangi partiyi ne zaman iktidara getireceğini, hangi partiyi cezalandıracağını çok iyi bilmiş, bu halka güveneceğiz. Bu söylediğiniz ihtimaller var mı, hep olabilir, hiç önemli değil, bu halkın basiretine ve ferasetine güvendiğimiz zaman bunların hiçbirinin olmayacağını, birileri teşebbüs etse bile halkın önleyeceğini asla unutmayalım.

“HALK, ATATÜRK DEĞERLERİ VE CUMHURİYET BENİM İÇİN ÖNEMLİ, DİNİM İNANCIM SİYASETE ALET EDİLMESİN DİYOR”

BU İKTİDAR “BEN SİZE SİYASİ İSLAM'I GETİRECEĞİM” DİYE İKTİDAR OLMADI, VERDİĞİ SÖZLERİ TUTMADI, KENDİSİNE İNANAN SEÇMENİNE İHANET ETTİ.

İSTER SADAT OLSUN, İSTER VEHHABİLER, O SEÇİM OLACAK VE VATANDAŞ BU İKTİDARI GÖNDERECEK, HEP BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ!

Bütün partilere oy vermiş seçmeni kast ediyorum, bu halk bu topraklarda; 1- Atatürk değerleri bizim için önemli diyor. 2-Cumhuriyet'i ve Cumhuriyet'in kurumlarını yeniden görmek istiyoruz diyor, kimliğimiz, yaşam tarzımız, inancımız hiç önemli değil, komşumun mezhebiyle ilgilenmek istemiyorum, dinim inancım siyasete alet edilmesin diyor. Burada şu soruyu sorabilirsiniz; 20 yıl öncesinde böyle değil miydi? 20 yıl öncesinde de böyleydi ama bugünün iktidarı, bugünün “kötülüğü iktidara getiren” anlayışı, bu halka ben size siyasi İslam'ı iktidara getireceğim diye iktidar olmadı; “özgürlükleri getireceğim, ekonomini iyileştireceğim, benim için kimlik önemli değil” dedi, halkın hatası, suçu yok, vatandaş partilere inanır, inandığı partiye de oy verir ama inandığı parti seçmene ihanet etti ve 20 yıl sonra artık kendi partisine oy veren seçmen o ihaneti gördüğü için ister SADAT olsun, ister Vehhabiler olsun bu halka güveneceğiz, geçmişten bugüne gelen toplumsal duyarlılığı ve Cumhuriyet'in 2'inci yüzyılına nasıl girmek istediğinin ortaklaştırdığı kolektif bilinciyle o seçim olacak ve göreceksiniz bu halk sayesinde olacak, bu iktidarı gönderecek, Cumhuriyetimiz yeniden demokrasiyle taçlanacak, bu kadar iddialı söylüyorum, vatandaştan görerek söylüyorum, hep birlikte başaracağız.

“FETÖ'YÜ DEVLET KURUMLARINA SOKAN, KOZMİK ODA'YI AÇAN HALK DEĞİLDİ, İKTİDARIN SEBEP OLDUĞU KALKIŞMAYI HALK ÖNLEDİ!”

Türkiye bir FETÖ-15 Temmuz felaketi yaşadığı için ve ülkemize kim olduğu bilinmeyen, sorulmayan milyonlarca yabancı girdiği için bu haberler toplumda bir tedirginlik duygusu yaratıyor tabii.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde FETÖ'yü devlet kurumlarına yerleştirenler halk değildi, rant ortaklığı kuranlar halk değildi, Milli Güvenlik toplantılarında Kozmik Oda'ya sokanlar halk değildi, ne oldu, göz göre göre böyle bir kalkışmaya bugünün iktidarı sebep oldu ve yine o darbe girişimini halk engelledi, o 251 kişi orada öldü, yani hiç hafife almamak lazım. Darbe Komisyonu'nun yayınladığı rapor neden Meclis'te basılmadı, bunların hepsi açığa çıkacak ve halk artık samimi, sahici, hukuka uygun davranan ve kendi sorunları için siyaset yapan siyasetçilerle de çok yakında tanışacak.

Gençlere çok önem veriyorsunuz, hepimiz için de çok önemli, bazı cemaat vakıflarına ait öğrenci  yurtlarında öğrenci intiharları oldu, iktidarın ele aldığı duyulmadı ama yurtlarda aynı durumda başka gençler var, sizce muhalefet partileri yeterince üstünde durdu mu?

Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarikatlara, cemaatlere bakışı çok nettir, bu bizim parti programımızda vardır. Ben bir tıp doktoruyum her şeyden önce, Genel Başkanımız orada çok önemli bir cümle söyledi; “Biz kimi şeylerin siyasetini kamuoyunda gümbür gümbür ele alır köpürtürsünüz, kimi durumlarda gereğini yapar ama kamuoyuna taşımazsınız”, orada bir gencin intiharı varsa görünür kısımda söyleyeceklerimiz vardır, bir de arka planda yaptıklarımız vardır. Bu intiharları çok görünür kıldığımızı düşünelim, toplum şu anda depresyonda, genel olarak mutsuz, sabah kalktığında kendisini çaresiz hisseden özellikle o yaş grubunda milyonlar var, o olayları çok öne çıkardığımızda başka gençlerin de kendini umutsuz hissettiğinde aynı hatayı yapmasına sebep olabiliriz ama bu konuda yapılan çalışmalarımız var, iktidara geldiğimizde bütün bu olayların gereği yapılacaktır.

“MİLLET İTTİFAKI'NIN CUMHURBAŞKANI ADAYI TARTIŞMASI BİR VATANDAŞIN DERDİNİ ÇÖZMEYE YARDIMCI OLSA İNANIN  BEN DE GİRERİM”

“NİTELİKLİ YOKSULLAR DİYE BİR YOKSULLUK TABAKASI OLUŞTU, BUNLARI KONUŞAMADIKLARI İÇİN İMAMOĞLU'YLA, KAFTANCIOĞLU'YLA UĞRAŞIYORLAR!”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanı adaylığı konusu çok fazla tartışmaya konu oldu, sizce böyle bir adaylık bekliyor muydu?

Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı konusu sadece Cumhur İttifakı'nın gündeminde var, sürekli o oldu, bu oldu, o yıprandı, bu yıpranmadı, bunlar bizim gündemimizde değil, onlar o tartışmaya devam etsinler, keşke bu tartışma vatandaşın bir derdini çözmeye yardımcı olsa da hani bir vatandaşın derdini çözmeye çözüm olsa inanın o tartışmaya ben de girerim. Bu tartışma sokaktaki bir vatandaşın sıkıntısını çözmüyor, hafifletmiyor. İl ve ilçe belediye başkanlarımız görevini yaparken onların üzerine gidiliyor, çünkü iktidar çok korkuyor, korkularının sebebi ve sonucuyla birlikte bu ülkede “nitelikli yoksullar” dediğimiz bir yoksulluk tabakası oluştu, kıdemli mühendis 7400 lira maaş alıyor, bunları konuşacak yüzleri olmadığı için Ekrem İmamoğlu şöyle, Kaftancıoğlu böyle diye bizimle uğraşacaklar, bunların hiçbir önemi yok.

Loading...