GabrIel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanında, Macondo kasabasının başına gelen en büyük felaket ne savaş ne de yoksulluktur; kasabaya bir gün sinsice bir “unutkanlık salgını” musallat olur. İnsanlar önce çocukluklarını, sonra nesnelerin isimlerini ve en nihayetinde kendi kimliklerini unutmaya başlarlar. Kasabanın kurucusu Jose Arcadio Buendia, bu toplumsal hafıza kaybına karşı çaresizce bir direniş başlatır. Evdeki her eşyanın üzerine küçük etiketler yapıştırır. “Bu bir masadır”, “Bu bir saattir.” Hatta işi büyütüp kasabanın girişine devasa bir tabela asar: “Tanrı vardır.” Marquez’in kurduğu o büyüleyici dünyada trajedi tam da burada derinleşir. Çünkü Jose Arcadio Buendia’nın eşyaların üzerine yazdığı o alelacele etiketler bir süre sonra anlamını yitirmeye başlar. İnsanlar yazıyı okurlar ama o kelimenin arkasındaki gerçeği, o nesneyle kurdukları yaşanmışlık bağını hatırlayamazlar. Kelimeler kalır, hafıza ve ruh uçar gider. Sonunda Macondo halkı, hayali bir gerçekliğin içinde, geçmişsiz ve geleceksiz bir boşlukta asılı kalır. Bugün CHP, tam olarak adliye koridorlarında yankılanan o buz gibi hukuki formülle, yani “mutlak butlan” kararı ile işte böyle bir sarmalın içine itiliyor. Hukuk, sıradan iptal kararlarında bugüne ve yarına müdahale eder; “bugünden sonra geçersizdir” der. Ancak butlan öyle habis, öyle zamanı yutan bir kara deliktir ki; 2023 yılının o hararetli Kasım ayına gider, kurultay salonundan girer ve tarihe şu notu düşer... “Burada yaşanan her şey bir illüzyondur. Özgür Özel o kürsüye hiç çıkmadı, delegeler hiç oy vermedi, o sandıklar hiç kurulmadı.” Bu, siyasetin Macondo usulü hafıza kaybıdır. Tek bir mahkeme ilamıyla koca 2.5 yıl tarihin “hiç yaşanmamışlar” sayfasına fırlatılıyor. Özgür Özel ve kurmayları, tıpkı Buendia gibi ellerinde etiketlerle geziyor... “Biz meşruyuz.” Fakat karşılarına hukukun o dev tabelası çıkıyor... “Bu yönetim aslında hiç var olmadı.” ★★★ Peki, bu belirsizlik sarmalında CHP’nin önünde hangi yollar var? İlk seçenek, ki bence en iyisi, “kaleyi içeriden savunmak.” Özel, 111 milletvekilinden oluşan Meclis grubunun gücünü bir kalkan gibi kullanıyor. Meclis, genel merkez binasının aksine, yasal bir statüye ve meşruiyete sahip. Kılıçdaroğlu’nun anahtarını elinde tuttuğu genel merkez yerine, Meclis kürsüsünü bir karargaha dönüştürerek meşruiyet bayrağını parlamentoda dalgalandırıyor. Bu, “biz buradayız” demenin en rasyonel yolu. İkinci seçenek, yeni bir parti kurmak. Ancak burası edebiyat dünyası değil. 2022’de değişen yasalarla, “Meclis’te grup kurarak seçime katılma” hakkı artık tarihe gömüldü. Yeni kurulan bir partinin kendi logosuyla genel seçimlere katılabilmesi için, Türkiye genelindeki illerin en az yarısında (yani en az 41 ilde) ve bu illerin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilatlanmasını tamamlamış olması şart. Yetmiyor; bu teşkilatlanmanın ardından büyük kurultayını toplamak ve seçime katılabilmek için bu kongrenin üzerinden de 6 ay geçmesini beklemek zorunda. Eğer kurultay yaptıktan 5 ay sonra bir erken seçim kararı alınırsa, sırf o 1 aylık eksiklik yüzünden YSK sizi kapıdan çeviriyor. Yeni parti, iyimser senaryoda bile 9-10 aylık bir zaman gerektiriyor. Buna bir de “Mührü Altı Ok dışında başka partiye basmam diyen” seçmen kitlelerini de ekleyin. Bu kitleyi de çok küçümsemeyin. Üçüncü seçenek, ittifak sistemi üzerinden başka bir partiyle işbirliği yapmak. Ancak 2022’de değişen Milletvekili Seçimi Kanunu ‘müşterek liste’ yasağı getirdi. Eski sistemde partiler ittifak kurup oyları ortak havuzda toplayabiliyordu. Yeni sistemde ise logolar yan yana dursa bile her parti kendi aday listesini çıkarmak zorunda. Bu noktada devreye giren ittifak içi D’Hondt sistemi de ittifak senaryosunu pratikte anlamsız kılıyor. ★★★ Nedir bu ‘matematiksel tuzak’ olan ittifak içi D’Hondt sistemi? Bir seçim çevresinde 10 vekil çıkıyor olsun. İktidar Bloğu sabit %45 alıyor; sizin ittifakınızda ise A Partisi %30, B Partisi %10 alıyor. Eski sistemde toplam %40 ile iktidar bloğu kadar vekil çıkartırdınız. Yeni sistemde ise YSK oyları birleştirmiyor. A Partisi %30 ile kendi vekillerini çıkarırken, %10 alan B Partisi barajı geçse bile vekil çıkarmaya yetecek “artık oyu” bulamıyor. O %10’luk kısım, havuzda birleşmediği için D’Hondt algoritması gereği en çok oy alan partiye, yani iktidar bloğuna gidiyor. Vekil dağılımı 6’ya 4 veya 7’ye 3 gibi sonuçlanıyor. Bu yüzden iki logolu ittifak, toplamda vekil sayısını artırmak yerine matematiksel bir intiharla sonuçlanıyor. Dördüncü seçenek ise emanet çatı formülü. Bu, ittifaktan farklı olarak Özgür Özel ve vekillerin kendi kurumsal kimliklerinden vazgeçip, seçime girme yeterliliği olan başka bir partinin (örneğin İYİ Parti veya TİP gibi) resmi aday listelerine dahil olmaları. Bu hamle, hukuken o partinin adayı olmayı gerektirir yani emanet bir çatıyı paylaşmaktır. Ancak buradaki asıl engel yasa değil, siyasi pazarlıklar ve kontenjan savaşıdır. Milliyetçi-muhafazakar bir yapıya sahip olan İYİ Parti kendi yerel tabanını küstürmemek için Özgür Özel’in güçlü figürlerine ne kadar ‘seçilebilir’ kontenjan açabilir? Ya da CHP’nin Atatürkçü, seküler ana gövdesi ile TİP’in ideolojik, sınıfçı kimliği arasındaki doku uyuşmazlığı nasıl bir sonuç doğurur? Mesela Anadolu’da muhafazakar Atatürkçü CHP’li vatandaş, ‘komünist’ gördüğü TİP’e oy verir mi? Cumhur Bloğu içinse bu hamle, kaçırılmayacak bir siyasi altın vuruş fırsatıdır. İktidar stratejistleri, Özgür Özel hareketini bu durum üzerinden ‘marjinalleşme’ ve ‘aşırı solla iş birliği’ söylemleri üzerinden kolayca yaftalayabilirler. Ancak unutulmamalıdır ki, siyasetin üzerinde sallanan o Demokles’in kılıcı yani fezlekeler, hala tepede. Meclis aritmetiği iktidar bloğuna sayısal üstünlük verse de, dokunulmazlık gizli oylamasındaki dinamikler ve vekil dayanışması işi karmaşıklaştırıyor. Öyle bir olasılıkta DEM Parti’nin alacağı tutum da bu denklemin en büyük bilinmezi. Özgür Özel sadece liderlik mücadelesi değil, varoluşsal bir hayatta kalma savaşı veriyor. Macondo’da hafıza kaybolduğunda kasaba silinip gitmişti. Özel ise ‘yok hükmünde’ sayılan bu 2.5 yıllık hafızayı, elindeki mazbata ile ete kemiğe büründürüp halka kim olduğunu, kime yetki verdiğini inatla hatırlatmaya çalışıyor.