PERŞEMBE’nin yazısını kaleme almak üzere masa başına oturdum. Ama içimde acaba Mansur Yavaş’ı da içeri tıkıp, ABB Başkanlığı’ndan uzaklaştıracaklar mı endişesi var. Neden olmasın dedim. Birden bu olayları eski tabiriyle “ahval-i adiye” den yani olağan görmeye başladığımı fark ettim. Utandım. Yavaş ısıtılan sıcak suda sersemlemiş kurbağaya dönmüş gibi hissettim kendimi. Sonra “her işte bir hayır vardır” diyerek gelişmeleri tevekkülle izlemeye karar verdim. Tevekkül, vekalet vermektir. Yani anlaşamadığım kişiler, bundan böyle benimle değil, vekilimle görüşsün; o neye razıysa ben de onu kabul ediyorum diye bağlayıcı beyanda bulunmaktır. “Tevekkül Allah” ise “Allah’ı kendime vekil kıldım” anlamında İslami bir deyim olup, kim ne yapıyorsa, yaptıklarıyla Allah’ın rızasını kazanmaya çalışsın, benim rızam önemsiz demektir. Galip sayılır bu yolda mağlup. IMF’NİN GÖREVİ IMF’nin Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi (Managing Director) yani baş yöneticisi iktisat doktoru Bayan Kristalina Georgieva, yakın tarihte Arjantin’i ziyaret etmiş. Gördüklerinden çok memnun kalmış. Tespitlerini sıraladıktan sonra yazısını herkese hitaben (mealen) şöyle bitirmiş: “IMF’nin görevi, ülkelerinde istikrarı yani düşük enflasyonu ve döviz dengesini sağlamak için bütçe disiplinine uyan, mali kurallara riayet eden, kurumlarını güçlendiren hükümetlere, alacakları zor kararlarda destek olmaktır. IMF’nin bu tutumu, hem onların enflasyonla mücadelesini kolaylaştırır, hem de bin bir zorlukla tesis ettikleri istikrarın kalıcı olmasını sağlar. Üstelik sürdürülebilir istikrar için alınan kararlar, iktidar seçimle değişse bile yeni hükümetleri bağlar. Bu sayede ülkeler kriz yönetme telaşından kurtulup uzun vadeli bir kalkınma stratejisi izleyebilir.” HER YİĞİT BİRAZ DELİDİR IMF Başkanı, Arjantin gezisinde elde ettiği bilgileri ve izlenimlerini şöyle anlatıyor: Sadece iki buçuk yıl önce, Arjantin tarihinin en zor ekonomik koşulları altında yaşıyordu. Bütçe sürekli açık veriyordu. Enflasyon yüzde 200’ü geçmişti. Milli gelir azalıyordu. Yoksulluk yüzde 50’yi geçmişti. Aileler aylık maaşlarının ve ömür boyu birikimlerinin her gün eridiğini görüyordu. İş insanları birkaç haftadan uzun planlama yapamıyordu. Bugün ise ortada şöyle bir tablo var: 15 yıl sonra bütçe, ilk defa iki yıl üst üste fazla vermiş. Enflasyon yüzde 30’lara inmiş. Reyting kuruluşları ülkenin notunu yükseltmiş. Uluslararası piyasalardan borçlanma maliyeti düşmüş. 45 milyar dolarlık yatırıma girişilmiş. En az bunun iki katı kadar yatırım daha sıraya girmiş. Bu başarının altında Başkan Javier Milei’nin, istikrar için aldığı zor kararlardan taviz vermeyişi ile Arjantin halkının sebatı ve dayanıklılığı var. KENDİN İÇİN AĞLA ARJANTİN Ben kısmet olup Arjantin’e gidemedim. Ama nedense o ülkeye sevgim var. En az 35 yıldır Arjantin ekonomisini izliyorum. Çok iyi iktisatçıları var. Başkan Milei’yi kastetmiyorum. O apayrı bir nebat. Yaptıkları akıllı işi değil ama müspet anlamda çok devrimci. Buna rağmen “Arjantin enflasyonun belini kırdı, düşük ve kalıcı enflasyonu da gerçekleştirecek” diyemiyorum. Aksine, bunlar günün sonunda yine cıvıtır diyorum. Sebebi de Peronizm dedikleri “himayeci sosyalist” bir ideolojinin ülkenin adeta dini haline gelmiş olmasıdır. Teknik olarak Arjantin ekonomisinin en büyük zafiyeti “sağlam bir para birimine” sahip olmayışıdır. Bunun sebebi de sürekli dış borç alıp, iç tasarrufu yurt dışına çıkarmalarıdır. Bu bakımdan bize benzetiyorum. SON SÖZ: Öz kaynak dışarı, borç kaynak içeri.