Sevgili okuyucularım, 16 yaşındaki lise öğrencisi M.E.A., Konya’da hakaret suçundan tutuklandı.
Arkadaşlarıyla birlikte 23 Aralık günü şehit asteğmen Kubilay’ı anma toplantısı düzenlemişler.
Megafonu eline alan çocuk konuşmuş:
“Yolsuzluğun, rüşvetin ve hırsızlığın başı olarak Erdoğan’ı bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak değil, kaçak sarayın hırsız sahibi olarak görüyoruz.”
Genç, heyecanlı, yurtsever bir çocuk...
Kendisini izleyen polisler tarafından hemen karakola ve oradan adliyeye götürülmüş, sulh ceza hakimi de kendisini anında tutuklamış.
Şimdi cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla bir yıldan dört yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.
Beter olsun, kitabına uydurulursa müebbet verilsin!
* * * *
Şimdi sizlere aslında hepimiz için geçerli olan bazı anımsatmalar yapayım.
Konuşurken dikkatli olun.
Hele kamuya açık bir yerde konuşuyor-sanız, birilerinin sizi mutlaka gözetlemekte olduğunu iyi bilin.
Sivil polisler tarafından ya sesiniz kaydediliyor, ya da sesli görüntüleriniz!..
Mesajlarınız, telefon konuşmalarınız “Biri bizi gözetliyor” ekibi tarafından izleniyor.
Kuşku uyandıracak en ufak bir şey varsa “Cumhurbaşkanına, başbakana, hükümete hakaretten” enselenip götürülür ve sulh ceza hakiminin karşısına çıkarılırsınız.
Büyük olasılıkla tutuklanırsınız.
* * * *
Şimdi ceza yasası değiştirildi, hükümet yeni sulh ceza mahkemeleri kurdu ve bu mahkemelere en güvendiği seçmece hakimleri atadı.
Dolayısıyla, ağzınızdan veya kaleminizden çıkan bir tek sözcük nedeniyle bile başınıza iş açılır.
Cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet üyeleri gibi çok saygın (!) kimselere bozuk çalıyor olabilirsiniz.
Aman haaa, dikkatli olun!
Örneğin öyle düşünüyor bile olsanız sakın ola ki “Hırsız cumhurbaşkanı” demeyin!
Hiçbir Bakan Bey ve çocukları için “Bunlar rüşvet yedi, malı götürdü” diye konuşmayın!
İhaleleri yandaşlara peşkeş çekip kendi adamlarına köşe döndürdüklerini söylemeyin!
Burası Türkiye abicim, böyle şeyler asla olmaz!
Bizi yönetenlerin tamamı, onların çoluk çocuğu, yakınları ve milletin a’sına koyan yandaş işadamları arasında hırsız, rüşvetçi, vurguncu olabileceğini sakın ola ki düşünmeyin!
* * * *
Hele ki şu 16 yaşındaki lise öğrencisinin söylediği sözlere bakın siz...
Yok efendim cumhurbaşkanımız yolsuzluğun, rüşvetin ve hırsızlığın başıymış da!..
Onu kaçak sarayın hırsız sahibi olarak görüyormuş da!..
Haydi canım, sen de!..
Sen ne anlarsın bu işlerden, ağzından çıkanı senin kulağın duymuyor mu?
Sen kimsin ki o koskoca büyüklerimiz için bu sözleri söylüyorsun, ayıp değil mi?
Nereden çıktın sen, in misin cin misin, yoksa geleceğin teröristi misin nesin?
Daha da suç işlersen senin ağzını yırtarım lan!..
Şimdi otur hapishanede, sonra çık mahkemelere ve bu iftiraların, bu hakaretlerin hesabını ver bakalım!
Tayyip hırsızmış, rüşvetçiymiş, sana ne be!
Dün öyle, bugün böyle!
Sevgili okuyucularım, vallaha bu Tayyip’in çelişkileri iyi bir kara mizah kitabı olur. Dün ak dediğine bugün kara diyen, dün hayır dediğine bugün evet diyen ikinci bir siyasetçi bulmak çok zor.
Geçtiğimiz çarşamba günü TÜBİTAK’ta düzenlenen törende yine kürsüye çıkıp nutuk attı...
Günde üç nutuk atması gerekiyor ya!..
Ve bu kez Türkçemize bulaşıp aynen şöyle dedi:
“Şu anda Türkçe’nin mevcut kelime haznesiyle felsefe yapamazsınız. Ya Osmanlıca, ya da İngilizce, Almanca ve Fransızca kelime ve kavramlara başvuracaksınız...”
Amacı, hayal dünyasında yaratmış olduğu Osmanlıcayı araya sokuşturmak...
Herhalde ne idüğü belirsiz Osmanlıca dilinde felsefe kitapları yazılmış olduğunu zannediyor.
* * * *
Peki ama aynı şahıs 24 Nisan 2012 günü düzenlenen “Anayasanın Dili” Sempozyumu’nda kürsüye çıkıp aynen şunları söylemişti:
“Diller arasında bir ayrıma gitmek, açık söylüyorum IRKÇILIKTIR. Zaman zaman söylüyorlar ‘Türkçe ile felsefe ve bilim yapılamaz, bilim dili kurulamaz’ diyorlar. Bunların tamamı IRKÇILIK kokan açıklamalardır. IRKÇILIK ihtiva eden (kapsayan) bir düşünüş biçimidir. Dünyadaki tüm diller gibi Türkçe de zengin kelime haznesiyle, bu dili konuşan herkese sonsuz, sınırsız, engin bir muhayyile (hayal gücü, düşünme olanağı) sunabilecek bir güce sahiptir.”
* * * *
Şimdi biz bu şahsın hangi dediğine nasıl inanacağız? Dünkü sözlerinin bugün tam tersini söyleyen Tayyip, hayal dünyasındaki çelişkileri yaşıyor, eski sözlerinin unutulduğunu zannediyor ama arşivler unutmuyor...
Ve kendisini işte böyle küçük düşürüyor.
Üstelik aynen kendi deyişiyle “Irkçılık” yapmış oluyor.
Peki ama bunu niçin yapıyor?..
Çünkü bu şahsın nutuklarını danışmanları yazıyor ve ona da kürsüye çıkıp -ne söylediğini bile bilmeden- önündeki elektronik aygıttan okumak kalıyor.
O kitap okumaz, felsefeden ve bilimden hiç anlamaz.
Harf Devrimi’nden bu yana Türkçemizle yazılmış olan binlerce felsefe-bilim kitabı var. Acaba birinden olsun haberi var mı, birini olsun okumuş mu!
Bırakın felsefe-bilim kitaplarını bir yana, son 15 yılda bir tek roman-öykü bile okumuşsa ben ne olayım!
Ülkemizi işte bu kafa yönetiyor, bu ayıp bize yeter.