Orta Doğu’nun ortasında bir şehir vardı. Çölde kurulmuştu ama çöle benzemiyordu.
Gökdelenleri vardı. Yapay adaları vardı.
İçinde kayak yapılan alışveriş merkezleri vardı. Dışarıda sıcaklık 46 dereceyken içeride eksi 10 derecede, penguenlerle fotoğraf çektirebileceğiniz bir yerdi.
Adı Dubai.
Bir dönem dünya finans çevrelerinde “Orta Doğu’nun İsviçre’si” diye tanımlanıyordu.
Hatta daha da iddialı olanlar vardı... “Çölün Monaco’su.”
Bir başka ifade daha vardı ki yatırımcıların kulağına müzik gibi gelirdi...
“You’re not in the Middle East.” (Orta Doğu’da değilsiniz.)
★★★
Gerçekten de öyle görünüyordu.
Şehrin 4 milyon nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı expat yani yabancı çalışanlardan oluşuyordu. Halbuki bir dönem John Steinbeck’in İnci kitabında anlatılan o şehir inci avcılığıyla geçinen minik bir köydü. Nüfusu birkaç bindi.
Ama son yıllarda dünyanın en büyük servet göçü merkezlerinden biri haline geldi.
Sadece 2024 yılında 9 bin 800 milyoner Dubai’ye taşındı. Yanlarında getirdikleri para yaklaşık 60 milyar dolardı. ABD aynı yıl 7 bin 500 milyoner çekti.
Vergi yoktu.
Bürokrasi yoktu.
Suç oranı neredeyse sıfırdı.
Gayrimenkul fiyatları 2022 ile 2025 arasında yüzde 60 arttı. Sadece Türkler bu tarihlerde 10 milyar dolarlık emlak aldı Dubai’de...
Dünyanın en büyük bankaları, hedge fonları, teknoloji şirketleri Dubai’de ofis açıyordu.
300’e yakın banka ve 100’den fazla hedge fon Dubai Uluslararası Finans Merkezi’ne yerleşmişti.
Ve şehir yılda 170’ten fazla beş yıldızlı oteli ve 19 Michelin yıldızlı restoranı ile bir tür küresel lüks fuarına dönüşmüştü.
★★★
Sonra...
15 gün geçti.
Gökyüzü değişti.
İran’dan gelen füzeler ve dron’lar Dubai semalarında görünmeye başladı.
Dubai Havalimanı kapatıldı.
Dünyanın en yüksek kulesi Burj Al Arab çevresinde patlamalar oldu.
Dubai’nin derin su limanı hedef alındı.
Körfez’deki tanker trafiği risk altına girdi.
Ve o meşhur “güvenli liman” fikri ilk kez ciddi şekilde sarsıldı.
Dubai’ye taşınan yatırımcılar panikle telefonlara sarıldı.
Singapur’daki avukatlar anlatıyor. Savaşın başlamasından sonra 20 ultra zengin müşteri arayıp tek bir soru sordu. “Paramızı ne kadar hızlı taşıyabiliriz?”
Bazıları hemen transfer istedi. Çünkü Dubai’nin bütün cazibesi aslında tek bir varsayıma dayanıyordu. Savaşlar Orta Doğu’nun başka yerlerinde olurdu.
Ama burada olmazdı.
Fakat jeopolitika bazen gayrimenkul broşürlerini okumaz.
Dubai ile İran arasındaki mesafe sadece 130 kilometre. İstanbul ile Çorlu kadar.
Yani füze için bir kahve molası mesafesi.
★★★
Bir başka sorun da ortaya çıktı.
Şehir aslında savaşa göre tasarlanmamıştı. İsrail’de olduğu gibi yaygın sığınak sistemi yoktu. Bazı güvenlik şirketleri tahliye operasyonu yaparken insanlara sığınak olarak şu notu düştü.
“Yeraltı otoparklarına, otel balo salonlarına gidin.”
Bir anda dünya finansının kalbi sayılan şehirde insanlar Google’da “Dubai’de en yakın sığınak nerede?” sorusu soruyordu.
Bunun ekonomik etkisi de hızla hissedildi.
Turizm rezervasyonlarının on binlercesi iptal edildi. Ekonomistler Orta Doğu turizminin bu yıl yüzde 27 düşebileceğini söylüyor. Bu da 56 milyar dolarlık turizm harcamasının buharlaşması demek.
Gayrimenkul piyasası ise zaten bir balonun üzerindeydi. Fiyatlar üç yılda yüzde 60 artmıştı.
Şimdi o balonun üstünde dron’lar uçuyor.
Şehir yine ayakta mı? Evet.
Trafik hâlâ var.
Plajlarda hâlâgüneşlenen insanlar var.
Ama Dubai’nin en büyük sermayesi beton değildi.
Algıydı.
“Burası Orta Doğu değil” diye pazarlanıyordu.
Çölün ortasında lüks bir şehir kurabilirsiniz. Dünyanın en yüksek gökdelenini yapabilirsiniz. İçinde kayak yapılan alışveriş merkezleri açabilirsiniz.
Ama haritayı değiştiremezsiniz.