Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, ilinde çok sevilen bir siyasetçi. Daha doğrusu siyasetçi kimliğinden çok “Abi, arkadaş, kardeş” yönüyle tanınır. Bir bakarsınız kahvenin önünden geçerken içeriye girip okey oynayanlardan birisinin yerine geçip, “okeye döner”, kapısının önünde gördüğü esnafın hatırını sorar, onların isteklerini, dileklerini öğrenir.

Adana, sıcak bir güne uyanıyordu. Tarih 5 Temmuz 2025’i gösteriyordu. Zeydan Karalar’ın konutunun önünde, sivil plakalı birkaç otomobil belirdi. Onu alıp İstanbul’a götüreceklerdi. Gözaltı derken, 7 Temmuz’da tutuklandı. Silivri Marmara 9 Numaralı Cezaevi’ne konuldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu da oradaydı. Zeydan Bey, 7 Temmuz’da tutuklandığında Adana ayağa kalkmıştı. Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar da tutuklandığında gözler Adana’ya çevrilmişti. “Özgürlük Çadırı”ndan başkanların tutuksuz yargılanması sloganları yükseliyordu.

212 GÜN SONRA ADANA

“Bugün serbest kalır, yarın çıkar” derken tam 212 gün tutukluluk devam etti. İline 5 Şubat 2025’te sabaha karşı geldi. On binler onu havaalanında, özgürlük çadırı çevresinde bekliyordu. İşte, o günden bu yana Zeydan Beyi Adanalılar hiç yalnız bırakmıyor. Zeydan Bey, sohbetimizde şöyle diyor:

“O günden bugüne milletvekili olsun, bakan yardımcısı olsun, halkımız olsun, ülkenin dört bin yanından geçmiş olsun dileğinde bulunmak için gelen kardeşlerimiz var. Hepsine çok çok teşekkür ediyorum. Aslında ne gözaltında ne de tutukluyken beni yalnız bırakmadılar. Tabii başta Adana’dan olmak üzere çok sayıda ziyaretçimiz vardı. Ama Türkiye’nin her tarafından geliyordu. Adana bir kardeşine, bir başkanına nasıl sahip çıkılır bütün Türkiye’ye böyle çok çok özel bir biçimde gösterdi. Ben hepsine her seferde olduğu gibi şimdi de şükranlarım, teşekkürlerimi arz ediyorum.

Ben ömrümü Adana’ya vermiş bir Adanalıyım. Derdim, tasam hep Adana olmuştur. Adana’nın eksiklerini gidermek olmuştur. Allah bize nasip etti, belediye başkanı oldum.

Biz de gerçekten ömrümüzü Adana’ya verdik. Ama Adanalı kardeşlerimiz de fazlasıyla bunun karşılığını verdi. Hâlâ gelenler, gidenler, geçmiş olsun diyenler, kendilerini tutamayıp gözyaşı dökenler çok.” 

EŞİNİN KAHVALTISINI HAZIRLIYOR

Zeydan Bey, henüz göreve başlatılmadı. Sabah erken kalkıyor. Belediyeye gidemeyecek ama onun bu kez evde yapması gereken önemli bir hizmet var. Çünkü, eşi öğretmen olduğu için evden saat 08.00’de çıkması gerekiyor. Zeydan Başkan, saat 07.00’den itibaren kahvaltıyı hazırlıyor. Eşi Nuray Hanıma, arada bir “Bak, sana kahvaltı hazırlıyorum daha ne yapayım?” diye takılıyor.

42 yıldır eşine kahvaltı hazırlayan Nuray Hanım da gülerek, “42 yıl ben sana kahvaltı hazırladım. Hiç, senin dediğin gibi söyledim mi?’ karışlığını verince, Zeydan Bey biraz mahcup oluyor. Eşini yolcu ettikten sonra o da çıkıyor. Arkadaşlarına, dostlarına gidiyor, bir yerlerde oturuyor. Gelenle, gidenle sohbetler ediliyor. Ramazan nedeniyle o sohbetlere çayın sıcaklığı, sigaranın dumanı karışmıyor.

BELEDİYEYE ADIMINI ATMIYOR

Büyükşehir Belediye Başkanı ama açığa alındığı için belediyeye gitmiyor. Zeydan Karalar’dan günlerini nasıl geçirdiğini dinliyorum:

Belediyeyle bir bağlantım yok. Ama resmen belediye başkanı olduğum için maaşın 3’te 2’sini ödüyorlar. Ama belediyede ciddi bir şey olduğu zaman geçmişten kalan arkadaşlar bana soruyorlar. Ben de fikrimi söylüyorum. Her şeye müdahale eden, orayı yönetmeye çalışan bir tarzımız zaten yok.

Belediyeye hiç gitmedim. Belediyenin 2 şirketinin olduğu bir binanın son katı boştu. Zaman zaman orayı kullanıyordum. Muhtemelen oraya da gitmem artık. Daha çok dolaşacağım, bana gelip gidenlerin yanına uğrayacağım. Hep onlar zahmet ediyor. Bayramdan sonraki tarzım bu olacak.

YARGILANMAMA GİBİ DERDİMİZ YOK

Türkiye’yi, olan bitenleri izliyorum. Yani her zaman söylediğimiz şey şu: Elbette biri bir şikâyet eder. Doğrudur, yanlıştır. Devletin savcıları bunu araştırır. ‘Tutuksuz yargılama hep esastır’ diyoruz. Yoksa ‘yargılamayın, şunu yapmayın, bunu yapmayın’ diye kimsenin bir derdi yok. Kimsenin öyle bir derdi yok. Ama görüyorsunuz ki gerçekten tutuklama bir cezaya dönüşüyor.

Bir sürü insan ceza bile alsa, alacağı cezanın çok üstünde cezaevinde yatmış oluyor. Bir sürü arkadaşımızın tahliye olacağını, ceza bile almayacağını tahmin ediyoruz. Ama sonuçta ne olacağını çok kestirmek mümkün değil. Bu, hukuk çünkü. Ama öyle bile olsa bir sürü insan alacağı cezanın üzerine yatmış gibi oluyor.”

CEZAEVİ ZİYARETİ OLDU MU?

Cezaevinden çıktıktan sonra Zeydan Karalar, cezaevinde bulunanları ziyaret etti mi?  “Hayır, gitmedim. İzin istemeyi düşünüyorum. Şimdi orada arkadaşlarımız var, kardeşlerimiz var, yol arkadaşlarımız var. İnsani olarak ziyaret etmek, gitmek lazım. Dolayısıyla görüş için izin istemedim ama izin istemeyi düşünüyorum tabii. İzin alabilir miyim onu da bilmiyorum ama bir girişimimiz olacak. Yargılamam devam ettiği için vermeyebileceklerini düşündüğüm için başvurmadım.

Bir de şöyle bir zorluğu var. Orada yüze yakın insan var. Ancak 3-4 arkadaşa izin veriyorlar. Onları seçmek de kolay olmayacak. Ona gittim, buna gitmedim. O da kolay bir şey olmayacak ama ne yapalım. Gidebildiğimiz kadar öyle yapacağız” diyor.

YENİ CELSEYE NASIL HAZIRLANIYOR

Zeydan Karalar’ın da yargılandığı davanın ikinci celsesi 22 Nisan’da başlayacak. Karalar ikinci celse için şunları anlattı:

“Ben savunmamı yaptım. Beni ‘irtikaptan’ tutuklamışlardı. Bizi şikayet eden ödemelerini alamadığını, bunu alabilmek için kendisinin zorladığı öne sürülmüş. Halbuki savcılık makamı o kişinin ödemelerini aldığını kendisi tespit etmiş zaten. Savcılık makamı sordu, o kişi, ‘Ödemeleri düzenli alıyordum’ dedi. Onun üzerine ben de şikayetçiye sorum olmadığını söyledim. Çünkü siz eğer ödemenizi doğru almışsanız burada bir irtikap söz konusu değil. İhale söz konusu değil. Alındığım tarihten sonra çıkılan bir ihale yok. Açık ihalelerde belediye başkanının yapacak hiçbir şeyi yok. Yani ihale komisyon üyesi değil. Şu değil bu değil. Dolayısıyla açık ihale, hak eden yani orada şartları uygun olan herkes alır. Belediye başkanı ya da ihale komisyonu kimse ‘Ben sana bunu vermiyorum, buna veriyorum’ deme şansı yok. Dolayısıyla söz konusu ihale de yok. İrtikap da olmayınca aslında suç da suç unsuru da ortadan kalkmış oluyor.”

GÖREVE BAŞLATILMIYORUM

Tutuksuz yargılandığım için göreve dönmem gerekir. Nitekim bunun örnekleri var. İki ay, iki ay uzaklaştırma yapılıyor. Gerekçesi şuydu: Tutuklamadan dolayı biz 2 ay uzaklaştırdık. Peki tutukluluk bittikten sonra bu gerekçeyse benim göreve gelmemi engelleyen tutukluluk da ortadan kalktığına göre benim göreve iade olmam lazım.

9 Mart’ta İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nden bir yazı geldi. Yurt dışı çıkış yasağıyla serbest bırakıldığım, tutuksuz yargılamamın devam ettiği belirtiliyor, sonuçta, göreve başlamam iki ay daha uzatılmış oldu. Yazıda, niçin göreve başlatılmadığıma ilişkin bir gerekçe koymuyor. Yani ‘Şu nedenle, bu nedenle 2 ay uzaklaştırdık’ demiyor.

Bence tutukluluk gerekçesi de ortadan kalktığı için artık yazmadılar ya da başka bir düşünceyle mi yazdılar onu tam bilmiyorum. Ama sonuç itibariyle 2 ay daha uzaklaştırılmış oldum. Görevimize geri dönmeyi, bu işin çözülmesi gerektiğini hem söylüyoruz hem bekliyoruz. Çünkü Adana çok kaybetti.”

ADANA ÇOK ŞEY KAYBETTİ

Cezaevinde 212 gün yatmasıyla Adana’nın çok şey kaybettiğini Zeydan Bey belirtiyor. Neleri niçin kaybettiğini de şöyle anlattı:

“Adanamızın esas önemli iki işi vardı. Adana ile ilgili. 65 milyon Euro hibe konuşuyorduk. Dünya Bankası’ndan deprem ile ilgili gelen para vardı. Orada kalan bir miktar paramız vardı. Biz ona bir proje yaptık. Proje beğenildi. İlgili bakanlığın genel müdürüyle de konuştuk. Tam onaylanacak aşamaya geldiğinde ben tutuklandım. Kısa süre sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndaki genel müdür görevden alındı.

O hibe Adana’ya gelmedi. Adana için 65 milyon Euro yaklaşık 4 milyar lira çok çok önemli bir paraydı. Yani sonuçta Adana kaybetti. Bir bakanın onayı kalmıştı. Bakanda çok şeyi yoktu aslında. Yani benim bildiğim kadarıyla ama artık ne olduysa 65 milyon Euro başka şehre gitti. Ben 12 yıldır belediye başkanıyım. İşleyişin tamamını en ince detayına kadar biliyorum. Başkanlığa vekalet eden arkadaşımız Allah var bu süreci de iyi yönetti. Ama 12 sene belediye başkanlığı yapan birisi gibi olmaz.

O PARAYI ALMAMIZ LAZIM

Bize verilmeyen o paranın Hatay’a verildiğini söylüyorlar. O da deprem gören bizim bir ilimiz. En azından Hatay’a gitmesi iyi oldu. Çünkü o paranın geri gitme ihtimali vardı. Bize gelmedi ama komşu ilimize gitti.

Adana’nın böyle bir paraya ihtiyacı var. Suriyeliler, depremden dolayı güney bölgesine taşınan çok insan oldu. Dolayısıyla güney bölgemizde arıtma yetmiyor. Onu büyütmek gerekiyor. Onun için 50 milyon Euro lazım. Yani bir şekilde ya kredi bulacaklar ya da göreve döndüğümde ona uğraşacağım.

Dönmemek gibi bir kaygı duymuyorum. Ama tabi vakit kaybetmeden bizim arkadaşlarımızın da bunlarla ilgilenmesi gerekiyor. Zaten ilgileniyorlar. Ya hibe bulacaklar ya bir kredi bulacaklar. Çünkü, o yapılması gereken bir iş.”

SÜREÇLE İLGİLİ ENDİŞE ÇOK

Cezaevinden çıktığı için halk mutlu oldu ama süreçle ilgili endişelerini de dile getiriyorlar. Tutuklamanın devam ettiği bu dönemde bu işin nereye varacağı konusunda kaygılar çok.

İrtikap, ihale olmayınca ne irtikaptan dolayı rüşvet oluyor ne ihaleden dolayı rüşvet oluyor. Yani suçun ortadan kalktığı belirtiliyor. Ancak, yine de yargının olaya nasıl bakacağı belli olmuyor.

Zeydan Beyin de isteği, “Her şey hukuk doğrultusunda yürüsün. Başka bir şey istemiyoruz” diyor. Zeydan Bey, Silivri duruşmalarıyla ilgili gelişmeleri birbirinden farklı TV kanalarından izliyor, değerlendirmesi de şöyle oluyor:

“Her kanal aynı konuda farklı bir şey söylüyor. Birisinin söylediğinin tam tersini diğer kanal söylüyor. Vatandaş hangi kanalı izliyorsa onu doğru kabul ediyor.”