Milletvekilleri, eski milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyelerinin kamu ya da özel hastanelerde öncelikli olarak muayeneleri, tetkik ve tedavileri gerçekleştiriliyor. O yüzden vatandaşın çektiği sıkıntıyı bilmezler.

Şimdi aralarında Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu personel dernekleri, meslek odaları bazı özel hastanelerle protokol imzalıyor, özel hastanelerde muayene ve tedavi oluyor. Bunun için Sağlık Uygulama Tebliği’ndeki (SUT) fiyatlardan Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) ödemesine ilave olarak alacakları fark ücreti üzerinden önemli oranda indirim uyguluyorlar.

PERSONEL BU DURUMDAN MEMNUN

Bu uygulamadan personelin memnun olduğunu, konuştuğum bir yetkilisi şöyle anlattı:

“İşin gerçeği, özel hastanelerden daha kolay hizmet alınıyor. Devlet hastanelerinde geç de olsa randevu alabiliyorsunuz. Ama bununla bitmiyor. Muayene olabilmek için uzun süre beklemek durumunda kalıyorsunuz. Sonra doktorun istediği tahlil ve tetkiklerde yeniden sıraya giriyorsunuz. Bunlar çıktığında yeniden randevu süreci başlıyor. Yani gününüz sıra beklemekle geçiyor. 

Özel hastanelerde doktora ulaşım kolay. İstenen kan, idrar, röntgen gibi tetkikler için çok kısa sürede size sıra geliyor, hemen ardından doktorunuza ulaşıp sonuçlar hakkında bilgilendiriliyorsunuz. Şehir hastanesi uygulamasıyla hizmetler belli yerlerde veriliyor. Bir sağlıkçı olarak Şehir Hastanesi uygulamasına karşıyım. Yerine 300-500 yataklı hastaneler yapılmış olsa bu kadar yığılma olmayacak, insanlar doktora daha rahat ulaşabilecekti.

Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği ve Bakanlık genelgeleriyle örneğin yargı ve emniyet mensuplarına muayenede öncelik tanımasına rağmen bundan sağlık personeli yararlanamıyor. Uzun süre beklemek zorunda kalıyorlar. O yüzden, doktora daha kısa zamanda ulaşım için özel hastaneleri tercih ediyor ve protokollerle özel hastanelerde muayene ve tedavi oluyoruz.”

SAĞLIK BAKANLIĞI YAPAMIYOR

Geçen yılın ocak ayında çıkarılan yönetmelikle Şehir Hastanelerinde Hastane Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. Örneğin bir doktorla ilgili idari veya disiplin işlemi yapılması gerekiyorsa buna Hastane Koordinasyon kurulu karar veriyor. Sağlık Bakanlığı sadece tespit yapıp bunu doktorun kadrosunun bulunduğu üniversite rektörlüğüne ve Hastane Koordinasyon Kuruluna bildirmekle yükümlü. Ceza verilip verilmemesine koordinasyon kurulu ve kadrosunun bulunduğu üniversite karar veriyor.

“Kötü hekimlik” olarak bilinen tıptaki adı “malpraktis” iddiası olunca Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan Mesleki Sorumluluk Kurulu iddiaları değerlendiriyor. Yaptırdığı ön inceleme sonucuna göre de soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi yönünde karar veriliyor. Türkiye’deki doktorlarla ilgili tüm iddiaları bu kurul araştırdığı için bunun altından kalkmakta zorlanıyor. Ön incelemeler hastane başhekimi ya da yardımcıları tarafından yapıldığı için bunlar asli görevlerini yapamaz hale geliyor. 

Bakanlığın, hastaneler üzerindeki yetkisi büyük ölçüde kırılmış ve disiplinsizliğin yaygınlaştığı anlatılıyor. Son dönemlerde yaygınlaşan iddialardan birisi de devlet hastanelerinde hekimlerin para aldığına ilişkin şikayetler de ulaşıyor. Devlet hastanelerinde görevli üniversite kadrosunda olan hekimlerle ilgili Sağlık Bakanlığı’nın disiplin işlemlerini yapma yetkisi yok.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN DURUMU

Üniversite hastaneleri, uzun süredir ciddi bir finansal dengesizlik içinde güçlükle ayakta kalmaya çalışıyor. Gelinen noktada birçok fakülte hastanesi, devlet tarafından zorunlu kılınan temel yükümlülükleri bile tam olarak karşılayamıyor. Bu zorunlu ödemeler yapıldıktan sonra, hizmet alımları ve tedarik ödemeleri ancak olanak kalırsa gerçekleştirilebiliyor.

Üniversite hastanelerinden alacağı bulunan firmalar, en az 11–12 ay, bazı durumlarda 18–24 ay tahsilat için bekliyor. Ortaya çıkan tablo yalnızca mali bir sorun değil. Bu gecikmeler; hizmet sürekliliğini, tedarik zincirini ve üniversite hastanelerinin günlük işleyişini doğrudan etkiliyor. Sistem, üreteni ve hizmet vereni beklemeye zorluyor. Buna karşın vergi, SGK ve diğer zorunlu yükümlülükler kesintisiz şekilde talep ediliyor. Bu koşullar altında üniversite hastanelerinin daha ne kadar taşıyabileceği belirsiz.

ÇAĞRILARI DUYAN VAR MI?

Sahada herkes aynı soruyu soruyor: Zorunlu giderlerini bile karşılayamayan fakülteler, bu ekonomik krizle nasıl başa çıkacak? Tüm bu tabloya rağmen, sorun yokmuş gibi ele alınması kaygıları daha da artırıyor. Üniversite hastanelerinin finansal dengesi, artık ertelenebilecek bir başlık olmaktan çıkmış. Bu, yalnızca fakültelerin sorunu değil. Açıkçası bu sorunları anlatması gerekenler sessiz kalıyor. Doğu Karadeniz Sağlık Turizmi Derneği Başkanı Mustafa Yılmaz, cesaret edip krizle ilgili şunları anlattı:

“Bu kriz; sağlık çalışanını, tedarik zincirini, yerli üreticiyi, hastayı doğrudan etkileyen ulusal bir meseledir. Üniversite hastanelerinin finansal yapısı zayıfladıkça; nitelikli sağlık hizmeti daralıyor, eğitim ve akademik üretim aksıyor, bölgesel sağlık eşitsizliği derinleşiyor. En önemlisi hasta, çaresiz kalıyor. Bugün bu sorun görülmezse, yarın yalnızca fakülteler değil, Türkiye’nin sağlık kapasitesi tartışılır hale gelir. Sessiz çöküşler manşet olmaz ama bedeli çok ağır olur. Bu açıklamam bir serzeniş değil, sahadan gelen bir uyarıdır.”

Acaba bunları duyan olacak mı?