Fenerbahçelinin sesi sadece tribünde bağırmaktan kısılır
Sivil Toplum Kuruluşu (STK) devlete bağlı olmayan, gönüllülük esasına dayanan, kâr amacı gütmeyen ve toplumsal fayda üretmeyi hedefleyen yapılardır.
FENERBAHÇE BİR KULÜPTEN FAZLASIDIR
En büyük tartışmasına girmeden şunu söylemek yanlış olmaz.
Fenerbahçe Türkiye’nin “en etkili”, “en geniş kitleye sahip”, “en güçlü sivil yapılardan biri”dir.
Türk sporunun lokomotifi olması yanı başında.
119 yıllık kulübün bu seviyeye gelmesinde sayısız ismin emeği vardır mutlaka. Ancak aslan payı, kesintisiz 20 yıl başkanlık yapan Aziz Yıldırım’a aittir.
AZİZ YILDIRIM GELECEĞE YATIRIM YAPTI
Yıldırım, 20 yıllık süreçte kulübü her anlamda büyütmüştür.
Devlet desteği almadan yapılan tesisleri, kulübe kazandırılan arazileri ya da sportif başarıları tek tek sıralayacak değilim.
Süper Lig kulüplerinin yayın gelirlerinin hayal edemeyecekleri seviyeye çıkmasında Aziz Yıldırım’ın katkısını da hatırlatmakla yetineceğim.
Yıldırım, bir milyon üye, Fenerbahçe Üniversitesi ve Koleji projelerini hayata geçirdi.
Fenerbahçe’nin geleceğini maddi anlamda garanti altına almayı hedefleyen Fenerbank, AVM, otel ve marina projeleri de vardı Aziz Başkan’ın.
Kulübü daha da büyütmesi mümkündü ancak hepinizin malumu nedenlerle hedefler sekteye uğradı.
Yeri geldi iktidarın engellerine takıldı.
Bizzat dönemin başbakanı, tarihte ilk kez bir kulübün başkan adayının seçim vaatleri sürecindeki projelere dahil oldu.
'Gerekli izinleri, onayı aldın mı?' diye eleştirdi.
Halbuki adı üstünde proje.
Önce sunulur, ardından ilgili kişi/kurumdan onay alınır, sonra uygulamaya geçilir.
Parasını peşin ödediği araziyi bile yıllar sonra alabilen bir kulübün, bu siyasi konjonktürde projelerini hayata geçirmesi beklenemezdi.
VİZYONSUZLUK
İşin acı tarafı Aziz Yıldırım’dan sonra kulüp vizyonunu kaybetti.
Ali Koç yönetimi gelir gelmez bir milyon üye projesini rafa kaldırdı.
Üniversiteye ve koleje gereken ehemmiyeti göstermedi.
Ki sporcularının bir kısmı buralarda eğitim görüyordu.
Örneğin dünyanın tanıdığı Arda Güler, Fenerbahçe Koleji mezunudur.
Neden bu konuları hatırlatma gereği duydum?
Şöyle;
MESELE FREKANS DEĞİL
Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, göreve geleli 6 ay olmasına rağmen, Fenerbahçe FM’in frekansını, aylığı 150 bin TL’den 5 yıllığına kiraladı.
Gerekçe olarak da kulübe olan mali külfet gösterildi.
Oysa radyonun aylık maliyeti taş çatlasa 10 bin Avro.
Kulüp tarihinin en yüksek harcamalarının yapıldığı bir ara transfer döneminde; futbolculara ödenen milyonları, devasa bonservisleri geçtim…
Sadece menajerlere ödenen parayla kıyaslandığında bile bu rakam çerez parası kalır.
Bugün transferde tek kalemde gözden çıkarılan rakamlar ortadayken, Fenerbahçe’nin sesini kısmayı “tasarruf” diye anlatmak akılla izah edilemez.
Çünkü mesele frekans değil…
Mesele, neyi vazgeçilmez gördüğünüzdür.
BABA TOPRAĞI SATILMAZ
Fenerbahçe Spor kulübü, bir çok konuda ilklere imza atmış bir camia.
Türkiye’de bir spor kulübü olarak ilk televizyonu, ilk radyoyu kuran, ilk dergiyi çıkaran hatta ilk mağazayı açan kulüp.
Diğer kulüplerimiz de sonradan Fenerbahçe’nin yolundan giderek benzer adımlar attı.
Bizde baba toprağı satılmaz diye anlamlı bir söz vardır.
Bu söz, sadece bir mülkiyet meselesini değil; aidiyeti, vefayı ve kuşaklar arası emaneti anlatır.
Bu yüzden etkisi güçlü, duygusu derindir.
Fenerbahçe radyosu sadece bir yayın organı değil; bir sevdanın, bir direnişin, bir aidiyetin sesiydi aslında.
FENERBAHÇE’NİN SESİ NASIL DOĞDU?
Fenerbahçe Spor Kulübü için radyo kurma fikri, sıradan bir medya yatırımı olarak doğmadı.
Bu fikir; tribünlerin o tarifsiz coşkusundan, sokak aralarında sarı-lacivert hayaller kuran çocuklardan, yağmur çamur demeden takımının peşinden giden insanların kalbinden doğdu.
Her doğum gibi sancılı oldu.
Maddi zorluklar, teknik eksikler, bürokratik engeller…
Sanki dev bir duvarı tırmanıyor, rüzgara karşı bayrağını dikmeye çalışıyor gibiydiniz.
Ama Fenerbahçeliler için bunlar hiçbir zaman “engel” olmadı, sadece aşılması gereken birer sınavdı.
O dönem kulüp içinde görev alan yöneticiler, gönüllüler, teknik ekipler…
Hepsi aynı inançla çalıştı: Fenerbahçe’nin sesi kesilmez.
Bir stüdyo kurmak demek, sadece mikrofon almak değildi.
O mikrofonun arkasına yürek koymaktı.
Yayına çıkacak her programcı, her spiker, her teknik çalışan aslında sadece işini yapmıyordu; sevdiği kulübün kalp atışlarını milyonlara ulaştırıyordu.
Geceler boyu süren hazırlıklar, frekans arayışları, ilk yayına yetişme telaşı…
Hepsi bir hayalin gerçeğe dönüşme sancılarıydı; tıpkı meşakkatli bir yolculuktan sonra dünyaya gelen bir bebek gibi, ilk yayına kavuştuğu an tarifsiz bir sevinç yarattı.
Radyodan yükselen o ilk anons, belki teknik olarak kusursuz değildi… Ama içinde tarifsiz bir samimiyet, tertemiz bir aidiyet vardı.
Çünkü o ses, milyonların kalbinden çıkıyordu.
Fenerbahçe Radyosu; maç anlatımlarında coşkuyla ayağa kaldıran, zor günlerde teselli eden, zaferlerde gururu büyüten bir dost oldu; sanki milyonların kalbini aynı anda tutan bir nabız gibi.
Sadece skorları değil, duyguları da aktardı.
Sadece haber vermedi, bağ kurdu.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, 22 yıl önce o radyonun kurulması bir medya projesi değil; bir inancın, bir kültürün, bir direnişin, bir sevdanın hikâyesidir.
Ve o sevdanın sesi susturuldu.
BUGÜN GELİNEN NOKTA
Radyo iyi yönetilmiyor olabilir.
Kadroyu değiştirir, sponsor bulursunuz.
Çözemediniz mi?
Divan kuruluna taşırsınız konuyu.
Olmadı, taraftara sesleneceğiniz bir cümleye bakar:
Radyona sahip çık!
Kimse bunu ‘ekonomik karar’ diye pazarlamasın.
Bu, doğrudan bir vizyon meselesidir.
Bu frekans, sadece bir yayın hattı değil; kulübün hafızası, taraftarın sesi...
Getirisi ne olursa olsun, kiraya verilmesi bir mirasın, bir aidiyetin teslimi anlamına gelir.
Başka bir isim böyle bir adım atsa iş bilmezlik derdim.
Süper Kupa finalinde yağmurluk jestiyle taraftarının gönlünü fetheden, ezeli rakibinin yöneticilerini zor duruma düşüren, Kocaeli deplasmanında 'Hava soğuk, taraftarım üşümesin' deyu bere dağıtan vizyona hiç yakışmadı.
Uyuşturucu soruşturması kapsamında adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonra, taraftarın kendisine sahip çıkmasıyla ilgili 'Taraftarın, bana sahip çıkmasını ömrüm boyunca unutmayacağım' sözlerini sarf etmişti Saran.
Mehmet Akif'in 'Umar mıydın' şiirindeki dizeleler geliyor insanın aklına ister istemez.
Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bi-medlûl...
Saran'ın bazı sözlerini unuttuğu düşüncesi de.
Bunları da geçtim, Sadettin Saran gibi bir medya patronundan, Türkiye’nin ilk kulüp radyosunun sesini kısmasını beklemezdim.
Holdinginin bünyesindeki radyoları satar, kiraya verir, hibe eder, kendi bileceği konu.
Ancak Fenerbahçe Başkanıysanız mirasyedi gibi davranamazsınız.
Davranırsanız, taraftar sizden de desteğini çeker.
Adını doğru koymak lazım.
Yanlışta ısrar eden hiçbir başkan tutunamaz bu kulüpte.
Çünkü bu kulüp, sadece yönetilen bir yer değil…
Sahip çıkılan bir mirastır.
Fenerbahçe’de miras kiraya verilmez!