Nil SOYSAL / SÖZCÜ

Babasına büyük haksızlık yapıldığını söyleyen Tülin Alan Pekkoç, “Hayatımız kâbusa döndü. Psikolojimiz bozuldu. Son 4 yıldır tutuklu gibi yaşıyoruz” dedi

Emek­li Kor­ge­ne­ral En­gin Alan, 26 Şu­bat 2010’da tu­tuk­lan­dı. İki kez tah­li­ye edil­di. Son­ra hak­kın­da tek­rar çı­ka­rı­lan ya­ka­la­ma ka­ra­rıy­la ce­za­evi­ne gön­de­ril­di. Ön­ce Si­liv­ri, son­ra da Sin­can... Tu­tuk­luy­ken MHP’­den mil­let­ve­ki­li se­çil­di. 4 yıl­da ai­le için­de 5 ka­yıp ya­şa­dı. “Oğ­lu­m” de­di­ği si­lah ar­ka­da­şı ve da­ma­dı Emek­li Al­bay Yıl­maz Çe­ti­n’­in ce­na­ze­si­ne ka­tı­la­ma­dı. An­ne­si Ay­şe Alan ve ka­yın­va­li­de­si Fat­ma Ne­bi­ye Ye­ne­r’­in ce­na­ze­si için ce­za­evin­den özel izin­le çık­tı. Bal­yoz Da­va­sı­’n­dan 18 yıl hü­küm gi­yen En­gin Ala­n’­ın tu­tuk­lan­dı­ğı gün­den bu­gü­ne son 4 yı­lın “bi­lan­ço­”su­nu tu­tan kı­zı Tü­lin Alan Pek­koç, ai­le­ce ya­şa­dık­la­rı­nı SÖZ­CÜ­’ye an­lat­tı. İş­te o rö­por­taj­dan sa­tır baş­la­rı:

Bal­yoz di­ye bir şey yok

DE­LİL­LE­RİN sah­te­ olduğu or­ta­ya çık­tı. Bal­yoz di­ye bir şey yok ve bu­nu ar­tık her­kes bi­li­yor. En son TÜ­Bİ­TAK da raporuyla sah­te­li­ği açık­la­dı. Bu ka­dar in­sa­nı bo­şu bo­şu­na içer­de tu­tu­yor­lar.

ANA­YA­SA Mah­ke­me­si­’ne geçtiğimiz ara­lık ayın­da yap­tı­ğı­mız baş­vu­ru­nun so­nu­cu­nu hâ­lâ ala­mı­yo­ruz. Bu çok en­te­re­san de­ğil mi? Ocak 2014’te 5 BDP’­li mil­let­ve­ki­li için haf­ta so­nu te­le­fon­la ya­pı­lan gö­rüş­me­ler­le ka­ra­rı çı­ka­ran Ana­ya­sa Mah­ke­me­si, bi­zim baş­vu­ru­mu­za hâ­lâ bir ya­nıt ve­re­mi­yor!

BEN bü­tün bun­la­rın ki­şi­sel ol­du­ğu­na inan­mak is­te­mi­yo­rum. Bir dev­let böy­le yö­ne­til­mez çün­kü. Ne he­sap­lı­yor­lar, ne planlıyorlar, ka­fa­la­rı­nın için­de ne var bil­mi­yo­rum.

Ba­bam umur­sa­maz ol­du

ADA­LE­TE olan inan­cı­mı­zı kay­bet­tik. Ba­bam hiç umur­sa­mı­yor. İlk tu­tuk­lan­dı­ğın­da so­ğuk­kan­lı ol­ma­sı­na rağ­men öf­ke­liy­di. Ama za­man için­de o öf­ke, ye­ri­ni umur­sa­maz­lı­ğa bı­rak­tı. Tah­li­ye olup, ol­ma­mak umu­run­da bi­le de­ğil.

CE­NA­ZE ne­de­niy­le iki ke­re özel izin­le cezaevinden çık­tı. 24 sa­at bo­yun­ca evin için­de 5 ko­ru­may­la ya­şa­dı. Uyur­ken bi­le ko­ru­ma­lar ba­şın­da bek­le­di; ya ka­çar­sa (!) di­ye... Ce­za­evin­de yemek yi­ye­mi­yor di­ye, izin­li çık­tı­ğın­da git­tik ba­lık al­dık. Ye­me­di. Son­ra­dan an­la­dık ki ko­ru­ma­la­ra da al­mak la­zım. Git­tik on­lar için de al­dık, on­dan son­ra yi­ye­bil­di. Ger­çek­ten de ai­le­den bi­ri tu­tuk­la­nın­ca as­lın­da ai­le­ce tu­tuk­la­nı­yor­su­nuz. Biz son 4 yıl­dır tu­tuk­lu gi­bi ya­şı­yo­ruz.

Hep­si ka­ğıt­tan kap­lan­mış!

BA­BAM hap­se atıl­dık­tan son­ra TSK’­dan ne bi­zi, ne de an­ne­mi ara­yan ol­du. Ba­bam mil­let­ve­ki­li se­çi­lin­ce­ye ka­dar bu böy­le de­vam et­ti. Mil­let­ve­ki­li se­çil­dik­ten son­ra in­san­lar ara­yıp, sor­ma­ya baş­la­dı.

BAL­YO­Z’­dan tu­tuk­lu as­ker­ler dı­şa­rı­da, dı­şa­rı­da­ki­ler de içer­de ol­sa­lar­dı, on­la­rı so­nu­na ka­dar sa­vu­nur­lar­dı. En kü­çük rüt­be­li­sin­den en bü­yük rüt­be­li­si­ne ka­dar içer­de­ki as­ker­ler ger­çek as­ker­ler... Ka­ya gi­bi yü­rek var her bi­rin­de...

TSK için CHP’li Sü­heyl Ba­tum “ka­ğıt­tan kap­lan­la­r” de­di­ğin­de her­kes tepki göstermişti. Ben hiç kız­ma­dım. Ba­na gö­re de o ko­ca ko­ca pa­şa­lar bi­rer ka­ğıt­tan kap­lan­mış! Çün­kü kork­tu­lar bi­zi ara­ma­ya. Bu­nu da açık açık söy­le­di­ler: “Te­le­fon­la­rı­mız din­len­di­ği için ara­ya­ma­dı­k” de­di­ler.

TÜR­Kİ­YE za­ten BBG evi gi­bi. Ki­min te­le­fo­nu din­len­mi­yor ki? Sırf din­le­ni­yo­ruz di­ye bir hal ha­tır sor­ma­yı bi­le çok gör­dü­ler.

Vic­dan­la­rı da sız­la­ma­dı

YA­KA­LA­MA ka­ra­rı çık­tı­ğın­da biz an­nem ve ba­bam­la Ulu­da­ğ’­da ta­til­dey­dik. Sav­cı telefonla ara­dı ba­ba­mı... “Ben ai­lem­le Ulu­da­ğ’­da­yı­m” de­me­si­ne rağ­men, ay­nı sav­cı An­ka­ra­’da ev­le­ri­ne gi­dip, ka­ra­rı 81 ya­şın­da­ki an­ne­an­ne­min yü­zü­ne oku­du. An­ne­an­nem ora­da fe­na­la­şıp, am­bu­lans­la has­ta­ne­ye kal­dı­rıl­dı. 85 ya­şın­da öle­ne ka­dar da o trav­ma­yı at­la­ta­ma­dı.

HE­Pİ­Mİ­ZİN psi­ko­lo­ji­si bo­zul­du. Sırf te­ra­pi ol­sun di­ye mas­te­ra baş­la­dım. Her gün iş­ten çı­kıp, mas­ter için oku­la git­tim. Hiç kim­se­ye kim ol­du­ğu­mu söy­le­me­den, baş­ka bir or­tam­da ken­di­mi te­da­vi et­me­ye ça­lış­tım. Ama tüm bunları yaparken oğ­lu­mu ih­mal et­tim.

Oğ­lum as­ker ol­ma­ya­cak

AB­LAM ve ben ba­ba­ma has­ret bü­yü­dük. Biz ço­cuk­ken ba­bam hep dağ­lar­day­dı. Ben o yüz­den 13 ya­şım­dan iti­ba­ren ya­tı­lı okulda oku­dum. Ba­bam ge­ne­ral ol­du­ğun­da; “Bu bi­zim tes­ci­li­miz, biz ai­le­ce bir da­ha bir ara­ya ge­le­me­ye­ce­ği­z” di­ye ağ­la­dım. Tam ba­bam emek­li ol­du, onun­la da­ha çok va­kit ge­çi­re­bi­le­ce­ği­mi­zi dü­şün­dü­ğü­müz bir an­da tu­tuk­la­dı­lar. Hem ba­ba­mı, hem ha­ya­tı­mı­zı çal­dı­lar!

BE­NİM oğ­lum as­ker ol­ma­ya­cak! Bu­na as­la izin ver­mem. Ben bu ko­şul­lar­da oğ­lu­mun Tür­ki­ye­’de kal­ma­sı­nı bi­le is­te­mi­yo­rum.

NEF­RET ve kin duy­gu­la­rıy­la ha­ya­tı­nı­zı ida­me et­ti­re­bil­me­niz müm­kün de­ğil. İn­sa­nı o ka­dar yo­ru­yor ki; ne söy­len­di­ği­ni duy­ma­mak için te­le­viz­yo­nu bi­le aça­mı­yor­su­nuz. Ama bir yan­dan da bil­me­niz ge­re­ki­yor. O ne­den­le ben ar­tık Baş­ba­ka­n’­ı din­le­mek ye­ri­ne ne de­di­ği­ni oku­ma­yı ter­cih edi­yo­rum.

“He­pi­mi­zin ha­ya­tın­dan çal­dı­la­r”

Ba­ba­sı­na has­ret bü­yü­dü­ğü­nü söy­le­yen Tü­lin Alan Pek­koç, “Biz ço­cuk­ken ba­bam hep dağ­lar­day­dı. Ge­ne­ral ol­du­ğun­da ‘Bu bi­zim tes­ci­li­miz, biz ai­le­ce bir da­ha bir ara­ya ge­le­me­ye­ce­ği­z’ di­ye ağ­la­dım. Tam ba­bam emek­li ol­du, onun­la da­ha çok va­kit ge­çi­re­bi­le­ce­ği­mi­zi dü­şün­dü­ğü­müz bir an­da tu­tuk­la­dı­la­r” de­di.

Si­liv­ri­’de, oğ­lum için bi­be­ro­na koy­du­ğum ma­ma­yı ba­na içir­di­ler

“Ha­yat; ev, iş ve ha­pis­ha­ne ara­sın­da ge­çi­yo­r” di­yen Tü­lin Alan Pek­koç, 4 yıl­da ce­za­ev­le­ri­ni ve ce­za­evi ko­şul­la­rı­nı da ya­kın­dan öğ­ren­dik­le­ri­ni söy­lü­yor. Tu­tuk­lu ya­kı­nı ola­rak ya­şa­dık­la­rı­nı ise şöy­le an­la­tı­yor:

BA­BAM ilk tu­tuk­lan­dı­ğın­da ona ne ya­pa­cak­la­rı ko­nu­sun­da çok cid­di kuş­ku­la­rım var­dı. Ya uy­ku­sun­da ona bir şey ya­par­lar­sa... Ya ye­me­ği­ne ze­hir ka­tar­lar­sa gi­bi en­di­şe­ler ya­şa­dım. Ay­nı en­di­şe­le­rim bu­gün de var. Ba­bam­la ko­nuş­ma­la­rı­mız­da hiç de böy­le bir şey ol­ma­dı­ğı­nı söy­le­di. İlk gö­zal­tı­na alın­dı­ğın­da em­ni­yet­te­ bulunan po­lis­ler­den hep “Ço­cuk­la­r” di­ye söz et­ti. Çay ge­ti­rip, uyur­ken üs­tü­nü ört­müş­ler. Ba­bam bu­nu hiç unut­ma­dı, hep söylüyor.

En kö­tü yer Met­ris...

HER tu­tuk­la­ma­da ba­ba­mı ilk ön­ce Met­ri­s’­e gö­tür­dü­ler. En kö­tü ko­şul­lar Met­ri­s’­te. Ba­bam çok kö­tü bir yer ol­du­ğu­nu söy­le­di. İn­san ken­di­si­ni bo­ğu­la­cak­mış gi­bi his­se­di­yor­muş! Bu­nu ba­na Er­ge­ne­ko­n’­dan tu­tuk­la­nan, son­ra ser­best bı­ra­kı­lan bir pro­fe­sör de söy­le­miş­ti.
Sİ­LİV­Rİ­’nin iki ka­pı­sı var. İlk ön­ce Ce­za İn­faz Ku­ru­mu ya­zan ka­pı­dan gi­ri­yor­su­nuz. Ama esas ka­pı içer­de. İş­lem­le­ri­ni­zi yap­tık­tan son­ra ar­tık bu ka­pı­da­sı­nız. Müt­hiş bir itiş ka­kış ha­li. Her tür­lü suç­lu var içer­de. Hep­si­nin ya­kın­la­rıy­la bir­lik­te, kim­li­ği­ni­zi gö­rev­li­ye uzat­ma­ya ça­lı­şı­yor­su­nuz. Ne bir dü­zen, ne bir sı­ra var. Gö­ze ba­tar­sa­nız, gö­rü­şü ka­çır­ma­nız bi­le söz ko­nu­su. Ba­ba­nız­la gö­rü­şe­bil­me­niz, ora­da­ki gö­rev­li­nin iki du­da­ğı ara­sın­da...

“İ­yi­yi­m” di­yor ama...

BA­BAM ilk tu­tuk­lan­dı­ğın­da oğ­lum En­gin Ege 1.5 ya­şın­day­dı. Si­liv­ri­’de­ki ilk açık gö­rü­şe onu da gö­tür­düm. Ma­ma­sı­nı ha­zır­la­mış, bi­be­ro­nu­na koy­muş­tum. Ama ka­pı­da o bi­be­ro­nu ba­na içir­di­ler. Çok ağ­rı­ma git­miş­ti. Bi­be­ro­nun için­de ne ol­du­ğu­nu dü­şün­dük­le­ri­ni bil­mi­yo­rum. Ora­da­ki ku­ral­lar­da man­tık ara­ma­ma­yı, ita­at et­me­yi za­man­la he­pi­miz öğ­ren­dik.
HER açık gö­rüş­te ay­nı sah­ne... 30 met­re­ka­re­lik bir oda. Her­kes ora­da. En önem­li­si yer kap­mak. Ba­bam iki ya­nı boş olan bir san­dal­ye­ye otu­rup, bir ya­nı­na be­ni, bir ya­nı­na ab­la­mı alı­yor. An­nem kar­şı­sın­da­ki san­dal­ye­de... İlk söz­le­ri hiç de­ğiş­mi­yor. Di­yor ki; “Ben çok iyi­yim. Sağ­lı­ğı­ma çok iyi ba­kı­yo­rum. Her gün spo­ru­mu ya­pı­yo­rum. Ye­mek­ler ne­fis. Bu­ra­sı be­nim için Hil­ton!”

BİZ üzül­me­ye­lim di­ye öy­le ko­nu­şu­yor. Sin­ca­n’­ı Hil­ton ka­bul et­miş ola­bi­lir. Çün­kü bu­ra­da sı­cak su so­ru­nu yok ama çok so­ğuk Sin­can... Ka­lo­ri­fer bo­ru­la­rı pat­la­mış ve hâlâ ya­pıl­mı­yor. Si­liv­ri­’de içe­ri is­te­di­ği­niz ka­dar kı­ya­fet so­ka­bi­li­yor­du­nuz. Sin­ca­n’­da sa­de­ce iki ka­za­ğa izin ve­ri­yor­lar.