Sonunda bu da oldu, Galatasaray’ın 121 yılda kazandığı 26 Lig Şampiyonluğu Kupası üzerine alacaklılar tarafından haciz konuldu. Detayları önemli değil, bu konuyu kamuoyundan  saklamak için kulüp personelini dahi yanıltan bir anlayış var karşımızda. Öyle ya; stada haciz için gelen icra memurlarına, haczin yapılacağı o sırada kapalı olan müzeyi açtırmak için ‘icra memurları Galatasaraylı, müzeyi gezecekler’ diyerek kulüpteki görevlileri uyutmaya, ayıplarını saklamaya çalışmışlar..Çok zekice bir davranış, tebrikler. Eskiden böyle bir kepazelik olsa yer yerinden oynardı. Günümüzde ne Galatasaraylılardan ne de yöneticilerden en küçük bir tepki, açıklama dahi yok. Oysa her yeni gün yeni alacaklı takipleri, hacizler yaşanmaya başlamışken. Bir zamanlar merhum Süleyman Demirel söylerdi:‘Meseleyi mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz’ diye. Bu da o hesap..Ama ‘Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner’. Nokta..

14 Eylül günü 545 yıllık Galatasaray Lisesi’nin tarihi ön bahçesinde yeni öğretim yılı açılışı sebebiyle ilk ders zilinden önce tören yapıldı. Okulun tüm sınıfları-öğrencileri ana bina önündeki alanda her okulda alışık olduğumuz sıra düzeni ile ayakta bekleyip konuşma yapan Lise Müdürü ve diğer idarecileri dinlediler, İstiklal marşımızı okudular. Buraya kadar herşey aynı okulda yıllarını geçiren bizlerin de yaşadığı törenler gibi diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. O gün, açılış seremonisinde, tüm öğrencilerin önünde, bir sıra kadife kaplı sandalyede öğrencilere sırtı dönük oturan, kendileri de Galatasaray Lisesinden mezun Galatasaraylılar Derneği Başkanı, Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı ile benim de devre arkadaşım lise müdürü dahil 12 kişi yer alıyordu. Arkadaşlar siz hiç sonra lisenin öğretmenler odası balkonundan çekilen fotoğraflara baktınız mı? Görüntüden hiç mi rahatsız olmadınız? Özellikle aynı lisede okuyup orada bulunan Başkan sıfatlı arkadaşlara bu sözüm. Kardeşleriniz ayakta iken onlara sırtı dönük oturmak size garip gelmedi mi? Şimdi yetkililer diyecekler ki; törende Kaymakam vardı, Fransa Konsolosu vardı, ondan sebep. Birader, onlar oturabilir, siz oturmamalıydınız. Hem zaten siz oturmasanız onlar da utanır oturmazdı. Bu konuda esas serzenişim sevgili lise müdürümüze. Canım kardeşim, keşke Galatasaray Spor Kulübü Divanı’nda kürsüde konuşan hatibe müdahale etmedeki hassasiyetinin bir benzerini bu konuda da gösterseydin. 12 Eylül darbesinden sonra üzerinde General kıyafetleri ile okulumuzu ziyaret eden devrin en muktediri Kenen Evren dahi biz Galatasaray Lisesi öğrencilerini böylesi bir duruma sokmamıştı. 1981 yılında sevgili İnan Abi ile birlikte malum generale okulu gezdiren ekipteydim. Yeri gelirse detaylı anlatırım o gün yaşananları ama şunu söyleyeyim şimdiden. Eskiler, abilerimiz bir başkaymış. Galiba ben bugün onların tarzını özlüyorum..

Geçtiğimiz Çarşamba günü yapılan Galatasaray Spor Kulübü divanı Eylül ayı toplantısı beklediğimiz, öngördüğümüz üzere divan başkanı Aykutalp Derkan’ın kulüp yönetim kurulu avukatlığına soyunduğu bir masal anlatısı düzeninde geçti. Divan’ın değil yönetimin başkanı Aykutalp Derkan’da bastırılmış bir hukukçu olma isteği var, görüyoruz. Hukuku hiç bilmediği, hukuktan hiç anlamadığı için hukuken zırva denecek yorumlar yapıyor. (Şimdi Derkan ‘zırvayı’ kendi hukuk bilgisi ile hakaret zannedecek. Çaktırmayın, bir müddet öyle düşünsün, sonra anlatır hukukçular kendisine ‘De minimis non curat lex’in ne olduğunu) Derkan, ne normlar hiyerarşisini biliyor, ne hukukun felsefesinden anlıyor ama olsun konuları çorba edip kendince ve işine gelen bir çıkarımda  bulunup işleri karıştırıyor. Divan başkanına önerim; yol yakınken, kazanabilirse tabi bir hukuk fakültesine kaydolması ve hukuk eğitimi alması yönünde. Belki o zaman kendi subjektif-şark kurnazlığı kokan hukuk dışı yorumlarının komikliğini anlar..Belki diyorum çünkü hukuki nosyonunu bütüncül olarak içselleştirmek belli bir yaştan sonra zor olur..Ama denesin beis yok.

Ne ilginçtir ki; son divan toplantısında komik birçok şey yaşandı ama en traji komik olanı Divan Başkanı’na kürsüdeki bir konuşmacının konuşmasını kesmesi-engellemesi için yönetim kurulu masasından gelen yazılı talimata uymadığı için daha sonra kürsüye gelen kulüp başkanı Dursun Özbek’in attığı fırçaydı. Hani ben divandan önce yazmıştım ya; Dursun Başkan’la-Divan başkanı arasında ‘ahbap çavuş’ ilişkisi var diye. İşte tam da bundan bahsetmiştim. Teşekkürler Dursun Özbek.

Kaynak olarak ekle

Oysa yönetimin payandası Divan başkanı, Dursun Özbek’in talimatıyla divan toplantısında süreyi uzatmak, asıl konuları geciktirmek, katılımcıları bıktırmak-yormak için Galatasaray’ın amatör branşlarındaki sporcuların antrenman derecelerine kadar girildi. (Bundan sonra aynı özeni, aynı amatör branş konu başlıklarını her divanda bekliyoruz. Alıştık bir kere)Bu da yetmedi hukuki tüzel kişiliği dahi olmayan yardımlaşma sandığı seçimleri konusu irdelendi, arada Sicil Kurulu Başkanı Çağatay Altınlı’nın belli ki Aykutalp’in telkiniyle konuşmasını uzattığı bölüm vardı. Altınlı uzatma talimatını son dakikada almış olacak ki aynı paragrafı 6 kez değişik yerlerde tekrarlayarak üzerine düşeni yaptı. Aferimi hak etti. Tüm bu yakışıksız düşük seviye kurnazlıklar olurken ne hikmetse aslında divan toplantısının tek gündem maddesi olan Galatasaray marka-logo kullanım hakları için hakkın kaynağı Galatasaray Lisesi ve eğitim kurumlarına yapılacak ödemeler kısmı adeta rüzgar gibi geçti, geçiştirildi. Yani konuşulmayacaklar konuşuldu, konuşulması gerekenleri konuşulmadı. Ezcümle o gün; bir Aykutalp Derkan-Dursun Özbek ortak yapımı kötü bir tiyatro izledik. Tevfik Fikret Salonu'na bu seviye pek yakışmadı. Daha üst seviyede bir oyundu hakkımız..Neyse ki bu ikilide Özbek-Derkan’da oyun bitmez. Serinin devamını da seyrederiz muhtemelen. Ama son bölümde ne olacak esas onu merak ediyorum ben. Bu işin sonunda çürük yumurta, ezik domates de var.

Galatasaray Spor Kulübü her gün Victor Osimhen’e 60.000 euro ödüyor. Muhtemelen buna vergiler, primler de eklenirse rakam daha da yüksektir. Öte yandan tüm A-takım oyuncularına da (Osimden dahil) günlük yaklaşık 750..000 euro toplam ödeme yapılıyor. (Belki de ödeme kuru dolardır emin değilim) Yanlış anlaşılmasın, bu rakamlara itirazım yok. Futbol endüstrisi bunu gerektiriyor. Bu oyuncular aldıkları ücreti çoğu zaman başarı ile orantılı olarak kazandırdıklarıyla geri ödüyorlar. İşte bu rakamların havada uçtuğu, yıllık bütçesi 400 milyon eurolara gelen Galatasaray Spor Kulübü kendisini kuran 545 yaşındaki Galatasaray Lisesi’ne Galatasaray marka kullanım bedeli olarak, hem de 30 yıl önce imzaladığı bir protokol gereğince ne ödemeyi düşünüyor biliyor musunuz? 2025 yılı için 500 bin euro, devam yıllarda minimum-ama muhtemelen her zaman yıllık 250 bin euro..Yani 2025 için günde 1.500 euro, sonrasında günde 750 euro..Başka bir deyişle 750 bin dolarlık futbolcu günlük ödemesinin binde biri..

Peki bu komik denecek rakama nasıl ulaşıldı diyeceksiniz. Hemen anlatayım. Aslinda bu rakam bir isim hakkı-royalıty sözleşmesi esasıyla hesaplanmak üzere tasarlanmıştı. Ödeme  de esas alınacak kriter Galatasaray Spor Kulübü Pazarlama A.Ş’nin cirosundan % 6.5 idi oran işin başında. Buna göre 30 milyonluk forma vesair satışı yapıldıysa yıllık 2 milyon ödenecekti eğitim için Galatasaray kurumlarına. Geçen yıl 100 milyonluk satış yapıldığı için 6.5 milyon olacaktı bu tutar. Taraflar arasındaki bu anlaşma zaman içinde hukuken geçersiz olan bir şekilde (çünkü yapılan her hukuki işlem ancak aynı yolla değiştirilir)yetki dışı, fiili yan protokollerle adeta işlevsiz hale getirildi. Bunun baş müsebbiblerinden ve bu hukuku bozanların başında yer alan Prof. Dr.Mehmet Helvacı şu anda Eğitim Vakfı adına konuyu nihayete erdirmek için toplanan masada, her taşın altından çıkan eski kulüp genel sekreteri Eray Yazgan’ın devre arkadaşı ve yılmaz savunucusu Metin Sinan Aslan Dernek başkanı sıfatıyla aynı masada.. Eğitim Vakfı başkanı Muharrem Yılmaz zaten balolar dışında ortada yok. İş sahipsiz kalınca, masada yer alan ve  sorumlu oldukları camialarına hesap vermesi gerekenler de illüzyonla Galatasaray Lisesi yerine Dursun Abi sevdasıyla hareket edince ortaya bu komik sonuç çıkıyor. İşin garibi bu arkadaşlar yüzleri kızarmadan bu günlük 750 veya 1.500 euro/dolar ödeme planını Galatasaraylılara bir zafer, bir müjde diye yutturmaya çalışıyorlar. Arkadaşlar, komik bile değilsiniz. Ahmet Yüce tek başına bu kadar parayı her yıl Galatasaray camiasının çeşitli kişi ve/veya kurumlarına tek başına cebinden veriyor. Koca Galatasaray Spor Kulübü varoluşunun temeli ve kendisine devamlı insan kaynağı yaratan bu tarihi eğitim kurumuna bu kadar komik bir ödemeyi kendine yakıştırıyor mu?..Siz Galatasaraylılar, bunu, adeta ulufe gibi verilmek istenen cüz-i bir rakamı kabul etmeyi kendinize yakıştırıyor musunuz? Frankovski, Jelert gibi hatalı transferlerde sokağa atılan milyonlara girmeyeceğim, son Ugochukwu kiralanmasındaki rakamları düşünün yeter. Ama lütfen bir düşünün..

Galatasaray camiasındaki tüm paydaş dostlara ama özellikle de yönetici koltuklarını işgal eden bugün var yarın yok olacak arkadaşlara son sözüm. Galatasaray’ın kuruluş efsanesinde bahsi geçen ve bir türbesi Macaristan’da bir türbesi lisenin arka bahçesinde olan Gül Baba’yı hatırlar mısınız? Hani  kendisi 1481 yılında Sultan Bayezid’i ağırlayan ve bugün lisenin kurulduğu o zaman orman olan arazideki kulübesinden uğurlarken de sarı-kırmızı güller hediye eden muhterem kişiyi.. O’nun Osmanlı Sultanına verdiği güllerde dikenler vardı. Yani bugünkü gibi dikensiz gül henüz yoktu. Demem o ki biz 545 yıldan beri dikenli bir gülün sarı kırmızı renklerine aşığız ve kimseye de dikensiz bir gül bahçesi vaad etmiyoruz. Ya gülü sever dikenine katlanırsınız, ya da..